Eski DT Genel Müdürü Yücel Erten: 'Sanat devletin yurttaşa borcudur'
Eski Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve Tiyatro Sanatçısı Yücel Erten, Devlet Tiyatrolarının izleyiciyle gerçek bir buluşma için yerel tiyatroları güçlendirmesi gerektiğini söyledi.
Yücel Erten
Nisa Sude Demirel
[email protected]
Ekim ayının gelmesiyle beraber tiyatrolar perdelerini yeniden açıyor. Devlet Tiyatroları 1 Ekim itibarıyla yeni sezona başlıyor. Ancak uzun süredir, özellikle de Tamer Karadağlı’nın genel müdür olarak atanmasıyla beraber, Devlet Tiyatroları repertuarından siyasi enstrüman olma hâline kadar pek çok tartışmanın konusu. Yönetici kadronun harcamaları, repertuarda çok kısıtlı yenilikler yapılması, bilet zamları, kadrolaşma, tiyatro sanatçılarının güvencesizliği... Toplumun geniş kesimleriyle tiyatroyu buluşturmanın aracı olması gereken Devlet Tiyatrolarında bugün erişilebilirlik ve tiyatroyu yaygınlaştırma, yalnızca kısmen ucuz bilet fiyatlarıyla sınırlı gibi görünüyor.
Eski Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve Tiyatro Sanatçısı Yücel Erten’le Devlet Tiyatroları’nın dönüşümünü, merkezileşmesine dair tartışmaları, kamusal sanattaki yerini konuştuk.
Yücel Erten|Fotoğraf: Burak Şentürk/Wikimedia-Commons
"Çözüm arama hantallığı kemikleşti"
Devlet Tiyatroları uzun süredir bir merkezileşme -özellikle Cumhurbaşkanlığına bağlanması gibi gelişmelerle de birlikte- ve yönetimin niteliği gibi konuş başlıklarıyla tartışma konusu oluyor. Bu anlamda Devlet Tiyatroları yönetim anlayışı bakımından nasıl bir dönüşüme uğradı?
Bir yandan büyüyüp bir yandan da merkezci anlayışı inatla sürdürmek, Devlet Tiyatrolarının yarım yüzyıllık bir aymazlığı. Yurt çapındaki bütün faaliyeti, merkezdeki bir ‘tek adam’ ile Bakanlığın belirlediği bir yönetim kurulunda toplamanın, akla yakın hiçbir tarafı yok. Bu padişahlık özentisinde, iktidara pamuk ipliği ile bağlanmış yöneticiler nitelikli komutanlar olsa ne olur, niteliksiz emir erleri olsa ne olur? Temel sorundan habersiz siyasîlerin atadığı, liyakati şüpheli birtakım Genel Müdürler, sıra sıra sadakatlerine göre göreve gelir, gider. Ve bugün halâ tanık olduğumuz gibi ‘Hangi genel müdür daha iyi?’ şeklinde ufuksuz didişmelerde gönül gezdirilir. Oysa dayatan ihtiyaç, demokratik yerinden yönetim doğrultusunda bir yeniden yapılanmadır.
Bence Devlet Tiyatroları önemli bir dönüşüme uğramadı, sadece düşünce tembelliğini ve çözüm aramaktaki hantallığını daha da kemikleştirdi.
"İlerleme gösterebilmesi için özerkliğe ihtiyaç var"
Özellikle mevcut kültür politikaları bağlamında bu dönüşüm DT repertuarını, oynanan oyunların belirlenme sürecini ve DT’nin günümüz tiyatro anlayışıyla ilerleyerek yenilenme olanağını nasıl etkiliyor? Bu dönüşümü nasıl örneklerde görüyoruz?
Bir anlamda uzak durmam istendiği için, dolayısıyla tiyatro yapma pratiğini yakından takip edemediğim için, haksızlık etmek istemem. Muhtemel ki hümanist oyunlar, iyi sahneleyişler de vardır. Ama her bir tiyatronun ilerleme gösterebilmesi, sanatsal tercihlerinde özerklik dozuna bağlıdır. Yani merkezin velâyet ve vesayetinden uzak olmak, süreli ama güvenceli yönetim yetkisi, özgürce düzenlenebilen bir repertuvar, bütçesini önceden bilmek ve istediği yönde kullanabilmek, program ve takvimde rasyonel ve eşitlikçi denetimle olur. Bu alanlarda yapısal bir dönüşüm, bir ilerleme olduğunu sanmıyorum. Olsa duyardık.
Günümüzde DT’nin tiyatroyu izleyiciyle buluşturma işlevi açısından nasıl bir konumda olduğunu düşünüyorsunuz?
İzleyiciyle buluşma konusu, ‘Oyunları kaç kişi izledi?’ sorusundan ibaret olmasa gerek. İzleyici ile gerçek bir buluşma isteniyorsa; yerelde tiyatronun kökleşip gelişebileceği hamlelere ihtiyaç vardır. Örneğin uygun bir tiyatro binası olup da, tiyatrosu olmayan illere yapılan turneler, açlığa aspirin gibidir. Taşıma suyla değirmen döndürmedir. O illerde bir planlama içinde adım adım yerleşik kadroların olması gerekecektir. Üstelik öyle 3-5 yıl görev yapıp sonra Ankara’ya İstanbul’a tayin bekleyen ödünç kadrolar değil. Orada kadrolu olacak, gözünü büyük kentlere dikmeyecek. Birikimini, sanatını, emeğini o kentte tiyatronun kökleşmesi için harcamayı göze alabilecek kadrolar. Ve elbette ki bütün bu bölgelerin yönetimleri, Bakanlığın ya da Genel Müdür’ün sultasından, baskısından korunaklı olması gerekir.
"DT akordu kaçmış gibi bir hayatı sürdürüyor"
Cumhuriyetin köklü kurumlarından biri olan Devlet Tiyatrolarının kamuya ait bir kültür kurumu olması nedeniyle ideal işleyişi, amacı ve yapılanması nasıl nitelik ve unsurlar taşımalı sizce? Kamu eliyle tiyatronun yaygınlaştırılması toplumsal açıdan ne ifade ediyor?
Tiyatro sanatının aranır, istenir, özlenir, yaşanır olması; bir toplum için çok önemlidir. Bu gerçeği, ‘acil’ notunu ekleyerek şöyle özetlemek isterim:
Sanat; devletin yurttaşına bir lûtfu, ikramı, hediyesi, bahşişi falan değildir. Sanat, devletin yurttaşına borcudur! O borç ödenmezse, küçük kız çocuklarını öldürüp dereye gömerler! Sert mi söyledim? Ama öyledir işte…
Devlet Tiyatroları bu alanda çok önemli bir enstrümandır. Ama işte gövdesi şişmiş, telleri gevşemiş, akordu kaçmış gibi bir hayatı sürdürüyor. Bir kamu kuruluşu olarak Devlet Tiyatroları’nın rasyonelleşmesi, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda kendini tazelemesi, padişahlık geleneğinden sıyrılıp çağdaş bir yörüngeye oturması gerekiyor. Aslında bu yönde çok da emek verildi. Ama maalesef bugün baktığımızda, kurum sanatçıları da yöneticiler de siyasetçiler de sahip çıkmaya, geliştirmeye niyetli görünmüyor. Kör değneğini bellemiş gibi bir yürüyüştür gidiyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et