Erdal’dan bugüne: Gelecek bizim mücadelemizde
Bugün Erdal'ın bize bıraktığı en önemli şeylerden biri, mücadelenin ne kadar hayati olduğudur. O dönemin atmosferi faşist çetelere karşı birleşmeyi zorunlu kılıyordu. Bugün ise okullarımızdaki baskılar karşısında benzer bir dayanışma kurmalıyız.
Fotoğraf: Caner Gören/AA
Nisa YAŞAR
İstanbul
Resmi kayıtlara göre 25 Eylül 1961'de, gayri resmi bilgilere göre ise bundan altı ay sonra, yani 1962 Mart'ında Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde bir çocuk dünyaya geldi. Bu çocuk, mücadelesiyle bugün hala daha yolumuzu aydınlatan Erdal Eren'di. Yedi nüfuslu memur bir ailenin üçüncü çocuğuydu Erdal. Ortaokuldayken en çok ilgisini çeken yer, Şebinkarahisar'daki Halkevi'ydi. Kütüphanesindeki kitaplarla gençleri yetiştiren, tiyatro oyunları oynanan, korolarında şarkılar söylenen bir Halkevi... Cami çıkışlarında Erdal'ın da yolu buraya düşerdi. Halkevi, Erdal'ın kitaplarla buluşmasına olanak sağlayan eşsiz bir durak olmanın yanında, öğrenmenin, sormanın, tartışmanın ve yeniden üretimin de merkezi konumundaydı. Ortaokul ve lise öğrencileri buraya gider; zamanın sorunlarına, memleketin ve dünyanın gidişatına birlikte yanıt ararlardı. Erdal da o çocuklardan biriydi. Geçmişi, dönemini anlamaya ve memleketi okumaya çalışırdı. Bunun yanı sıra tiyatro oyunlarında rol de alırdı. İlk sahnesine de vakit geçirmeyi çok sevdiği Halkevi’nde çıkmıştı.
Erdal liseli bir militandı
Ve Erdal, lise çağına geldiğinde Ankara'ya taşındı. 1975 yılında Bardacık Sokak'taki evinden Yapı Meslek Lisesi'ne gidip gelmeye başlayan Erdal, Şebinkarahisar'da filizlenen merakı ve öğrenme isteğiyle Ankara'nın siyasi ortamına girmekte geç kalmadı. Erdal politik olarak örgütlü bir gençti. Kendisi bir THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) geleneğinin devamı olan TDKP (Türkiye Devrimci Komünist Partisi) militanıydı ve hayatını da partisiyle birlikte şekillendiriyordu. Aynı zamanda Ankara Ortaöğrenimliler Derneği’nde (ANOD) kitle faaliyeti sürdürüyordu. Lisede ANOD’un başlattığı parasız eğitim faaliyetlerine ve eylemlerine katıldı.
Çalışma ve faaliyetleriyle Ankara'nın bütün liselerinde sözü dinlenir bir birikime ulaşan ANOD, üniversite sınavlarının kaldırılmasını ve isteyen herkese parasız yükseköğretim hakkı verilmesini talep ediyordu. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarından kalan politik miras, memleketin bütün sokaklarında özgürlük ve demokrasi talebine dönüşerek örgütleniyordu. Erdal da Ankara Ortaöğrenimliler Derneği’nde bu direnişi arkadaşlarıyla beraber sınıflarından başlatıp, diğer liselere kadar yayarak örgütlemeye ve direnişi büyütmeye devam etti.
30 Ocak 1980, bu mücadelenin dönüm noktalarından biri oldu. Sinan Suner, Ankara Hoşdere Caddesi’nde Afganistan'da yaşanan olayları kınamak amacıyla duvara slogan yazdığı sırada bir polis tarafından vurularak katledildi. Sinan'ın bu şekilde öldürülmesi, haksızlığa karşı duran gençlik hareketinde büyük bir öfke yarattı. Bu zulme sessiz kalmayı reddeden Erdal ve arkadaşları, Sinan’ın hesabını sormak ve bu cinayeti protesto etmek amacıyla hemen ardından, 2 Şubat 1980’de Ankara’da büyük bir eylem düzenledi. Ancak bu haklı protesto, dönemin siyasi ikliminde acı bir olayla sonuçlandı. Eylem sırasında çıkan arbedede havaya sıkılan ve kimin silahından çıktığı kanıtlanamayan bir kurşun, bir askerin hayatını kaybetmesine neden oldu.
Sistemin faturayı keseceği bir isme ihtiyacı vardı; hiçbir somut delil bulunmamasına rağmen, ölen askeri Erdal'ın vurduğu iddia edildi ve Erdal bu cinayetle suçlanarak tutuklandı. 12 Eylül cuntası henüz reşit bile olmayan Erdal’ın yaşını, hukuka sığmayan bir kararla kağıt üzerinde büyüttü. O dönemin en acımasız uygulamalarından biri olarak Erdal, 13 Aralık 1980’de darağacına gönderilerek idam edildi.
Onun bıraktığı yerden mücadeleye
Bugün Erdal’ı hatırlamamızın en temel nedenlerinden biri; lise sıralarında verilen mücadelenin, ne kadar hayati olduğunu bizlere göstermiş olmasıdır. O dönemde faşist çetelerin saldırılarına karşı öğrencilerin yan yana durarak okullara topluca girip çıkmasını zorunlu kılan siyasi atmosfer, bugün de okullarımızda maruz kaldığımız baskılar karşısında benzer bir dayanışmayı gerekli kılıyor. Niteliksiz eğitim, antidemokratik uygulamalar, gençliği apolitikleştirmeye dönük politikalar ve doğrudan geleceğimize yönelen saldırılar karşısında ihtiyaç duyduğumuz irade tam olarak buradadır. Erdal’ın lise sıralarından yükselttiği eşit, parasız ve bilimsel eğitim talebi, aradan geçen yıllara rağmen güncelliğinden hiçbir şey kaybetmeden önümüzde duruyor.
2026’nın Türkiyesi’nde liseliler; derinleşen ekonomik krizin okullara yansıyan yüküyle, MESEM gibi projelerle ucuz iş gücü haline getirilme tehdidiyle ve her geçen gün daha gerici hale gelip bilimsellikten uzaklaşan bir müfredatla kuşatılmış durumda. Tam da bu yüzden Erdal’ın mücadelesi bugünün liseli gençliği için somut bir yol haritasıdır. Bize dayatılan geleceksizlik ve çaresizlik hissine karşı en güçlü panzehir, Erdal’ın Yapı Meslek Lisesi koridorlarında arkadaşlarıyla kurduğu o kararlı birlikteliktir. Bugün sınıflarda yan yana oturan her liseli, taleplerine, haklarına ve geleceğine sahip çıkma iradesini gösterdiği ölçüde Erdal’ın bıraktığı mirası yaşatmaktadır.
O günlerden bugüne uzanan bu tarihsel bağı anlayabilmek, Erdal’ın hayatında mücadelenin nasıl bir yer tuttuğunu, 80'lerdeki mücadelenin nasıl şekillendiğini ve o zamanın mücadele deneyimlerinin bugünkü mücadelemize nasıl ışık tutabileceğini daha iyi kavramak adına Kor Yayınları'nın çıkardığı Gelecek Bizimle kitabını inceleyebilirsiniz.
(Genç Hayat)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et