İsrail’in on yıllara yayılan savaş politikası: Filistinlilere cinsel şiddet ve işkence
Filistin Feminist Kolektifi, “Sömürücü Devlet: İsrail’in Filistinlilere karşı cinsel ve cinsiyete dayalı sistematik şiddeti” başlıklı rapor açıkladı. Raporda, İsrail askerlerinin cinsel şiddet yöntemleri konusunda eğitildiği belirtildi.
Fotoğraf: Pixabay
Elif Turgut
[email protected]
İsrail’in yıllardır bir savaş yöntemi olarak cinsel şiddeti nasıl sistematik bir biçimde Filistinliler üzerinde kullandığı Filistin Feminist Kolektif’in Sömürücü Devlet: İsrail’in Filistinlilere Karşı Cinsel Ve Cinsiyete Dayalı Sistematik Şiddeti Raporunda ortaya konuldu. Veriler, 1948’den 2023-2025 arasındaki sürece kadar yapılan saldırılarda, gözaltılarda cinsel şiddetin sistematikliğinin izleri belgesellerden, tanık ve hayatta kalanların ifadelerinden, 50 yıldır gizli tutulan İsrail askeri arşivlerinden, insani yardım kurumları raporlarından derlendi.
Tanıklıklar, cinsel şiddetin son iki yıl boyunca farklı zamanlarda, aralarında çeşitli gözaltı tesisleri, hapishaneler, gözaltına alınma yerleri ve hem kamusal hem de özel alanların bulunduğu birden fazla yerde gerçekleştiğini ortaya koydu. Saldırılar, askerler, hapishane gardiyanları, polis ve istihbarat görevlileri dahil olmak üzere birden fazla kuruma bağlı İsrail Kuvvetleri mensupları tarafından gerçekleştirildi.
Filistin Feminist Kolektif, 2023’ten bu yana soykırımın hızlanmasıyla birlikte cinsel saldırıların da sıklığı ve vahşetinin arttığını belirtti.
Cinsel şiddet uygulamalar için ‘eğitiliyorlar’
Raporda, İsrail ordusunun askerlerini cinsel şiddet yöntemleri konusunda eğittiğini gösteren açık kanıtlar bulunduğu vurgulandı (örneğin, köpeklerin cinsel saldırı için eğitildiği belirtildi). Bu durum, bildirilen vakaların rastgele eylemler olmadığını, Filistinlilere karşı cinsel şiddete izin veren, bunu teşvik eden, tasarlayan ve kasıtlı olarak uygulayan daha sistemik bir politikanın parçası olduğunu gösterdi. Rapora göre, cinsel saldırı iddialarıyla ilgili İsrail arşiv kayıtlarının çoğu, 50 yıllık süre eşiğinin ötesinde olmasına rağmen kapalı tutuldu veya yayımlandıktan sonra yeniden “çok gizli” olarak sınıflandırıldı.
İsrail'in cinsel şiddetinin sistemik niteliği, tanıklıkların kronolojisinde de görülüyor. Bu kronoloji, cinsel şiddetin 1948'deki Filistin Nakbası'ndan bu yana Siyonist ve İsrail askeri stratejilerine nasıl dahil edildiğini gösteriyor. 1948'de Filistinlileri topraklarından çıkarmak için bir yöntem olarak kullanılmasından 1967 Savaşı'nın ardından Filistinli gözaltı ve tutuklulara işkence etmek amacıyla cinsel nitelikli şiddet kullanılmasına ve sonrasına kadar rapor, cinsel şiddetin sıklığı ve biçimi değişmiş olsa da yerinden etme ve baskının devam eden sistematik bir aracı olarak varlığını sürdürdüğünü gösterdi.
Raporun ikinci bölümü ise geniş toplumsal cinsiyete dayalı şiddet sistemlerini ortaya koyan beş vaka çalışmasını, İsrail'in üreme sağlığı ve özgürlüğünü sistematik olarak hedef almasını, cansız bedenlere yönelik saygısızlığı, Filistinlilerin evlerine yönelik saldırıyı, Filistinli ailelerin zorla birbirinden ayrılmasını ve Gazze Şeridi'nde ev yıkımını kolaylaştırmak amacıyla yapay zekanın (AI) kullanılmasını inceledi.
2023 Ekim’den beri İsrail’in Filistinlilere karşı uyguladığı cinsel şiddet pek çok kurum tarafından raporlandı, haberleştirildi. Örneğin raporda, Mayıs 2025’te Filistin İnsan Hakları Merkezinin (PCHR), Ekim 2023 ile Ekim 2024 arasında tutuklanan, gözaltına alınan ve/veya hapsedilen Gazze’den yüz Filistinliyle yapılan görüşmelerden elde edilen tanıklıkları içeren “İşkence ve Soykırım” başlıklı bir raporu hatırlatıldı. PCHR, 7 Ekim 2023’ten bu yana Filistinli gözaltı tutuklularının dövülme, elektrik verilmesi, asılma, cinsel şiddet, son derece sıkı kelepçeleme ve zorla stres pozisyonlarında tutulma da dahil olmak üzere acımasız fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz bırakıldığını belirtti. PCHR raporu yazarları, özellikle cinsel şiddetin yeterince bildirilmediğini, utanç ve misilleme korkusu ile yaşananları açıklamanın zorlaştığını not düştü.
Rapora göre, çok sayıda Filistinli kadın, cinsel hakaret ve aşağılayıcı sözlere maruz bırakılmanın yanı sıra, zorla iç çamaşırlarına kadar veya kimi zaman tamamen soyundurulduklarını; cinsel açıdan aşağılayıcı biçimde teşhir edildiklerini, fotoğraflarının çekildiğini ve alay konusu edildiklerini bildirdi.
Temmuz 2024’te İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR), cinsel aşağılama uygulamalarının sistematik olduğunu bildirdi; bunlar arasında “gözaltı tutukluları, kafes benzeri tesislerde tutulduklarını, uzun süreler boyunca çıplak bırakıldıklarını, yalnızca bez takmaya zorlandıklarını ve tuvalete erişimlerinin engellendiğini bildirmiştir” şeklindeki vakalar da bulunuyor.
Mart 2025’te Prism Reports tarafından yayımlanan ve Kadınlar için Hukuki Yardım ve Danışmanlık Merkezi (WCLAC) tarafından yürütülen araştırma ve haberciliğe dayanan bir makalede gazeteci Kylie Cheung, tutuklanan, gözaltına alınan veya hapsedilen Filistinli kadınların çoğu vakasında cinsel aşağılama ve saldırının ortak unsurlarının bulunduğunu bildirdi: “Kadınlar herhangi bir suçlama yöneltilmeden tutuklanıyor ve idari gözaltında tutuluyor. Kadınlar arandıklarını, soyunmaya zorlandıklarını, cinsel organlarına tekrar tekrar vurulduğunu, çıplak fotoğraflarının çekildiğini ve ardından tecavüzle tehdit edildiklerini veya bazen tecavüze uğradıklarını söylüyor. İhlaller gözaltı merkezlerinde veya kontrol noktalarında, kadınların bir yerden başka bir yere hareket edebilmesinin bir koşulu olarak ya da giderek artan biçimde askerlerin gecenin ortasında evlerine baskın düzenlediği sırada gerçekleşiyor. Kadınlardan bazıları, İsrail hapishanelerinde uykuya dalmaktan korktuklarını, çünkü tecavüze uğramaktan korktuklarını söylüyor.”
Serbest bırakılan Filistinliler şiddeti anlattı
Rapora göre, Kasım 2023’teki dört günlük ateşkes sırasında gerçekleşen esir takası anlaşması kapsamında 39 Filistinli kadın ve 200’den fazla çocuk serbest bırakıldığında, kötü muamele ve cinsel aşağılama hakkında ayrıntılı anlatımların sayısında büyük bir artış yaşandı.
Rapor, İsrail Kuvvetleri’nin Filistinli kadınları, gözaltında sorgulanan erkek aile üyelerinden birine karşı bir baskı aracı olarak veya misilleme amacıyla gözaltına alması, tutuklaması ya da işkenceye maruz bırakmasının yaygın bir durum olmadığını belirtiyor. Örneğin Mart 2026’da İsrail ordusu, Batı Şeria’daki Kalkiliya kentine bir baskın düzenleyerek 16 kadını tutukladı; bu kadınların çoğu serbest bırakılmış mahkumların veya gözaltı tutuklularının eşleri ve öldürülen Filistinlilerin anneleriydi.
Cinsel aşağılama her yerde
Cinsel aşağılama vakalarının önemli bir kısmının sadece gözaltı merkezlerinde ve hapishanelerde değil dışarıda, kontrol noktalarında da gerçekleştiğine dikkat çekiliyor. Bir örnekte, Filistinli bir kadın Batı Şeria’nın Tel Rumeida mahallesindeki Tamar Kontrol Noktası’ndan geçerken erkek bir askerin pantolonunu indirerek teşhircilik yaptığını bildiriyor. Raporda cinsel nitelikli hakaretler de dahil olmak üzere sözlü taciz, Batı Şeria’daki kontrol noktalarından geçen Filistinli kadınların yaygın biçimde yaşadığı bir deneyim olduğu belirtiliyor.
Rapor, 7 Ekim 2023’ten bu yana, İsrailli askerlerin köpekleri Filistinlilere cinsel saldırıda bulunması için eğittiğine ve emrettiğine ilişkin çok sayıda rapor bulunduğuna dikkat çekiyor. 27 Haziran 2024’te Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü, “İsrail polis köpeklerinin mahkumlara ve gözaltı tutuklularına cinsel saldırıda bulunmak için vahşi ve insanlık dışı biçimde kullanıldığını doğrulayan, yakın zamanda serbest bırakılmış gözaltı tutuklularının dehşet verici tanıklıkları” hakkında bir rapor yayımladı. Köpekler tarafından cinsel saldırıya uğrayanların tanıklıkları, bu tür şiddetin kasıtlı niteliğinden sürekli olarak söz etmekte ve köpeklere tecavüz etmeleri yönünde komut verildiğine işaret ediyor.
Üreme hakkı da hedefte
Rapor İsrail’in Filistinlilerin üreme haklarını, doğum merkezlerini özel olarak hedef aldığını vurguluyor. Gazze’de, İsrail’in Ekim 2023’teki saldırısının başlangıcında düşükler yüzde 300’den fazla arttı. Yaygın yetersiz beslenme, anemi ve doğum öncesi takviyelerin bulunmaması, erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve doğum sırasında ölümcül kanama risklerini daha da artırıyor. Temiz su, regl ürünleri ve temel ihtiyaç malzemelerinin engellenmesi nedeniyle birçok kişi ev yapımı pedler kullanmaya veya regl dönemlerini durdurmak için doğum kontrol hapları almaya başvuruyor. Sezaryen ameliyatları rutin olarak anestezi olmadan gerçekleştiriliyor ve yeni anneler mamaya, bebek bezlerine, yiyecek ve suya erişemiyor. İsrail, Gazze’nin üreme sağlığı sistemini özel olarak hedef alarak doğumhaneleri, tüp bebek (IVF) birimlerini ve klinikleri yok etti. Raporda buna dair verilen örnekler arasında Aralık 2023’te İsrail’in Gazze Şehri’ndeki en büyük tüp bebek merkezi olan Al-Basma IVF Merkezi’ne düzenlediği saldırı da yer alıyor. Sıvı nitrojen tanklarını patlatan saldırı, 4 binden fazla embriyoyu yok etti.
Baskının on yıllardır değişmeyen yöntemi: cinsel şiddet ve tehdit
Cinsel şiddet on yıllardır bir savaş yöntemi olarak İsrail tarafından Filistin halkına karşı kullanıldı. Feminist Kolektifin Raporu, 1942’den beri bunun kanıtlarını ve örneklerini kronolojik bir sırayla ortaya koydu. Feminist Kolektif bu süreci şöyle anlattı: “1942 Nakba’sında 1967 Savaşı’ndan bu yana cinsel nitelikli şiddet büyük ölçüde Filistinli gözaltı ve tutuklulara yönelik cinsel işkence biçimini aldı. Cinsel işkence 1970’ler boyunca yoğunlaşmış ve bu on yılı, 2023’e kadar Filistinlilere yönelik bildirilen cinsel nitelikli şiddetin en vahşi dönemi hâline getirmiştir. 1980’lerden 2000’lere kadar İsrail’in esirlerine yönelik cinsel işkence kullanımı devam etmiştir -ceza yasalarında yapılan değişiklikler, yeni ulusal yasaların kabul edilmesi ve işkencenin gözaltındaki kişilere karşı kullanımını düzenleyen 1999 tarihli Yüksek Mahkeme kararı sonrasında sıklığı azalmış olsa da. Bu değişiklikler, uluslararası toplumun İsrail üzerindeki artan baskısının doğrudan sonucu olmuştur. Ancak tüm bu süre boyunca İsrail devleti ve askeri aygıtları, cinsel nitelikli şiddeti hesaplı bir şekilde uygulamaya devam etmiş; değişen siyasi bağlamların, kısıtlamaların ve kınamaların etrafından dolaşmak ve bunları etkisizleştirmek amacıyla taktiklerini uyarlamıştır.”
Onlarca yıl önce bile gerçekleşen bu işkenceler ve cinsel saldırılar yıllardır gizlenen askeri belgelerde yer alıyordu. 2003 yılında, İsrail’in ilk Başbakanı David Ben-Gurion’un kişisel günlüğü ile diğer gizli İsrail askeri belgeleri üzerindeki gizlilik kaldırıldı. İsrail askeri arşivlerinin gizliliğinin kaldırılması, tecavüz ve cinsel nitelikli şiddetin yalnızca gerçekleştiğine değil, aynı zamanda Nakba sırasında devletin en üst düzey liderlerinin bilgisi dahilinde sistematik ve kasıtlı olarak uygulandığına dair kanıtlar sundu. Yayımlanmasının ardından belge, 2000’li yıllarda İsrail Savunma Bakanlığı tarafından yeniden gizli olarak sınıflandırılmak üzere emir aldı.
Gizliliği kaldırılan materyalleri haberleştiren Haaretz, Ağustos 1949’da Negev’den (Naqab) genç bir Bedevi Filistinli kızın kaçırılması hakkında bir haber yayımladı. Kız, öldürülüp gömülmeden önce cinsel köleleştirmeye zorlanmış ve Nirim askeri karakolunda askerler tarafından toplu tecavüze uğramıştı. Ben-Gurion’un 22 Ağustos 1949 tarihli günlük kaydı, en üst düzey yetkililerin bu vakadan haberdar olduğunu gösteriyordu. Guiron şunları yazmıştı: “Karar verildi ve uygulandı: Onu yıkadılar, saçlarını kestiler, ona tecavüz ettiler ve onu öldürdüler.”
Rapora göre 1960’ların sonları, Filistinli gözaltı tutuklularına karşı cinsel işkencenin kullanımının ölçeği ve sıklığı açısından bir dönüm noktası oldu. 1970’li yıllar ilerledikçe, bu acımasız cinsel işkence biçimlerine yönelik uluslararası ilgi arttı. 19 Haziran 1977’de Büyük Britanya’nın Sunday Times gazetesi, “Israel and Torture” başlıklı bir “inceleme haberi” yayımladı; haberde, İsrailli yetkililerin hapsedilmeleri sırasında kendilerine işkence yaptığını iddia eden eski Filistinli mahkumlarla yapılan görüşmelere yer verildi. Kadın gözaltı tutukluları da 1970’ler boyunca yüksek sıklıkta tecavüzle tehdit edildiklerini bildirdi.
Filistinlilerin 1987 İntifadası’na (Birinci İntifada) ilişkin anlatımları, Filistinli gözaltı tutuklularına uygulanan cinsel nitelikli şiddete dair tanıklıklarla dolu olsa da, 1980’lerin sonları, artan uluslararası baskı ve yeni İsrail yasa ve düzenlemelerinin kabul edilmesi nedeniyle cinsel işkencenin sıklığında azalmaya ve bazı yöntemlerin ortadan kaldırılmasına tanıklık etti. Raporda Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) gözlemcisi Somaia Barghouti’nin, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya İlişkin Komite tarafından hazırlanan ve Kasım 1987’de BM Genel Kurulunun Kırk İkinci Oturumuna 107. gündem maddesi kapsamında sunulan bir rapor için, 1987 yılında Filistinli mahkumların, özellikle de kadınların maruz kaldığı çeşitli işkence biçimleri hakkında tanıklık ettiğine yer verdi: “İsrailli yetkililer, Filistinli Arapların geleneklerini derinden rencide eden sorgulama yöntemlerini kasıtlı olarak kullanıyordu. Örneğin, Filistinli kadınları korkutarak örgütlü siyasi faaliyetlere katılmaktan caydırmak ve ailelerindeki erkekler üzerinde baskı oluşturmak amacıyla kadın mahkumlara tecavüz ediyor veya tecavüz etmekle tehdit ediyorlardı. (...) İşgalin başlangıcında, altı günlük savaşın ardından ve 1970’lerin başlarında yaşanan tecavüz ve işkence vakaları, sorgulama sırasında cinsel şiddetin azalmasına yol açmıştı. O zamandan beri tecavüz tehditleri devam etti ve [tecavüz] nadiren gerçekleştirilse de kadın mahkumların zihninde derin yaralar bıraktı. Bununla birlikte, diğer işkence biçimleri uygulanmaya devam etti.”
İşkenceyi araştıran komisyon işkenceye hukuki boşluğu bıraktı
1987 yılında Landau Komisyonu, İsrail’in Filistinli esirlere uyguladığı işkenceyi soruşturmak amacıyla kuruldu. Komisyon, 1984 yılında bir otobüs kaçırma olayına katıldıklarından şüphelenilen iki Filistinli mahkumun, İsrail Genel Güvenlik Servisi tarafından işkence edilerek öldürüldüğü 1986 yılındaki infazların ardından oluşturuldu. Komisyon, İsrailli sorgucular tarafından kullanılan çeşitli işkence yöntemlerini ayrıntılı biçimde ortaya koyan ve bunları düzenlemeyi amaçlayan gizli bir rapor hazırladı. Ancak raporun kendisi, istihbarat topluluğu üyelerinin bu tür taktikleri daha seyrek (üç ayda bir) uygulamasına izin veren, “ölçülü fiziksel baskıya” olanak tanıyan bir hukuki boşluk yarattı. İsrail, 1986 yılında bu iki esirin öldürülmesinin ardından BM İşkenceye Karşı Sözleşme’yi onaylamış olsa da, bunu 1991 yılında bir Filistinli esirin işkence sonucu hayatını kaybetmesi izledi. Filistin Feminist Kolektif raporunda, Landau Komisyonu tarafından İsrail politikasına yerleştirilen hukuki boşlukların, işkencenin kullanılmaya devam etmesinin önünü açtığı belirtildi.
2012 yılında PCATI, 2005 ile 2012 yılları arasında tutuklanan ve/veya hapsedilen 1500 Filistinli erkek çocuk ve erkek üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi. En az altmış katılımcı (yüzde 4), İsrailli yetkililer tarafından cinsel işkence de dahil olmak üzere işkenceye ve/veya kötü muameleye maruz kaldığını bildirdi. Rapor ayrıca otuz beş zorla çıplak bırakma vakasını da içeriyordu.
Rapor 2001 ile 2016 yılları arasında Filistinlilerin, işkence iddiasıyla İsrail Adalet Bakanlığına binden fazla şikayette bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu davaların hiçbiri soruşturulmadı ve saldırıları gerçekleştiren faillerin hiçbiri hesap vermek zorunda bırakılmadı.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et