Yemen: Bölgesel savaşın kesişim noktası
Yorumlar, Yemen’in artık yalnızca kapalı bir iç savaş sahası değil; Irak, Suriye, Lübnan, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ni birbirine bağlayan daha geniş bölgesel savaşın hassas bir kesişim noktası haline geldiği görüşünde birleşiyor.
Yemen'i yöneten Husiler (Ensarullah hareketi) Kızıldeniz boyunca önemli ilerleme sağladı
Yusuf Ertaş
Yemen’de 2026 yazında yeniden alevlenen çatışmalar, on yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın sınırlarını aşarak bölgesel ve küresel bir boyut kazandı. Ensarullah (Husi) güçlerinin Taiz ve Hudeyde vilayetlerinde ilerleyerek Muha Limanı, Büyük ve Küçük Hanış adaları ile stratejik Meyun (Perim) Adası’nı kontrol altına alması, Babülmendeb Boğazı üzerindeki fiili güç dengesini değiştirdi. Bu gelişme, 2022’de BM himayesinde sağlanan ateşkesten bu yana temas hatlarında yaşanan en önemli saha değişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Çatışmalar yeniden alevlendi
Çatışmaların yeniden başlamasının doğrudan tetikleyicisi, temmuz 2026’da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze törenine katılan Mahan Air uçağının Sana Havalimanı’na inişinin engellenmesi ve Suudi savaş uçaklarının havalimanının pistlerini hedef alması oldu. Husiler buna karşılık Suudi gemilerine deniz yasağı ilan etti, petrol tankerlerini ve batı kıyısındaki askeri tesisleri hedef aldı. Ağustos-eylül döneminde Muha, Hays, Huhha ve Zubab cephelerinde operasyonların genişlemesiyle Suudi destekli Başkanlık Konseyi güçleri 120 kilometreden fazla geri çekildi.
Suudi cephesinde parçalı yapı
Yemen’in parçalı bir yapıya sahip olduğunu hatırlatmakta fayda var. Husiler, Yemen’in kuzeyini kontrol ederken Yemen’in güneyi ise Suudi Arabistan ile BAE tarafından desteklenen güçler tarafından kontrol ediliyor. BAE tarafından desteklenen ve Yemen’in güneyinin bağımsızlığını savunan Güney Geçiş Konseyi (GGK) ile Suudi Arabistan tarafından desteklenen, uluslararası alanda tanınan Yemen Başkanlık Konseyi bünyesindeki farklı askeri ve siyasi güçler arasındaki ayrışmalar, Husilere karşı mücadele eden güçlerin koordinasyonunu zayıflatan unsurlar arasında gösteriliyor. Buna yanı sıra yine BAE destekli Tarık Salih liderliğindeki Ulusal Direniş güçleri, batı kıyısındaki önemli askeri yapılardan biri olarak öne çıkıyor. Bu grupların farklı dış desteklere, yerel siyasi hedeflere ve askeri komuta yapılarına sahip olması, Husilere karşı ortak bir cephe oluşturulmasını güçleştirdi. Burada 2026 başlarında Yemen konusunda Suudi Arabistan ve BAE arasında çıkan anlaşmazlıklar sonrası BAE’nin Yemen’den çekilmek zorunda kaldığını hatırlatalım. Buna karşılık Husiler, daha merkezi bir komuta yapısı, yoğun ateş gücü ve ablukaya rağmen sahip oldukları silah ve lojistik imkanlarla sahadaki inisiyatifi ele geçirdi.
Babülmendeb’in stratejik ağırlığı
Stratejik sonuçlar ise daha geniş bir çerçeveye işaret ediyor. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği Babülmendeb’in kontrolü, Husilere deniz ulaşımı üzerinde baskı kurma imkanı sağlarken, Başkanlık Konseyi’nin bölgesel ve uluslararası aktörlerle ilişkilerini sürdürme kapasitesini de zayıflatıyor. Askeri açıdan batı kıyısının ve çevresindeki deniz alanlarının kontrol altına alınması, ablukanın aşılması açısından önemli bir lojistik mevzi sağlarken, silah kaçakçılığı güzergahlarını hedef alma imkanını da artırıyor. Bölgesel düzeyde ise bu gelişme, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimle birlikte İran-ABD-İsrail çatışmasının Kızıldeniz’e uzanan boyutunu güçlendiriyor. Husiler, Suudi gemileri dışındaki deniz trafiğini etkilemeyeceklerini açıklayarak bağımsız bir pozisyon vurgulasa da, Babülmendeb’teki gelişmeler İran’ın iki kritik boğaz üzerinden siyasi manevra alanını genişletmesine imkan sağlıyor.
Suudi Arabistan müzakere arayışına yöneldi
Bu arada Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, ABD Başkanı Donald Trump’tan Ensarullah’a karşı askeri destek istedi. Ancak Trump’ın doğrudan ABD saldırılarının gerçekleştirilmesini reddettiği ve Husilerle anlaşma yolunu tercih ettiği belirtiliyor. Lübnan merkezli El Ahbar gazetesinde, Bin Selman’ın bölge ülkelerinden de gerekli desteği bulamaması üzerine ABD, Mısır, Pakistan ve Türkiye’nin girişimleri sonucu Husilerle müzakere masasına oturma noktasına geldiğine işaret edildi. Haberde Suudi Arabistan’ın, iki hafta sürecek bir ateşkes kapsamında çatışmaların durdurulmasını ve Ensarullah liderleriyle doğrudan görüşmeler yapılmasını teklif ettiği aktarıldı. El-Ahbar’ın edindiği bilgilere göre Suudi Arabistan, Yemen ablukasını kaldırmaya ve ülkeye yardım girişine izin vermeye hazır olduğunu bildirdi.
Husiler ise “hava, kara ve deniz olmak üzere ablukanın bütün biçimleriyle sona erdirilmesini; Suudi Arabistan’ın Yemen sahnesinden askeri, güvenlik ve siyasi açıdan tamamen çekilmesini ve Suudi saldırısının Yemen kentleri ile altyapısında yol açtığı tahribatın giderilmesi için mali tazminatları ödenmesini” talep ediyor.
‘Mekke’ye saldırı’ iddiası
Suudi Arabistan, 16 Eylül 2026’da Mekke yakınlarında bir Husi İHA’sını düşürdüğünü duyurdu. Husiler ise bu iddiayı reddederek saldırıların yalnızca askeri ve petrol hedeflerine yönelik olduğunu, Mekke veya kutsal mekanların hedef alınmadığını söyledi. Husi Lideri Abdulmelik el-Husi, Suudi açıklamasını “Büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirdi. Yemen’in 12 yıldır süren saldırı ve kuşatma karşısında “zorunlu savunma” konumunda olduğunu belirten el-Husi, Suudi Arabistan’ın saldırıları durdurmasını ve ablukayı kaldırmasını talep etti.
Türkiye, Pakistan, Malezya, Hindistan, Kuveyt, Katar, Maldivler ve Cezayir’in yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği, Suudi açıklamasının ardından kınama ve tepki mesajları yayımladı. Pakistan Savunma Bakanı Hace Muhammed Asıf ise Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın uygulanma zamanının geldiğini ve İslamabad’ın Suudi Arabistan ile kutsal mekanların korunmasına yönelik taahhüdünün sürdüğünü vurguladı. Gözlemciler, Riyad’ın “Mekke’ye tehdit” söylemini İslam dünyasında Husilere yönelik tepkiyi artırmak, iç kamuoyu desteğini güçlendirmek ve bölgesel ve uluslararası destek talebini pekiştirmek amacıyla kullandığını değerlendiriyor.
Öne çıkan üç senaryo
Olası senaryolar üç ana hat üzerinden şekilleniyor. Birincisi, uzun süreli bir yıpratma savaşı: Direnişin elde ettiği kazanımları koruması, petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir ve Batı ekonomilerine yönelik enflasyonist baskıyı artırabilir.
İkincisi, doğrudan uluslararası askeri müdahale girişimi: Boğazı kontrol altına almak veya izole etmek amacıyla oluşturulabilecek bir deniz ittifakı, Kızıldeniz’i daha geniş kapsamlı bir çatışma alanına dönüştürebilir.
Üçüncüsü ise taktik geri çekilme ve kapsamlı bir uzlaşma ihtimali: Kuşatmanın kaldırılması, liman ve havalimanlarının yeniden açılması ve maaşların ödenmesi yönündeki taleplerin kabul edilmesi. Bu senaryonun önündeki temel engel ise metinde, siyonist-Amerikan ekseni ve bölgesel müttefiklerinin uzlaşmaz tutumu olarak ifade ediliyor.
Bölgesel savaşın kesişim noktasına haline geliyor
Yorumlar, Yemen’in artık yalnızca kapalı bir iç savaş sahası değil; Irak, Suriye, Lübnan, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ni birbirine bağlayan daha geniş bölgesel savaşın hassas bir kesişim noktası haline geldiği görüşünde birleşiyor. Güç dengeleri, giderek yerel hesaplardan çok bölgesel ve uluslararası gelişmelere bağlı hale geliyor. Husilerin Babülmendeb üzerindeki kontrolü kalıcı hale gelirse, deniz geçişleri, enerji koridorları ve Afrika kıyılarına uzanan nüfuz ağları üzerindeki rekabetin daha da keskinleşmesi beklenebilir. Tarih, bu boğazın yalnızca stratejik bir su yolu değil, aynı zamanda irade ve egemenlik mücadelesinin önemli simgelerinden biri olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Babülmendeb suları altında direniş lavları
Velid el-Mirdasi
Sauvt Eş-Şaab/Tunus
Emperyalist güçler direniş cephelerini kontrol altına almaya var güçleriyle çalışırken, Ortadoğu’daki ateş topu tek bir beden gibi hareket ediyor; kimi zaman İran ve Güney Lübnan’da sönümlenirken, kimi zaman Yemen’de stratejik yoğunlukta ve beklenmedik bir biçimde yeniden patlıyor. Bu durum, siyonist-Amerikan ekseninin kibrine karşı mücadelede ortak kaderi bir kez daha ortaya koyuyor.
Batı kıyısı ve Babülmendeb’de son dönemde yeniden alevlenen cepheler, Yemen iradesini Direniş Ekseni’nin mücadelelerinden uzaklaştırmayı amaçlayan “ehlileştirme” yanılsamalarını ve tecrit projelerini kesin biçimde boşa çıkarıyor. Yemen’de direniş güçlerinin bugün dayattığı “kuşatmaya kuşatmayla karşılık verme” denklemi ve bölgesel aktörlere ait petrol tesislerinin hedef alınması yalnızca askeri bir karşılık değil; Yemen halkına dayatılan yaşam kuşatmasını kıran, emperyalist çıkarların ve deniz geçişlerinin sadık bekçiliği rolünü halkların kanı pahasına üstlenen yerel araçları ve işbirlikçi rejimleri etkisizleştiren bir kurtuluş eylemidir.…
Olası sonuçlar ve açık senaryolar
Yemen’de yeniden alevlenen kriz, bölgenin tamamını jeopolitik dönüşümlerin sıcak zeminine sürükleyen son derece karmaşık ve tehlikeli bir sürece doğru ilerliyor. Krizin geleceği, sahada dayatılan güç ve kan dengelerinin belirlediği üç temel senaryo arasında şekilleniyor:
Birincisi: Uzun süreli ve bölgesel kapsamlı bir yıpratma savaşı. Bu senaryoda direnişin Babülmendeb ve batı kıyısındaki stratejik ve tarihsel kazanımına tutunması, ABD ve bölgesel müttefiklerini uzun süreli, açık ve son derece maliyetli bir caydırıcılık ve çatışma savaşına girmeye zorlayabilir. Süregelen gerilim, dünya petrol fiyatlarını rekor seviyelere taşıyarak enflasyon ve toplumsal istikrarsızlık krizini doğrudan Batılı kapitalist başkentlerin merkezine taşıyabilir; hayati enerji koridorlarını, siyonist-Amerikan ekseninin kapasitesini tüketen ve derinleşen yapısal krizini ağırlaştıran jeopolitik mayın tarlalarına dönüştürebilir.
İkincisi: Doğrudan askeri uluslararası müdahale ve su yolunun ayrıştırılması. Siyonist ve kapitalist deniz trafiğinin başarılı biçimde engellenmesinin yol açacağı Batılı histeri, deniz çatışmasını yalıtmak ve boğazı kaba güç kullanarak güvence altına almak amacıyla doğrudan uluslararası bir askeri ittifak kurulmasına yönelik çılgın bir girişimi tetikleyebilir. Böyle bir seçenek, kara savaşının karmaşıklığından ve Yemen’in iç işlerine müdahalenin maliyetinden uzak durmayı amaçlayacaktır. Bu intihar niteliğindeki seçenek, Kızıldeniz’i resmen açık ve doğrudan bir uluslararası çatışma alanına dönüştürerek halkların özgür direniş güçleri ile emperyalist savaş cephaneliklerini stratejik bir bilek güreşinde karşı karşıya getirebilir.
Üçüncüsü: Sömürgeci eksenin direnişin koşullarına zorunlu olarak boyun eğmesi. Yerel işbirlikçilerin savunma hatlarının çökmesi ve bölgenin petrol merkezlerine yönelik yoğun balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları, Riyad ve Washington’u taktik bir geri çekilmeye ve gerçek, aldatıcı olmayan bir uzlaşma arayışına zorlayabilir. Böyle bir uzlaşma yalnızca ateşkesle yetinmeyip direnişin taleplerine boyun eğmeyi gerektirecektir. Bunların başında kapsamlı kuşatmanın sona erdirilmesi, limanların ve havalimanlarının açılması ve işçi ve memurların maaşlarının, hiçbir koşul ve kısıtlama olmaksızın, yağmalanan ulusal kaynakların gelirlerinden ödenmesi geliyor. Bu senaryonun önündeki temel engel, siyonist-Amerikan çevrelerinin kibri ve kendi işbirlikçileri açısından savaşı sonuna kadar sürdürme ısrarıdır.
Hükümet güçlerinin çöküşünün nedenleri
Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi
El Arabi El Cedid
Uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı güçlerin çöküşü ve ülkenin güneybatı kıyısı boyunca 120 kilometreden fazla geri çekilmesi, bir dizi dış ve iç faktörle bağlantılı. Bunların başında son yıllarda Yemen’de Suudi Arabistan ile BAE arasındaki rekabet ve Husilere karşı savaşan silahlı güçler arasındaki anlaşmazlık ve çatışmalar geliyor. Bu durum, farklı hedefler, bağlılıklar ve çıkarların çatışması nedeniyle birleşik bir Yemen ordusunun kurulmasını engelledi.
Bu rekabetin sonucunda Yemen, Husilere karşı savaşan ittifak içindeki güçler arasında çok sayıda silahlı çatışmaya sahne oldu. Bu çatışmalar 2019’daki Aden olaylarıyla başladı ve 2026’nın başlarında BAE tarafından desteklenen Güney Geçiş Konseyi güçlerinin, Suudi Arabistan tarafından desteklenen uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı güçlerin el-Mehra ve Hadramut vilayetlerinden çıkarmaya çalışmasıyla yaşanan silahlı çatışmalara kadar uzandı. Süreç, Suudi Arabistan’ın askeri müdahalesiyle sonuçlandı. Müdahalenin ardından Güney Geçiş Konseyi’nin feshedildiği ilan edildi. Ancak Konsey’e bağlı silahlı yapıların tümü fiilen dağılmadı. BAE ise Ocak 2026’da Yemen’den çekildiğini duyurdu.
…
Husilerin Yemen’in Kızıldeniz kıyısının geniş bir bölümünü ve Babülmendeb Boğazı’nı kontrol altına alması ile uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetine bağlı “Ulusal Direniş” güçlerinin hızla çökmesi, yerel ve bölgesel güç dengelerinde önemli bir değişime işaret ediyor. Bu gelişmenin Yemen hükümetinin hem ülke içindeki hem de uluslararası alandaki konumu üzerinde önemli sonuçları olacaktır.
Bu değişimin etkileri, deniz geçişleri, ticaret güzergahları ve enerji taşımacılığı üzerindeki kontrol mücadelesi de dahil olmak üzere bölgede devam eden genel mücadeleye yansıyor. İran’a karşı yürütülen savaşın ardından bu güzergahların kontrolü, bölgesel ve uluslararası rekabetin başlıca hedeflerinden biri haline geldi.
Husilerin Babülmendeb Boğazı’nı ve Yemen’in Kızıldeniz kıyılarının büyük bölümünü kontrol altına almasının, Kızıldeniz ve Aden Körfezi üzerinden Afrika kıyılarına doğru uzanan, deniz aşırı bir nüfuz ağı oluşturması ve bu nüfuz alanı üzerindeki rekabetin kızışmasına yol açması halinde, söz konusu değişim daha da büyük önem kazanacaktır.
Bölgesel savaş Yemen’de güç dengelerini yeniden şekillendiriyor
El Arab
Bölgesel gerilim benzeri görülmemiş seviyelere taşınırken, Yemen iki kat stratejik önem kazandı; bu yalnızca dünyanın en önemli deniz geçişlerinden birine bakan coğrafi konumu nedeniyle değil, aynı zamanda içindeki etkin tarafların doğrudan daha geniş bölgesel çatışma hatlarıyla bağlantılı hale gelmesi nedeniyle de böyledir. Bu anlamda Yemen’in geleceği artık yalnızca kendi sınırları içinde belirlenmiyor; büyük ölçüde tüm bölgedeki değişen dengelere bağlı hale gelmiş durumda.
Yemen, on yıldan fazla süren iç çatışmanın sınırlarını aşan yeni ve kritik bir aşamaya tanıklık ediyor; bir yanda İran, diğer yanda ABD ve İsrail arasında tırmanan savaşla bağlantılı daha geniş bölgesel dönüşümler çerçevesine giriyor. Artık geleneksel sahalarla sınırlı olmayan bu savaş, Ortadoğu’daki denge haritasını yeniden çizdi ve Yemen’i bu uzayan çatışmanın en hassas ve en karmaşık sahalarından biri haline getirdi.
Bu bağlamda Yemen’deki savaş artık yalnızca iç taraflar arasında bir çatışma değil; Irak, Suriye ve Lübnan’dan Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ne kadar birçok bölgesel cepheyi birbirine bağlayan daha geniş bir askeri ve siyasi etkileşimler ağının parçası haline geldi. Çatışma alanı genişledikçe Yemen, yerel ve bölgesel hesapların kesiştiği, çıkarların iç içe geçtiği ve nüfuz hatlarının birbirine karıştığı bir kesişim sahası olarak öne çıktı; Yemen toprakları giderek bölgedeki yeni güç dengelerinin test edildiği bir alana dönüşüyor.
ABD, Mısır ve Türkiye’nin önerisi ile bin Selman ‘Ensarullah’ ile diyalog talep etti
El-Ahbar
Lübnan
El-Ahbar, konuya hakim kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Suudi Arabistan’ın son günlerde ABD, Mısır, Pakistan ve Umman Sultanlığı ile yürüttüğü temasların, Riyad’ın Umman arabuluculuğuyla Ensarullah Hareketi’ne bir teklif sunmasıyla sonuçlandığı bilgisine ulaştı. Teklif, iki hafta sürecek bir ateşkes kapsamında çatışmaların durdurulmasını ve hareketin liderliğiyle doğrudan görüşmeler yapılmasını; bunun da “insani taleplerin ele alınması” ve ardından “ateşkesin sonunda kapsamlı bir anlaşmaya varılması” amacıyla gerçekleştirilmesini öngörüyor. El-Ahbar’ın edindiği bilgilere göre Suudi Arabistan, Yemen ablukasını kaldırmaya ve ülkeye yardım girişine izin vermeye hazır olduğunu bildirdi. Ancak Ensarullah bu teklife sıcak bakmıyor. Hareket, “çatışmaya nihai ve kapsamlı bir çözüm istiyor; zira ortada Yemen’in iç meseleleriyle ilgisi olmayan, Yemen ile Suudi Arabistan arasında bir savaş bulunduğu” görüşünü taşıyor.
Kaynaklar, hareketin taleplerinin “hava, kara ve deniz olmak üzere ablukanın bütün biçimleriyle sona erdirilmesini; Suudi Arabistan’ın Yemen sahnesinden askeri, güvenlik ve siyasi açıdan tamamen çekilmesini ve Suudi saldırısının Yemen kentleri ile altyapısında yol açtığı tahribatın giderilmesi için mali tazminatları içeren bir fona katkı sağlamaya başlamasını” kapsadığını belirtiyor. Ensarullah daha önce Umman arabulucusuna, “Suudi Arabistan’ın Yemenliler arası bir diyaloğa ev sahipliği yapması teklifinin reddedildiğini; bunun müdahale anlamına geldiğini ve Yemen içi diyalog meselesinin hiç kimsenin müdahale etme hakkının bulunmadığı bir iç mesele olduğunu” bildirmişti.
Edinilen bilgilere göre, Ensarullah liderliği ve Sana hükümetinin üst düzey yetkilileri yaklaşık bir haftadır çok sayıda ülke ve dış aktörden telefonlar alıyor. Pakistan, Türkiye ve Mısır gibi önde gelen ülkeler, durumu kontrol altına almak ve askeri operasyonları durdurmak amacıyla hareket nezdinde girişimlerde bulundu.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et