Savaşlar uzuyor, yakıt zamları sosyal krizleri tetikliyor
Avrupa'nın Gündemi'nde bu hafta Birinci Dünya Savaşı'ndan da uzun süren ve daha fazla yayılma tehlikesi gösteren Ukrayna savaşı ve ABD'nin başlattığı İran savaşının faturasının nasıl işçilere ve halklara yıkıldığına dair tartışmalar var.
Fotoğraf: AA
Akaryakıt fiyatlarındaki patlama, zararına çalışmak zorunda kalan Fransız balıkçılarının öfkesini limanlara taşıdı. Sète’den Nice’e uzanan eylemlerde limanlar ve yakıt depoları bloke edilirken, hükümetin yakıt desteğini artırma vaadi balıkçılar tarafından “göz boyama” olarak karşılanıyor. “Zararına balıkçılık yapıyoruz” diyen sektörün tepkisi büyürken, hükümetin karşı karşıya olduğu öfke dalgası yeniden toplumsal bir krizin işaretlerini veriyor.
Hürmüz Boğazı, Ukrayna ve Yemen’deki durum, Almanya’da da savaşın maliyetinin yüksek olduğunu ve bu maliyetin halkın sırtına yüklendiğini bir kez daha gösterdi. Benzin ve mazot fiyatları aşırı yükseldi. Eyalet seçimleri öncesi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) oluşan koalisyon, benzin fiyatlarına tavan sınırı getirmeyi tartışıyor. Ancak bu petrol tekellerine yönelik bir yaptırım olacağı için sermaye tarafından reddediliyor.
Öte yandan Ukrayna-Rusya savaşı uzadıkça, savaşın bedelini yalnızca cephedeki askerler ve siviller değil, Avrupa’daki emekçiler de ödüyor. Silahlanmaya ayrılan bütçeler büyürken sosyal yardımların, ücretlerin ve çalışma koşullarının hedef alınması, savaş ile gündelik hayatımız arasındaki bağlantıyı daha görünür hale getiriyor. Lindsey German, Morning Star için kaleme aldığı bu yazıda, İngiliz sendikalarının savaş karşısındaki tutumunu eleştiriyor ve işçilerin hem Ukrayna’da hem Rusya’da barış, ateşkes ve müzakere talebi etrafında birleşmesi gerektiğini savunuyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki artış Fransa limanlarını ayağa kaldırdı
Cyprien Boganda
Humanité/Fransa
Otoyollardaki kavşakları gözetlemekle fazla meşgul oldukları için tehdidin denizden gelebileceğini fark etmemişlerdi. Bakanlar birkaç gündür, akaryakıt fiyatlarının yeniden hızla yükselmesi ve satın alma gücünün gerilemesi zemininde, Sarı Yelekliler hareketine benzer bir hareketin geri dönmesinden endişe ediyor.
Ve sonra, kimse beklemezken, ülke genelinde sessizce biriken öfke rüzgarı kıyılarda sert esmeye başladı: önce Sète (Hérault), ardından Fos-sur-Mer (Bouches-du-Rhône), Frontignan (Hérault), Nice (Alpes-Maritimes) ve Le Grau-du-Roi (Gard). Her seferinde, birkaç düzine kararlı kişi gecenin bir yarısında ya da şafak sökerken ortaya çıkarak limanları ve akaryakıt depolarını bloke etti. Akdenizli bir balıkçının sözleriyle: “Mesele çok basit: Eğer tepki vermezsek, açlıktan öleceğiz.”
Fotoğraf: @le20hfrancetele/X
Hareketin boyutunun karşısında Balıkçılık Bakanı Catherine Chabaud, perşembe günü sabahın ilerleyen saatlerinde herkesi acilen makamına çağırdı. Akşam saatlerinde birkaç vaatle sonuçlanan tüm günlük müzakerelerin başlangıcı oldu bunlar: Olası bir faizsiz kredi ve balıkçılara yönelik yakıt yardımının “akaryakıt fiyatlarındaki değişimi takip edeceği” güvencesi.
Memnuniyetsizler, baskıyı artırmak amacıyla sabah saatlerinde bloke noktalarını çoğalttı. Balıkçılar bu “ayrıcalığı”, rafineri çalışanları gibi az sayıdaki başka meslek grubuyla paylaşıyor: Dalga yaratmak için çok kalabalık olmalarına gerek yok. Nice’te altı tekneyi liman açıklarına yerleştirmeleri, güçlü Corsica Ferries şirketine ait bir gemiyi geri dönmeye zorlamak için yeterli olmuştu.
Hükümet, zemini yatıştırmaya çalışmak amacıyla akaryakıt yardımını litre başına 25 sentten 35 sente “yükseltme” niyetini duyurdu. Hediye mi? Pek sayılmaz. Eylemlere katılan balıkçı Ange Natoli, “Bu göz boyamaktan başka bir şey değil” diye sert çıkıyor: “Bu 10 sent, yalnızca beş ay önce yürürlüğe konulan telafi mekanizmasına karşılık geliyor.” Balıkçı, o dönemde hükümet tarafından bir yardım mekanizmasının devreye sokulduğunu ve gemiler için dizelin litre başına 58 sent olarak belirlenen bir kârlılık eşiğinin referans alındığını açıklıyor. Akaryakıtın ortalama fiyatı bu eşiği aştığında kamu otoriteleri aradaki farkın yüzde 70’ini çalışanlara geri ödüyor.
Ange Natoli, “Hükümetin 16 Eylül akşamı medyaya ek yardım olarak sunduğu şey, aslında bu mekanizmanın uygulanmasından ibaret” diye açıklıyor: “Yardımların miktarı, artık litre başına yaklaşık 1.20 avro civarında seyreden dizel fiyatındaki artışı takip etmek üzere mekanik olarak yükseliyor. Yani bize yalnızca herhangi bir hediye verilmediği gibi, günün sonunda birkaç sent de kaybettik…”
Hareket, Akdeniz kıyılarında başlamış olsa da bunun nedeni, akaryakıt fiyatlarına ilişkin öfkenin burada WestMed planının yarattığı kaygılarla birleşmesi. Balık stoklarını yeniden oluşturmak amacıyla Avrupa Birliği tarafından kabul edilen bu plan, trol teknelerinin denizde geçirebileceği gün sayısını azaltıyor ve balıkçılık alanlarını kısıtlıyor.
Ancak öfke yalnızca Akdeniz’in kıyılarıyla sınırlı değil. Morbihan’daki Lorient merkezli David Le Quintrec, şu anda günlük cirosunun dörtte birini akaryakıta harcadığını anlatıyor. Fransa Zanaatkâr Balıkçıları Birliği’nin (Ufpa) başkanı olan Le Quintrec, Balıkçılık Bakanı’na son derece resmi ve son derece öfkeli bir mektup gönderdiğini söylüyor. Mektup belli bir lirik tonla başlıyor:
“Sayın Bakan, size ellerim dizelin içinde, kafam ise rakamların arasında olarak yazıyorum. Balıkçılıkta kullanılan dizelin fiyatı Lorient’te litre başına 1.18 avroyu geçti. İki yıl önce litre başına 60 sent ödüyorduk. 25 sentlik yardımınızın artık hiçbir faydası yok. Zararına balıkçılık yapıyoruz.”
Mektubun devamı daha tehditkâr bir hâl alıyor: “Bu sabah Keroman rıhtımında (Lorient), insanlar artık balıkçılıktan söz etmiyor. Ablukadan söz ediyorlar. Karaya çıkmaktan söz ediyorlar. (…) Eğer on gün içinde hiçbir şey yapmazsanız, yönetmek zorunda kalacağınız bir toplumsal krizle karşı karşıya kalacaksınız” (…)
Çeviren: Eren Can
Savaşın maliyeti büyük olur
German Foreign Policy
Almanya
İran’daki savaş, Basra Körfezi’nden petrol ve doğalgaz sevkiyatını engelliyor; Ukrayna’daki savaş ise Rusya’nın dizel ihracatını durduruyor ve doğalgaz arzını azaltıyor: Almanya’da da astronomik petrol ve yakıt fiyatları beliriyor ve ABD enerji uzmanları, ham petrol ve doğalgaz fiyatlarında ciddi artışlarla birlikte kapsamlı bir küresel enerji krizi konusunda uyarıyor.
ABD petrol endüstrisine göre, İran savaşının ilk altı ayında, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının neden olduğu kayıpları bir nebze olsun telafi etmek mümkün oldu. Bir yandan, birkaç Batı ülkesi stratejik rezervlerini kullandı; diğer yandan, Çin ithalatını önemli ölçüde azaltarak talep baskısını hafifletti. Bu önlemlerin her ikisi de sürdürülebilir olmayacak, bu nedenle petrol ve doğal gaz fiyatlarında daha fazla artış beklenmelidir. Durumun ciddiyetini artıran bir diğer faktör ise Ukrayna’nın insansız hava aracı saldırılarıyla birkaç Rus rafinerisine ciddi hasar vermesi. Bu durum dizel kıtlığına yol açıyor: Daha önce dünyanın ikinci büyük ihracatçısı olan Rusya, dizel ihracatını tamamen durdurdu. Almanya ve AB’deki doğal gaz depolama tesisleri yılın bu zamanı için kaydedilen en düşük seviyelerdeyken, Berlin ve Brüksel, Rusya’dan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatının 2027 yılının başına kadar tamamen sonlandırılması konusunda ısrar etmeye devam ediyor. Rusya’dan yapılan teslimatlar yakın zamanda AB LNG ithalatının yüzde 19’unu oluşturuyordu.
Petrol fiyatlarındaki artışın ana nedeni, ABD’nin İran’a karşı savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması. Savaştan önce bu boğazdan günde 15 milyon varilden fazla ham petrol taşınıyordu. Trump yönetimi, petrol refakat gemileri aracılığıyla boğazdan günde yaklaşık on milyon varil petrol taşınmasını kolaylaştırdığını iddia etse de sektör uzmanları bunu açıkça doğrulamıyor. Ayrıca, özellikle Suudi petrolü için alternatif rota da kesintiye uğrama riskiyle karşı karşıya. Savaşın başlangıcından bu yana Riyad, ham petrolü boru hattıyla Suudi Arabistan’ın batı kıyısındaki Yanbu’ya giderek daha fazla pompaladı ve oradan Kızıldeniz ve Cibuti yakınlarındaki Bab el-Mandeb Boğazı (Gözyaşı Kapısı) üzerinden dünya okyanuslarına taşıdı. Son günlerde, Suudi Arabistan’a düşman olan Yemenli Husiler boğazın kontrolünü tamamen ele geçirdi. Bu durum Riyad’ı ham petrolü Süveyş Kanalı veya Mısır topraklarından geçen bir boru hattı aracılığıyla ihraç etme seçeneğiyle baş başa bırakıyor. Günde toplam 3.5 milyon varil hacme ulaşılabilir. Ancak bu seçenek de bir süre kullanılamaz durumda olabilir: Irak milisleri Yanbu’ya giden boru hattına ciddi hasar verdi; muhtemelen birkaç hafta boyunca hizmet dışı kalacak.
Brent ham petrol fiyatının savaşın başlangıcından bu yana yalnızca ara sıra varil başına 100 doları aşmasının ve sürekli olarak varil başına 120 doların altında kalmasının başlıca iki nedeni var. Birincisi, birçok ülke stratejik petrol rezervlerinin bir kısmını serbest bıraktı. Bu, arz açığını kapatmaya yardımcı olsa da altta yatan sorunu çözmedi.
Ancak rezervler önemli ölçüde azaldı; örneğin ABD’de stoklar bir yıl önce 405 milyon varilin üzerindeyken yüzde 30 azalarak sadece 285 milyon varile düştü: 1982’den beri en düşük seviye. Ayrıca Çin petrol ithalatını önemli ölçüde azalttı; ikinci çeyrekte, günde 8.1 milyon varil ile bir önceki yıla göre yüzde 32 daha düşüktü. Bu, talebi azalttı ve petrol fiyatının daha fazla yükselmesini engelledi. Ancak raporlara göre Çin tekrar daha fazla petrol ithal etmeye başladı. Hem Batı’daki stratejik rezervlerden yararlanma hem de Çin Halk Cumhuriyeti’nin ithalatı kısıtlaması, geçen haftanın sonunda Chevron CEO’su Mike Wirth’ün de doğruladığı gibi “fiyat ve arz riskini hafifletmeye” yardımcı oldu. Ancak şimdi her ikisi de tükendi; neredeyse hiç tampon kalmadı. Kapsamlı bir petrol krizi uyarıları şimdi yayılıyor.
Ham petrol kıtlığına ek olarak, özellikle dizel yakıt kıtlığı da yaşanıyor. Bu durum sadece Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından değil, aynı zamanda Ukrayna’nın Rusya’daki rafinerilere yönelik insansız hava aracı saldırılarından da kaynaklanıyor. Ukrayna, Rus rafinerilerine büyük ölçekli saldırılar düzenlemeye başlayana kadar Rusya, dünyanın en büyük ikinci dizel ihracatçısıydı. Hasar, üretimi önemli ölçüde azalttı ve Rus hükümetini iç talebi güvence altına almak için 8 Temmuz’da dizel ihracatını geçici olarak durdurmaya zorladı. İhracat yasağı...
Brezilya ve Türkiye gibi Rus dizelinin büyük alıcıları artık ithalatlarını başka yerlerden sağlamak zorunda kalıyor ve bu da fiyatları yükseltiyor. Şu anda Almanya’da litre başına ortalama fiyat 2.40 avro, ABD’de ise galon başına 6.20 dolardan fazla bir fiyata fırladı, bir yıl öncesine göre 2.50 dolar daha yüksek. ABD’de dizel fiyatları hiç bu kadar yüksek olmamıştı. ABD rafinerileri uzun zamandır sınırlarında çalışıyor; gözlemciler, arızalar veya sadece gerekli bakım nedeniyle operasyonları biraz bile azaltmak zorunda kalırlarsa, fiyatların muhtemelen daha da yükseleceği konusunda uyarıyorlar.
Almanya ve özellikle Avrupa, doğal gaz fiyatlarındaki dramatik artışla da mücadele ediyor. Başta Katar olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri tarafından ihraç edilen sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) neredeyse tamamı dünya pazarına ulaşmak için Hürmüz Boğazı’ndan taşınmak zorunda. Bu, küresel olarak ticareti yapılan LNG’nin yaklaşık yüzde 20’sinin şu anda bloke edildiği anlamına geliyor. Avrupa için hayati önem taşıyan ve İran-Irak Savaşı’nın başlamasından önce megawatt saat başına yaklaşık 30 avro olan TTF vadeli işlem sözleşmesi, salı günü megawatt saat başına 80 avro civarında dalgalandı ve zaman zaman 83 avronun üzerine çıktı - Ukrayna’daki savaşın ilk yılındaki aşırı zirveler hariç, daha önce hiç olmadığı kadar yüksek. Özellikle Avrupa müşterilerinin rekabet ettiği Asya’daki LNG fiyatı da son derece yüksek olduğundan, bir rahatlama görünmüyor. Bu, şu anda yalnızca yüzde 67 kapasiteyle çalışan Avrupa’daki doğal gaz depolama tesislerinin doldurulmasıyla ilgili sorunları daha da kötüleştiriyor. Özellikle Almanya bu rakamı düşürüyor: Alman doğal gaz depolama tesisleri şu anda sadece yüzde 56 dolu. Geçen yılın aynı döneminde bu oran yüzde 75’ti; ancak nispeten ılıman bir kışa rağmen, bu durum ülkenin doğal gaz arzını sağlamak için yeterli değildi.
Bazı Alman şirketleri şimdiden acil durum planları hazırlarken Alman hükümeti durumu küçümsüyor. Örneğin, Federal Ekonomi ve Enerji Bakanlığı yakın zamanda Federal Meclisin Ekonomi Komitesine sunduğu bir raporda şunları belirtti: “Mevcut bilgilere göre, önümüzdeki kış bir gaz kıtlığı beklenmiyor.” Dahası, Berlin, beklentilerin aksine doğal gaz kıtlığı yaşanması durumunda, özellikle Kuzey ve Baltık Denizlerindeki yeni sıvılaştırılmış doğal gaz terminalleri sayesinde, her zaman ek doğal gaz satın alınabileceğini savunuyor. Ancak Berlin ve Brüksel, 1 Ocak 2027’ye kadar Rusya’dan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatının tamamen sonlandırılması konusunda kararlılıklarını sürdürüyor. Bu durum, Rus LNG’sinin AB’nin toplam LNG ithalatındaki payının 2025’in ilk yarısında yüzde 16’dan 2026’nın ilk yarısında yüzde 19’a yükselmesi göz önüne alındığında daha da dikkat çekici. Eğer AB, Rusya’nın son zamanlarda sağladığı LNG ithalatının yaklaşık beşte birini ABD LNG’si ile değiştirirse, zaten baskın olan ABD LNG’sinin payı daha da artacaktır; bu oran son zamanlarda 2025’in ilk yarısında yaklaşık yüzde 57’den 2026’nın ilk yarısında yüzde 62’ye yükselmiştir. Örneğin, Katar’dan gelen LNG, ABD’nin İran’a karşı devam eden saldırganlığı nedeniyle hala temin edilemiyor.
Çeviren: Semra Çelik
Ukrayna-Rusya çatışması, dünyanın her yerindeki emekçilere karşı yürütülen bir savaştır
Lindsey German*
Morning Star/İngiltere
Beşinci yılına giren Ukrayna savaşı, Avrupa siyasetini işçi sınıfı için zararlı bir şekilde şekillendiriyor. Ortadoğu’da devam eden savaş değil, işte bu savaş, Avrupa liderlerinin kafasını meşgul ediyor; bu liderler, yeniden silahlanma çabalarını tüm kıtaya yönelik sözde bir Rus tehdidinin tehlikesine odaklarken, kendi ülkelerinde sosyal kesintiler yapıyor ve çalışma koşullarını kötüleştiriyorlar.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Rusya ile savaşa odaklanan yeni bir silahlanma ekonomisinin masraflarını karşılamak için daha uzun bir çalışma haftası uygulamak istiyor. Avrupa’da Ukrayna savaşı ile artan silahlanma harcamaları birbiriyle bağlantılıdır ve bunlar aynı zamanda bize yönelik yeni saldırılarla da bağlantılıdır. Muhafazakar Parti, konut yardımı kesintileri ve yardımlarda iki çocuk sınırının yeniden getirilmesi – yüz binlerce çocuğu yoksulluğa itecek özellikle acımasız bir politika – ile birlikte silahlanmaya daha da fazla harcama yapılmasını talep ediyor.
Bu ikisi arasındaki bağlantıyı anlamamız hayati önem taşıyor. İşte bu nedenle, hem Ukrayna’daki hem de Rusya’daki işçileri önemsiyorsak, her iki tarafta da büyük askeri kayıplara yol açan ve insansız hava araçları ile roket saldırılarında giderek daha fazla sivili hedef alan bir savaşı sürdürmek yerine, ateşkes ve müzakereler için mücadele etmeliyiz.
Her sendikacının savaştan acı çekenlere destek vermesi, dayanışma ve insani yardım göstermesi ve mültecileri kucaklaması doğrudur. Ancak hükümetimizin Ukrayna’ya verdiği destek, gerçekte NATO ile Rusya arasında süren bir vekalet savaşıyla tamamen bağlantılıdır.
Starmer hükümetinin politikası, Rusya’yı yenmek için savaşı finanse etmek ve genişletmek için elinden gelen her şeyi yapmaktı. Andy Burnham bu politikayı sürdürüyor. İlk yurt dışı ziyareti Kiev’e oldu ve Zelenskiy’ye silah geliştirme planları sunuyor. Silah sevkiyatlarını düzenli olarak artırmanın yanı sıra, İngiltere artık Rusya sınırları içindeki ve Rus hedeflerine yönelik Ukrayna hava saldırılarına doğrudan dahil olmuş durumda. Bu da İngiltere’yi Rusya ile açık bir savaşa sürükleyerek doğrudan etkiliyor, Kremlin de buna karşılık vereceği tehdidinde bulunuyor. Rusya sınırları içindeki derin saldırılar, NATO’nun iş birliği olmadan gerçekleşemezdi.
Gerçek şu ki, çatışma artık Birinci Dünya Savaşı’ndan daha uzun süredir devam ediyor ve hiçbir taraf galip gelemiyor. Her iki tarafın da çeşitli nedenlerle çatışmayı tırmandırmaya karar vermesinin tehlikelerini biliyoruz: Savaş alanının genişlemesi ve nükleer silahların devreye girmesi dahil olmak üzere korkunç sonuçlar. Mevcut savaşların birleşerek Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşme tehlikesi son derece gerçektir.
Savaş, hem yurt içinde hem de yurt dışında giderek daha fazla tepki görüyor. Lord Ashcroft tarafından mayıs ayında yapılan bir ankete göre, İngiliz halkı Ukrayna savaşına diplomatik bir çözüm bulunmasını dörtte birden fazla bir farkla destekliyor. Ayrıca Ukraynalıların neredeyse dörtte üçü, Ukrayna ve Rusya’nın diplomatik temsilcileri arasında doğrudan müzakerelerin başlamasını tercih ettiklerini belirtirken, yalnızca yüzde 20’si Rusya ordusu yenilgiye uğratılana kadar savaşmaya devam edilmesini tercih ediyor. Geçen yıl eylül ayında Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsü (KIIS) tarafından yapılan bir ankete göre, Ukraynalıların yaklaşık yüzde 74’ü, mevcut cephe hattı boyunca çatışmaları donduran ve Batı’nın güvenlik garantileriyle desteklenen bir barış anlaşmasını kabul edeceğini belirtti.
İşçi sınıfı, bu savaşları ya da bunların arkasındaki emperyalist güçleri desteklemekle hiç ilgilenmiyor. İşte bu nedenle, “Stop the War” (Savaşı Durdurun) hareketi ile bir dizi büyük sendikanın “Savaş değil refah, silah değil ücret” sloganıyla yürüttüğü kampanya son derece önemlidir.
Ancak bu tutumu, söz konusu sendikaların çoğunun izlediği Ukrayna yanlısı politikalarla ya da askeri harcamalarda önemli artışlar talep etmeye devam edenlerle bağdaştırmak zordur. Burnham, kendi ülkelerindeki üyelerini olumsuz etkileyecek olan Starmer’ın yeniden silahlanma politikasını izlemektedir.
Ukrayna’da yaşananlara ilişkin de dikkat çekici bir sessizlik hakim. Hükümet ve iktidar çevresi açıkça yolsuzlukla dolu. Savaşın gidişatı konusunda en üst kademede bölünmeler ve istifalar yaşandı; eski savunma bakanı, savaş sırasında askıya alınmış olan seçimlerin yapılmasını talep etti. Erkeklerin sokaklarda yakalanarak, ölüm veya yaralanma olasılığının çok yüksek olduğu bir savaşa katılmaya zorlandığı zorunlu askerlik uygulamasına karşı muhalefet giderek artıyor.
Sendika karşıtı yasalar, bağımsız sendikaları fiilen yasaklamıştır. Yalnızca, savaşın devamına karşı çıkmak ya da müzakere yoluyla bir barış anlaşmasını desteklemek yerine, Zelenskiy’yi desteklemek için sesini yükseltmeye hazır olan liderlere sahip sendikalar hâlâ faaliyet gösteriyor.
Ukrayna’daki işçilerle, tıpkı tüm emekçi kesimlerle olduğu gibi, dayanışma her savaşta mutlak bir gerekliliktir; çünkü en ağır bedeli ödeyenler onlardır. Bu, savaşı sona erdirmemiz gerektiği anlamına gelir. Savaşın her iki tarafındaki işçilerin bu savaşta ödediği devasa bedeli kabul etmeliyiz. Ukraynalıların ve Rusların çoğunluğu katliamı durdurmak için bir tür müzakere yoluyla barış istiyorsa, sendikacılar da bunu istemelidir.
Mevcut savaş çığırtkanlığına ideolojik ve pratik olarak karşı koymak istiyorsak, politikayı doğru bir şekilde ele almak önemlidir. Afganistan ve Irak savaşlarına karşı çıkmak üzere “Savaşı Durdur Koalisyonu”nu kurduğumuz 11 Eylül olaylarının üzerinden 25 yıl geçti. Taliban’a ve Saddam Hüseyin’e karşı çıktık, ancak asıl düşmanımızın kendi ülkemizde olduğunu çok net bir şekilde belirttik; hem bizim hem de ABD hükümetinin rejim değişikliği sağlamak amacıyla yapacağı herhangi bir müdahalenin tehlikesini fark ettik.
Sağdaki muhalifler bizi “uzlaşma” ile suçladı. Kendi egemen sınıfımıza karşı çıkmak, onun düşmanlarını desteklemek anlamına gelmez. Baskı ve hapis cezalarını eleştirmeyi reddetmiyoruz — tıpkı yakın zamanda Ukraynalı savaş karşıtı aktivist Bogdan Syrotiuk’un serbest bırakılmasını talep ettiğimiz gibi, Boris Kagarlitsky ve diğer tüm Rus savaş karşıtı tutukluların derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep ettik. Ancak bu, savaş karşıtı aktivistlerin ilk görevinin kendi hükümetlerine karşı çıkmak olduğunu ve hem buradaki hem de yurtdışındaki emekçilerin asıl düşmanının hâlâ kendi ülkemizde olduğunu kabul etmek anlamına gelir.
Hükümet, katliama son verecek bir ateşkes için her türlü fırsatı reddedip Ukrayna’ya silah akıtma geleneğini sürdürürken, bir yandan da militarizm için giderek daha büyük meblağlar talep ederken, bunu yapmak her zamankinden daha hayati önem taşıyor.
*Stop the War Koalisyonu’nun ulusal koordinatörü.
Çeviren: Sarya Tunç
(Dış Haberler)Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et