‘Yargı, anlamanın düşmanı’
Irmak Zileli, yeni romanı Şimdi Buradaydı üzerinden karakter ile yazar arasındaki ilişkiyi, insanın karanlık taraflarını ve yazma sürecinin bilinçdışı katmanlarını anlatıyor: “Yargı, anlamanın düşmanı.”
Yasemin Seven Erangin
[email protected]
Irmak Zileli, yeni romanı Şimdi Buradaydı üzerinden insanın karanlık taraflarını, karakter ile yazar arasındaki ilişkiyi, yazma sürecinin bilinçdışı katmanlarını ve edebiyatın insanı anlama gücünü anlatıyor. “Yargı, anlamanın düşmanı” diyen Zileli; edebiyatın politikayla ilişkisinden yeni romanlarının ilk işaretlerine kadar pek çok sorumuzu yanıtlıyor.
‘Yazarken Irmak Zileli olarak orada olmamaya çalışıyorum’
Son kitabınız Şimdi Buradaydı’da Birkan’la tanıştığımızda, kendi zihninin içinde dolaşan bir adamla karşılaşıyoruz. Birkan’ı yazarken ondan korktunuz mu, yoksa bir noktadan sonra koluna mı girdiniz?
Bir roman fikri oluştuğunda hemen yazmaya başlamam. Fikrin olgunlaşması, derinleşmesi, hikayeye dönüşmesi, karakterin hayat bulması ve olaylar arasındaki bağların kurulması gerekir. Bu süreçte romanın da bir yaşantısı oluşur. Ben de romanın içine yerleşir, onunla hemhal olurum.
Dolayısıyla Birkan yadırgayacağım ya da beni korkutacak bir kişi olamazdı. Yazarken karakterin bilinç akışını sözcüklere dökerken, yazar Irmak Zileli olarak orada olmamaya çalışıyorum. Kendimden olabildiğince sıyrılıp karakterin yerine geçmeye gayret ediyorum. Üst üste binen iki silüet gibi; yazarınki karakterin içinde kayboluyor.
Birkan’ın baktığı insanlarda kötülüğü, geçmişi ve ihtimalleri arıyoruz. Acaba Birkan karşısındakini mi çözüyor, yoksa kendi karanlığını mı görüyor? Siz, Birkan’ın en çok hangi tarafını kendinize yakın buldunuz?
“Yakın” ya da “uzak” kavramları, karakter ile yazarı iki farklı insan olarak düşünmeyi gerektiriyor. Oysa yazar gerçek dünyaya, karakter ise kurmaca dünyaya ait. Gerçek dünyanın bilgisini yazar üzerinden karaktere taşımak, kurmacanın özerkliğine müdahale olur.
Kurmaca, başkasını yaratırken ve okurken kendimize dair keşifler yapmamızı sağlayan sürprizlerle dolu. Birkan’ı yaratarak, hatta onu bularak, kendimde bakmaya cesaret edemeyeceğim duygularla karşılaştım. Umarım okurda da aynısı olmuştur. Okurun kendisine de şu soruyu sormasını isterim: “Acaba Birkan gerçekten karşısındakini mi çözüyor, yoksa kendi karanlığını mı görüyor?”
Roman boyunca “insanın kendisinin bilmediği bir tarafı olabilir mi?” sorusu dolaşıyor. Yazar gerçekten karakterini kontrol edebilir mi, yoksa karakter bir noktadan sonra kendi yolunu mu buluyor?
Karakter yazarın zihninden doğar ama bu, yazarın karaktere dair her şeye hâkim olduğu anlamına gelmez. Bilinçdışımızda farkında olmadığımız pek çok şey vardır. Vaktiyle okuduğumuz bir kitaptan zihnimize yerleşen bir bilgi nasıl hiç beklemediğimiz anda ortaya çıkabiliyorsa, farkında olmadığımız hazırlıklar da yazma sürecinde metne girebilir.
Bizi bile şaşırtan kararlar bu yüzden yaşanır. Karakterin planladığımızın dışına çıkması çoğu zaman bilince çıkmamış alandan gelen bir hediyedir. Yine de yarattığımız karakterlerin yaptıklarından sorumluyuz. Beynimizin tamamına hâkim olduğumuz fikrinden kurtulup yazma sürecindeki kontrolü biraz gevşetirsek, farkında olmadığımız fikirler kendilerine çıkacak delikler bulabilir.
‘Dünya siyah beyaz değil’
Romanlarınızda insanları kolayca “iyi” ve “kötü” diye ayırmak mümkün değil. Sizce edebiyatın asıl işlevi ne?
Benim için edebiyat, kendimi ve başkalarını anlamanın bir yolu. Anlama arzusuyla yazıyor ve okuyorum. Yargı ise anlamanın düşmanı.
Dünya siyah ve beyaz değil. Edebiyat insan ruhuna, kültürlere, toplumsal ve politik yapılara derinlemesine bakmayı sağlamalı. Bunun yolu da hiçbir şeyin saf iyi ya da saf kötü olmadığını görmekten geçiyor. İyinin içindeki kötüyü, kötünün içindeki iyiyi bütün sıradanlığıyla açığa çıkarabilmek gerekiyor.
Kötülük çoğunlukla açık değildir; daha örtüktür, iyilik kisvesine bürünür ve hatta sıradanlaşır. Bu nedenle romanlarımda insanları kategorize etmekten kaçınıyorum. Edebiyatımın temelinde anlama arzusu var. Kolayca kategorize edilen karakterler yazdıysam onları yeterince anlamamışım demektir.
Her kitabınızda başka bir anlatım biçiminin peşine düşüyorsunuz. Hikaye size kendi biçimini mi dayatıyor?
Bunun önemli nedeni sabit bir hikaye anlatıcısı kurgumun olmaması. Tanrı anlatıcı kullanan yazarlardan değilim. Karakterin öne çıkması, onun dilinin ve anlatım biçiminin belirleyici olması anlamına geliyor.
Her roman farklı bir karakterin etrafında döndüğü için o karakter hikayenin dilini de belirliyor. Metnin yapısı, zamanın ve mekanın kullanımı gibi teknik tercihler de hikayenin ihtiyaçlarıyla bağlantılı.
Ayrıca edebiyat benim için bir anlama aracı. İnsan hep aynı soruyu sorarak farklı sonuçlara ulaşamaz. Anlamayı çeşitlendirmek, genişletmek ve derinleştirmek için araçları da çeşitlendirmek gerekir.
Bugün herkes görünür olmak istiyor. Yazar geri çekilip dünyaya bakmayı öğrenmeden iyi bir hikaye anlatabilir mi?
Ben yazarın görünmez olması gerektiğini söylemezdim. Bence edebiyat hem yazarı hem okuru görünür kılar. Burada önemli olan görünürlüğün niteliği.
Yazar gerçekliğini mi gösteriyor, yoksa piyasanın talep ettiği bir imajı mı sahneliyor? Metinde geri çekilmesi gerektiğinde bunu yapabiliyor mu? Karakterin, ötekinin hikâyesine alan açabiliyor mu? Mesele ne kadar göründüğü değil, nasıl göründüğü.
Çağımızda piyasa, yazarın görünürlük arzusunu metnin görünürlüğünün önüne geçirebiliyor. Yazarın buna karşı uyanık olması gerekiyor. Kişinin yazacaklarına yoğunlaşması, derinleşmesi ve beslenmesi için geri çekilmeye ihtiyacı var.
Yazmak bir tür yeraltı faaliyetidir. Yerin altında ne yaptığınızı kimse bilmezken orada kalmaya tahammül etmek ve kazıdan çıkardığınız madenlerle yeniden yerüstüne çıkmayı beklemek gerekir.
Türkiye’de bugün yeni bir edebiyat dili kuruluyor mu? Genç yazarlarda sizi heyecanlandıran isimler var mı?
Elbette var. Yakın zamanda Duygu Asena Roman Ödülü’nü alan Nazlı Doğan Özsöz’ün Yüreğin Kabarmış isimli romanı, kendine özgü bir dil arayışının göstergesi. İlgi Erpelit’in Bize Ait Bir Yer romanı da diliyle beni heyecanlandırdı. Müge Murat’ın Böyle Olsun İstemedim romanı da ilk romanda pek bakılmayan bir yere baktığı ve cesaret isteyen bir tavra sahip olduğu için önemli.
Burada eleştiri oklarını yazarlara değil, edebiyat ve yayıncılık piyasasına yöneltmek gerekiyor. Yeni yazarlar ve dilde yenilik arayanlar eserlerini yayımlayacak mecra bulamazsa bu çaba nasıl gelişecek? Zaten bilinen yazarların da taze kana ihtiyacı var.
‘Politika hayatın her anında var’
Türkiye’de yazar olmak bugün yalnızca yazmak anlamına mı geliyor? Edebiyatın siyasete mesafe koyması mümkün mü?
Politikayı yalnızca güncel siyasete indirgememek gerek. Oysa politika hayatın her anında var. Çocukların aldığı eğitimden ev kirasına, bir kadının sokakta yaşadığı tedirginlikten bir kitabın sansüre uğramasına kadar politika her yerde.
Hepimiz bir toplumun ve sistemin parçasıyız. Buna müdahil olmadan yaşamak; sözünü söylemeden onun içinde sürüklenmek, yani nesneleşmek demek.
Sanat ise kişinin özne olarak kendini inşa etme arzusundan doğar. Kurulu düzen ve iktidarlar bizi nesneleştirmek, tabi kılmak ve sessizleştirmek ister. Sanat görünür gerçekliği aşma, hakikati bulup çıkarma ve görünür kılma amacı taşır. Bunun kendisi hayli politik bir eylemdir.
Yıllardır yazıyorsunuz. Bugün insanı ve edebiyatı ilk romanınızı yazdığınız zamandan farklı mı görüyorsunuz? Vardığınız yer yine başladığınız yere mi çıkıyor?
İnsanın yolu asla başladığı yere çıkmaz. Hiçbir şey stabil değildir; ne insan ne mekan ne de düşünceler. Başladığım yere döndüğümü sandığımda bile aslında başka güzergâhların sonunda oraya dönmüş olurum.
Aksi, yaşadığım deneyimlerin bana hiç etki etmediğini söylemek olur. Neyse ki böyle hissetmiyorum. Öğrenmeye, keşfetmeye ve dönüşmeye gönüllü olduğum ve hayatın zenginliğinin de buradan geldiğini düşündüğüm için okuyorum, yazıyorum, yaşıyorum.
Yeni bir romanın ilk işareti
Şimdi Buradaydı’dan sonra zihninizde yeni bir hikaye var mı? Yeni kitabın ilk işareti sizde ne oluyor?
Evet, var. Önce bir gençlik romanı, ardından bir yetişkin romanı var. Bir romanı bitirmekte olduğumu anlamamı sağlayan göstergelerden biri, yeni bir fikrin zihnimde filizlenmesi. O zaman yazmakta olduğum romanla vedalaşmaya yaklaştığımı anlıyorum.
Yeni romanın ilk işareti her seferinde değişiyor. Bazen bir soru, bazen bir kavram, bazen bir olay oluyor. Önemli olan ardından şu soruları sormak: “Burada aradığım ne? Merak ettiğim ne? Neyin peşine düşeceğim?”
Böylece macera başlıyor. Sorularımın yanıtını aramak için yola çıkıyorum. Artık merak ettiğim, keşfetmek istediğim ve derinleşmek üzere kazısını yapacağım bir toprak parçası bulmuş oluyorum. Yerin altına doğru bu kazıya başladığımda köstebek gibi ilerliyorum. Nereden çıkacağım, yeraltındaki bu yolculuğa bağlı.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et