Altın Koza’nın kısa filmlerinde ortak hafıza: Baskı, gözetleme, sıkışmışlık
Ev baskınından güvenlik kameralarına, polis çevirmesinden okul bahçesindeki dışlanmaya uzanan hikâyeler Altın Koza’nın kısa film seçkisinde buluştu.
Hazirun adlı kısa filmden bir sahne.
Rojda Ferda Yılmazoğlu
[email protected]
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin üçüncü gününde Ulusal Kısa Film Yarışması’nda yer alan filmler izleyiciyle buluştu. Farklı hikâyeler üzerinden otorite, gözetleme, polis baskısı, adalet arayışı, dışlanma ve sıkışmışlık gibi temaları ele alan filmlerin ardından yönetmen ve oyuncuların katılımıyla söyleşiler gerçekleştirildi.
Yapımlar ve gösterimlerin ardından yapılan söyleşiler, doğrudan 90’lar kuşağının içine doğduğu, büyüdüğü ve bugün bizzat deneyimlediği politik atmosferin birer hafıza kaydı niteliğinde. Filmlerin merkezinde yer alan otorite, gözetleme, polis baskısı, adalet arayışı ve sıkışmışlık hissi; salon çıkışında yapılan yönetmen ve oyuncu konuşmalarında filmlerin ardındaki gerçeklikle birleşiyor.
Seçkideki filmlerin ortak ekseni, geçmişe dönük bir dönem anlatısı kurmak yerine, geçmişten bugüne taşınan politik baskı ortamının şimdiki zamanda bireyin gündelik hayatına nasıl yansıdığını belgeliyor.
‘İstiğfar’ adalet arayışından doğdu
İstiğfar ya da Kar filminin söyleşisinde yönetmen Ecre Begüm Bayrak, seçkinin bütününe yansıyan politik iklimi ve filmin çıkış hikayesini şu sözlerle aktarıyor:
"İstiğfar nereden doğdu? Aslında şuradan doğdu diyebileceğim bir şey yok. Bugün anlatmaya çalıştığımız şey genel olarak adalet mücadelesinden bağımsız değil. Cavidan'ın yolculuğu da adalet mücadelesinden, toplumsal mücadeleden bağımsız değil. Bugün bunun adını koymak gerekiyor. Neyin içerisinde yaşıyoruz? Açık faşizm koşulları içerisinde yaşıyoruz ve aslında bugün buradaki bütün filmler de benzer temalardaydı. Biz de buradan doğru buraya neyi, nasıl yapabiliriz üretmek istedik. İstiğfar'ın doğuşu buradan gerçekleşti."
‘Gece Mesaisi’nde kamerayla gelen denetim
İş yerinde güvenlik kamerasıyla denetlenen bir resepsiyonistin sıkışmışlığını anlatan Gece Mesaisi filminin söyleşisinde yönetmen Salih Ortaçay, hikâyenin doğrudan yaşanmış bir tanıklıktan doğduğunu belirtiyor:
"Benim Emrah isminde bir arkadaşım var ve ben bir gün onu ziyarete gittiğimde kapının önünde sigara içiyorduk ve o an telefonu çaldı; arayan kişi benim kim olduğumu, orada ne aradığımı sordu. Sonra bana açıkladı tabii, patronun güvenlik kamerasından izlediğini. Ben de bunu duyar duymaz dedim ki, 'Evet, çok güzel kısa film konusu.' Direkt ben zaten otoriteye çok takık bir insanım; böyle otoriter bir tavır görünce 'Tamam, bundan film çıkar' dedim."
Filmde patron Adem karakterini canlandıran Müfit Kayacan ise otoritenin gündelik hayatı ve özel alanı nasıl işgal ettiğini şöyle açıklıyor:
"Hepimizin her gün gördüğü ve artık okuldan başlıyoruz evde otorite, otorite, gözaltı, büyük gözaltı hali. Her yerde kamera. Bugün gene farklı bir halde değiliz. Bu filmde en çok çarpan da tuvalette bile adam arayıp, yani orada bile 'Akşamları yağlı yemesek iyi olur' noktasında özel hayatımıza kadar belirlenmeye ya da baskı, mobbing gibi şeyler senaryoda benim buraya dahil olmama vesile olan diyaloglardı.
‘Hazirun’da zorunlu tanıklık
Polis baskınına uğrayan komşunun aramasına "tanık" (Hazirun) olarak çağrılan bir gencin durumunu işleyen Hazirun filminin söyleşisinde yönetmen Erol Küçük, toplumun maruz bırakıldığı zorunlu rollere değiniyor:
"Hazirunluk aslında sürekli maruz kaldığımız bir durum. Burada hazirunluğa maruz kalan kimse var mı bilmiyorum ama hazirun kelimesinin anlamını bilmeden bu tarz mevzuya maruz kalan bir sürü insan var. Çıkış noktası da aslında bizim böyle bir hikayeyi duymamızla başladı. Herkesin de bu hazirunluğa sanki mecburmuş gibi bir... Böyle bir dayatmanın mecburiyeti sanki kesinlikle orada bulunmalıyım gibi. Ama itiraz hakkımızın olduğunu anlatmaya çalıştık. İtiraz olunca da neler olduğunu hep birlikte izledik."
"Bir de bir apartman hikayesiydi aslında. Aynı apartmanda yaşayan birçok insan aslında birbirinden haberdar değil ve ertesi gün mesela o baskından sonra diğer evlerin de, diğer hazirunların da dahil olmasıyla bambaşka bir kriz çıkıyor aslında. Yani suç veya suçluluktan öte, yarın apartmanın içinde herkes birbirinin yüzüne bakacak. Böyle bir eleştirimiz olsun dedik, çektik."
‘Aşk ve Diğerleri’nde bedenin sıkışması
Polis kontrolüyle kesilen bir geceyi anlatan Aşk ve Diğerleri filminin söyleşisinde yönetmen Berna Sitera Değirmen, otorite ve baskının fiziksel boyutunu şu ifadelerle dile getiriyor:
"Aslında bedenimde fark ettiğim bir sıkışma ve kasılma hallerinin nedenini araştırırken, bunun kendi alanıma yapılan müdahalelerle, belki çocukluktan başlayarak yapılan müdahale ve baskılardan kaynaklı bir sıkışma olduğunu düşündüm. Ama bunun bireysel olmadığının ayırtına varmam; diğer insanların da aslında çok benzer bir şekilde daralan alanları, kendilerini ifade edememeleri ve mahremiyetlerinin sürekli kesintiye uğraması, hayatlarında böyle bir baskıya maruz kalmak, ortak bir şekilde kolektif yaşadığımız bedensel bir tepki bence."
"Otorite figürleri çok şey görünür gözümüzde; bir bütün, tam, eksiksiz ve çok güçlü. Biz onun karşısında kendimizi belki aciz hissedebiliriz, onların her şeyi yapmaya muktedir olduklarını düşünebiliriz ama aslında bunun böyle olmadığı, onların arzularını yaşayamadıkları için çok kırılgan oldukları... Kendi arzularını yaşayamadıkları için de başkalarının kendi arzularını yaşamalarına yönelik bir suçlama ile birlikte bunu bastırma refleksinin geliştiğini düşündüm. Buradaki kırılganlığı göstermek istedim."
‘Bir şeyin içinden geçerken’ film yapmak
Öte yandan filmde iki karakter arasında geçen "Dara xwezîyê şîn nabe" (Keşkelerin ağacı yeşermez) diyaloğu, Türkiye'deki anadil ve Kürtçe üzerine kurulan baskıyı da doğrudan görünür kıldı.
Söyleşide söz alan bir diğer konuşmacı ise filmlerin zamanlamasına ve güncel hafızaya dikkat çekiyor:
"Tam da bir şeylerin içinden geçerken, o zamanın içinden geçerken bunun eleştirisini yapmak bana çok anlamlı geliyor. Bu yüzden filmleri çok cesur buldum. Çünkü geçmişe dönüp film yapmak bana birazcık daha şey geliyor artık; yani 80 darbesinin filmini evet yapabiliriz, 90'lar da yaşananların filmini de. Bunlar da çok kıymetli ve değerli ama bir şeyin içinden geçerken yapıyor olmak cesaret veriyor ve izleyenlerle bunu paylaşmak, onlardan ortak duygular hissettiğimizi görüyor olmak hepimizi cesaretlendiriyor."
‘Yerçekimi’nde sığınacak alan arayışı
Çocukluk, dışlanma ve aidiyet meselesini ele alan Yerçekimi filminin söyleşisinde ise senarist ve yönetmen Derya Kılıç, okul bahçesinde başlayan ve senaryo revizeleriyle gelişen sığınak arayışını açıklıyor:
"Süreç ben okulda, sinema-televizyon okurken senaryo dersi almaya başladığımda ilk ortaya çıktı. Benim senaryo yazım sürecim bir üç seneyi bulmuştu. Yazdım, bitti; sonrasında işte çekemedikçe filme yeni revizeler geldi. Son seneye kadar havuz yoktu filmin içerisinde. Bir mekân olarak gördükten sonra 'Bunu filme ekleyebilir miyim?' diye düşündüm. Ama zaten çocukların kaçtıkları başka bir alan vardı; bunu havuza dönüştürdükten sonra aslında üstüne işte metafor fikirleri havuza da eklenmiş oldu."
Kısa filmlerde ortak hafıza
Altın Koza Ulusal Kısa film seçkileri;ev baskınından oteldeki güvenlik kamerasına, polis çevirmesinden okul bahçesindeki dışlanmaya kadar uzanan temaların bağımsız kurgular olmadığını gösterdi. Söyleşilerde dile getirilen anlatılar, 90’lar kuşağının büyüdüğü politik baskı iklimini geriye dönük bir nostaljiye dönüştürmeden, doğrudan içinde yaşanılan anın gerçek tanıklıkları ve güncel hafızası olarak kayda geçirdi.
Ulusal Kısa Film Yarışması Finalistleri
- Aşk ve Diğerleri – Yönetmen: Berna Sitera Değirmen
- Bir Gece Kadar Uzak – Yönetmen: Yaşar Güney Yurdakul
- Gece Mesaisi – Yönetmen: Salih Ortaçay
- Hazirun – Yönetmen: Erol Küçük
- İstiğfar ya da Kar – Yönetmen: Ecre Begüm Bayrak
- Otel – Yönetmen: Halil Tanışan
- Tarla Fareleri – Yönetmen: İlayda İşeri
- Uyuyamadım, Eve Gidiyorum – Yönetmen: Elit İşcan
- Yakın – Yönetmen: Buse Halaçoğlu
- Yerçekimi – Yönetmen: Dalya Keleş
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et