Mari Carmen, barınma hakkı için mücadeleye çağırıyor
Jesus De La Roza, günde ortalama 44 evin tahliye edildiği İspanya’daki barınma sorununu Evrensel için yazdı: İşçi sınıfı, barınma hakkı gibi temel bir hakkın spekülasyonuna bağlı olarak giderek artan yoksullaşmasına izin veremez vermemeli.
İspanya'da barınma hakkı eylemleri cumartesi günü de başkent Madrid'de devam etti. (Fotoğraf: AA)
Jesus De La Roza*
2021 yılından bu yana İspanya ekonomisi, Avro Bölgesi ortalamasının üzerinde bir büyüme kaydederek, Almanya, Fransa veya İtalya gibi geleneksel olarak daha güçlü diğer Avrupa ekonomilerinin büyüme oranlarının iki, hatta üç kat üstüne çıkıyor. 2026 yılı için OECD, İspanya’nın GSYİH’sinde yüzde 2.6’lık bir büyüme öngörürken, Avro Bölgesi için ise yüzde 0.7 ile yüzde 1 arasında bir büyüme tahmin ediliyor. Diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında düşük enerji fiyatları, turizmin gücü ve dünyanın en yaşlanan ülkelerinden biri olmasına rağmen göçten kaynaklanan bol işgücü ile yabancı sermaye girişi, bu büyümenin belirleyici faktörleri. İspanya’da yapısal bir sorun olan işsizlik oranı bile 2020’deki yüzde 16 seviyesinden bugün yüzde 9.87’ye gerilemiş durumda. Örneğin, 2025 yılında 600 binden fazla yeni istihdam yaratıldı.
Şirketler zengin, emekçiler yoksul
Ancak bu makroekonomik rakamların mükemmelliğine rağmen, gerçekte kârlar şirketlerin cebinde kalıyor ve işçilere ulaşmıyor. Ay sonuna zorlukla gelen ve yoksulluk ve/veya sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya kalan insanların sayısı giderek artıyor. İspanya’nın 50 milyonluk nüfusunun 12.5 milyonu bu durumda. Bu rakam AB ortalamasının 4.8 puan üzerinde ve 4.1 milyon kişi aşırı yoksulluk içinde. Özellikle endişe verici olan ise 2.6 milyon çocuk ve ergen genci (yüzde 33.8) etkileyen çocuk yoksulluğu. Bu oran, Bulgaristan ve Romanya ile birlikte Avrupa Birliği’ndeki en yüksek oran.
“Zengin” ve ekonomisi gelişen bir ülkede bu düzeyde yoksulluk nasıl mümkün olabilir? Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi, iş güvencesizliği. İstihdam edilen kişi sayısındaki artışa rağmen iş güvencesizliği ve düşük ücretlerin, birçok insanı işsiz kalma riskiyle karşı karşıya bırakması. Asgari ücretteki büyük artışa (2018’de aylık 736 avrodan 2026’da 1221 avroya çıkarıldı) rağmen enflasyon, maaş artışlarından daha hızlı artıyor.
Nüfusun bir kesiminin yoksullaşmasına katkıda bulunan bir diğer belirleyici faktör, konut ve kira fiyatlarındaki artışlar. İspanya’da barınma anayasal bir hak olmasına rağmen, gerçekte konutlar artık bir hak olmaktan çıkıp bir yatırım ve spekülasyon konusu haline gelmiş durumda. Konut fiyatları son on yılda yüzde 35, sadece son bir yılda ise yüzde 12.5 oranında arttı.
Konut satın almak imkansız hale geldi
Ortalama bir konut satın almak, ortalama bir maaşın tamamının 8 ya da 9 yıl biriktirilmesini gerektiriyor. Bazı büyük şehirlerde veya turistik yerlerde bu süre çok daha uzun. İspanya geleneksel olarak ev sahipliği kültürü olan bir ülke, ancak fiyatların artması nedeniyle nüfusun çoğunluğu için ev satın almak imkansız hale geldi ve kiralık konut talebi arttı. Bununla birlikte, İspanya’da kiralık konutların emekçilere maliyeti 10 yılda yüzde 94 artmış durumda. Bu artışın yüzde 10’u sadece son bir yılda gerçekleşti, ancak bölgeler arasında önemli farklılıklar bulunuyor.
Sonuçlar korkunç. Gençler ortalama olarak 30 yaşına kadar bağımsız yaşayamıyor ve bu, Avrupa ortalamasından dört yıl daha geç bir yaş. Birçok aile gelirlerinin yarısından fazlasını kiraya harcamak zorunda; diğer pek çok kişi, hatta aileler bile, bir evi paylaşmak zorunda kalıyor. Birkaç yıl önce bir daire kiralamaya yetecek fiyatlarla bugün bir evin içindeki tek bir oda kiralanabiliyor ve tür kiralamalar da artmış durumda. Madrid gibi yerlerde bir dairedeki odanın kirası 800 avroya kadar çıkıyor. Balear Adaları gibi turistik yerlerde pek çok kişi, bir çatı altında uyuyabilmenin tek yolu olarak karavan satın almayı tercih ediyor.
Bu durum özellikle göçmenler için ciddi bir sorun, zira bu kadar yüksek fiyatları karşılama zorluğuna ek olarak, maruz kaldıkları ayrımcılık da kiralık konutlara erişimlerini zorlaştırıyor. Aynı durum, tek ebeveynli aileler, güvencesiz işlerde çalışanlar ya da işsiz kalanlar için de geçerli.
Altı yılda 150 binden fazla evden çıkarma vakası
2020 yılından bu yana İspanya’da 150 binden fazla evden çıkarma vakası yaşandı. Bu rakam, 2014’teki 68 binden 2025’te 24 bin 500’e kadar düşmüş olsa da, hâlâ dayanılmaz derecede yüksek. Sadece bu yılın ilk çeyreğinde 4 bin 5 tahliye gerçekleşti. Bu da günde ortalama 44, yani her yarım saatte bir tahliye anlamına geliyor. Evini kaybetmenin yarattığı dramaya ek olarak, birçok durumda tahliye edilen kişilere sokakta kalmak ya da sadaka ile geçinmekten başka bir alternatif sunulmuyor.
Ve bu, 8 yıldır sol koalisyonun yönettiği bir ülkede yaşanıyor. Hükümetin bir Konut Bakanlığı kurduğu ve sorunu çözmeye yönelik bir Konut Yasası’nın kabul edildiği doğrudur. Ancak bir yandan, “gergin” bölgelerdeki kira artışlarına bir sınır getirmeyi amaçlayan yasa tamamen yetersiz ve etkisizdir, diğer yandan ise bu yasa, çoğunda iktidarda olan muhafazakar Halk Partisi’nin yönettiği Özerk Topluluklarda (federal bir ülkedeki eyaletlere benzer) uygulanmamıştır.
Şubat ayında hükümetin, savunmasız kişilerin evlerinden tahliye edilmesini önlemek amacıyla bir yasa tasarısı sunduğu da doğrudur. Ancak bu yasa, parlamentoda çoğunluğu oluşturan ve insanların refahından çok sermayenin çıkarlarını savunan sağ partilerin hepsinin muhalefeti nedeniyle kabul edilmedi. Bununla birlikte, hükümette çoğunluğu elinde bulunduran Sosyalist Parti (PSOE) de, yatırım fonlarının daha fazla konut ve binaların tamamını satın almasını engelleyen düzenlemelere çıktı.
Mari Carmen’e kadar mücadele edenler azınlıkta kalmıştı
İspanyolların bir numaralı endişesi haline gelen bu yaygın soruna rağmen, sorunun ciddiyetine yakışır bir toplumsal tepki de ortaya çıkmadı. Oysa bu durum, siyasi eylemin değil, daha çok eylemsizliğin bir sonucu. PAH (Mortgage Mağdurları Platformu) veya “Kiracılar Sendikası” olarak bilinen bazı dernekler, gösteriler ve protesto eylemleri düzenliyor, mağdur kişilere destek oluyor ve bazen başarılı olarak, etkilenen kişilerin evlerinin önünde toplanarak ve pasif direniş yoluyla tahliyeleri gerçekleştiren polisin erişimini engellemeye çalışarak tahliyeleri durdurmaya çalışıyorlar; ancak bugüne kadar genel olarak, toplumun çoğunluğundan gerçek bir destek alamayan, oldukça aktif bir azınlık oluşturdular. Ta ki Mari Carmen’in durumu ortaya çıkana kadar.
Mari Carmen, tekerlekli sandalyeyle hareket edebilen, hasta ve engelli 87 yaşında bir kadın. 71 yıldır aylık 500 avro kira ödeyerek bir evde kiracı olarak yaşıyordu. Yeni sahipler, yani bir yatırım fonu, aylık 1400 avro emekli maaşı alan bu kadının kirasını üç katından fazla artırarak 1650 avroya çıkardı. Kiracılar sendikası tahliyeyi üç kez durdurmayı başardı, ancak 23 Eylül’de Mari Carmen evinden tahliye edildi. Yüzlerce kişi tahliyeyi engellemek için sokağı, binanın girişini ve merdivenlerini işgal etti; ancak çevik kuvvet polisi göstericilere şiddetli bir şekilde müdahale etti ve daireye zorla girdi. Hatta dairenin içinde tahliyeyi engellemeye çalışan kişileri etkisiz hale getirmek için biber gazı bile kullandı. Mari Carmen evinden çıkarıldı, bir sedyeyle evinden indirildi ve hastaneye götürülmek üzere bir ambulansa bindirildi.
Mari Carmen’in durumuna benzer pek çok örnek var; ancak bu sefer, evden tahliye ve polis müdahalesi canlı olarak televizyonda yayımlandı ve bu durum, İspanya genelinde yaygın bir öfke dalgasına yol açarak, birçok şehirde kendiliğinden ortaya çıkan protesto gösterilerine neden oldu. Acaba bu bir dönüm noktası mı olacak? Bunu zaman gösterecek, ancak kesin olan şey, toplumsal tepkinin hükümeti ve siyasi partileri masaya oturmaya ve en azından savunmasız kişilerin evden çıkarılmalarını önlemek için bir çözüm bulmaya zorlamış olmasıdır.
Öfkenin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu toplumsal patlamanın, kiracı lehine bir yasal değişiklik yapılmasını ve büyük sermayeye karşı durulmasını sağlayacak kadar uzun süreli ve yaygın bir protesto hareketine dönüşüp dönüşmeyeceğini göreceğiz.
İşçi sınıfı barınma hakkından vazgeçmemeli
İşçi sınıfı, barınma hakkı gibi temel bir hakkın spekülasyonuna bağlı olarak giderek artan yoksullaşmasına izin veremez, vermemelidir. Bir emekçinin, yaşamak için gerekli asgari ihtiyaçları –ekmek, barınma, iş, sağlık ve eğitim– karşılayacak kadar kazanamaması kabul edilemez.
Bu yazıyı, Mari Carmen’in evinden tahliye edildikten sonraki gün hastaneden yaptığı şu sözlerle bitirmek istiyorum: “Evimi savunmayı başaramadım, ama başkalarının kendi evleri için mücadele etmeyi öğrenmeleri için mücadele ettim. Evim benim hayatımdı ve şimdi onu geride bırakmak zorundayım, ama bu, mücadeleye devam etmeyeceğim anlamına gelmez.” Ardından kendisine destek olan herkese ve avukatına teşekkür etti ve son olarak insanlardan tahliyelere karşı düzenlenen gösterilere katılmalarını istedi.
Mari Carmen, 87 yaşında, hasta ve evinden tahliye edilmiş olmasına rağmen mücadeleye devam eden ve hepimizi mücadelesine katılmaya çağıran, örnek alınması gereken bir kişidir. Onun örneğini takip edelim.
*Emekli eğitimci ve eski sendikacı
(Dış Haberler)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et