Bize ait yabancı: Yapay zeka
Başlangıçta doğayı denetlemek ve hayatımızı kolaylaştırmak için yarattığımız teknik sistemler, giderek bizim onların sürekliliğini sağlamak zorunda olduğumuz yapılara dönüşüyor.
Görsel: Unsplash
Tolga Yıldız
Yapay zekâdan duyduğumuz korkunun önemli bir bölümü aslında yapay zekâyla başlamıyor. Sanayi Devriminden beri makineler, motorlar, elektrik şebekeleri, elektronik sistemler, bilgisayarlar ve iletişim ağları giderek çevremizi otomatikleşmiş bir teknik dünya olarak sardı. Bugün gündelik hayatımızın çok büyük bir bölümü, tek tek insanların artık bütünüyle kavrayamayacağı kadar karmaşık altyapıların kesintisiz çalışmasına bağlı.
Yapay zekâ da gökten düşmüş yabancı bir varlık değil; tam da bu tarihsel teknik dünyanın içinden çıktı. Transistörlerin, bilgisayarların, veri ağlarının, otomasyonun ve giderek karmaşıklaşan üretim sistemlerinin devamıdır. Bu anlamda onun neyin üzerinde yükseldiğini biliyoruz: Kendi ellerimizle birkaç yüzyıldır inşa ettiğimiz teknolojik çevrenin üzerinde.
Karmaşıklığın kendi zorunluluğu
Sorun şu ki bu çevre karmaşıklaştıkça onu sürdürebilmek için daha fazla otomasyona ihtiyaç duyuyoruz. Üretim, finans, enerji, ulaşım, iletişim ve bilgi sistemleri öylesine büyük ve birbirine bağımlı hale geliyor ki bunları yalnızca insan emeği ve insan dikkatiyle yönetmek giderek güçleşiyor. Rekabet de şirketleri ve devletleri daha hızlı, daha verimli ve daha karmaşık sistemler kurmaya itiyor. Karmaşıklık arttıkça otomasyon gerekiyor; otomasyon arttıkça sistemin işleyişi tek bir insanın doğrudan kavrayışından biraz daha uzaklaşıyor.
Burada tuhaf bir tersine dönüş ortaya çıkıyor. Başlangıçta doğayı denetlemek ve hayatımızı kolaylaştırmak için yarattığımız teknik sistemler, giderek bizim onların sürekliliğini sağlamak zorunda olduğumuz yapılara dönüşüyor. Elektrik şebekesi, internet, bankacılık sistemi, lojistik ağlar veya dijital iletişim birkaç gün çalışmadığında çağdaş hayatın ne kadar hızlı aksayacağını biliyoruz. Yani artık yalnızca makineleri kullanmıyoruz; yaşayabilmek için onların oluşturduğu teknik çevrenin içinde bulunmak zorundayız.
Zihnin teknik dünyaya devri
Yapay zekâ bu süreci başka bir aşamaya taşıyor. Çünkü bugüne kadar makinelere daha çok kas gücümüzü, hesaplamayı ve rutin işlemleri devrediyorduk. Şimdi sınıflandırma, karar verme, tahmin, dil kullanımı, tasarım ve problem çözme gibi belirli zihinsel faaliyetleri de aynı teknik sisteme aktarmaya başlıyoruz. Böylece insanın yarattığı teknolojik çevre yalnızca kendi kendine çalışan değil, giderek kendi işleyişini düzenleyen bir çevre haline geliyor.
Bence yapay zekâ karşısındaki tekinsizlik duygusunun önemli bir kaynağı burada bulunuyor. Korktuğumuz şey yalnızca “bizden daha zeki bir makine” değildir. Daha derinde, kendi yarattığımız teknik dünyanın giderek bizden bağımsızlaşması, onu artık tek tek hiçbirimizin bütünüyle kavrayamaması ve buna rağmen hayatımızın neredeyse bütünüyle ona bağımlı hale gelmesi var.
Bize ait olanın yabancılığı
Bu nedenle yapay zekâ korkusu modern insanın teknoloji karşısındaki eski yabancılaşmasının yeni biçimidir. Kendi yarattığımız sistem o kadar büyüyor, karmaşıklaşıyor ve özerkleşiyor ki sonunda karşımıza bize yabancı bir güçmüş gibi çıkıyor. Oysa yapay zekâ dışarıdan gelen bir şey değil. Bizim makinelerimizin, ekonomimizin, kurumlarımızın ve birkaç yüzyıllık teknik gelişmenin içinden doğuyor.
Bizi asıl ürküten de budur: Karşımızdaki şeyin yabancı olması değil, fazlasıyla bize ait olmasıdır. Kendi ellerimizle kurduğumuz teknik dünya artık bizim tek tek anlayabileceğimizden daha karmaşık hale geliyor ve biz, onu yönetebilmek için onu daha da otomatikleştirmek zorunda kalıyoruz. Yapay zekâ da bu çelişkinin bugüne kadarki en ileri ifadesidir.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et