Eşitsizlik, algı yönetimi ve ‘başarı’ söylemi
PISA 2025 sürecinde Türkiye’de yaşananlar uluslararası standartlarla uyuşmayan, adeta ‘özel laboratuvar ortamı’ yaratan müdahalelerle dolu.
Kadir Öztürk
Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı
Son günlerde eğitim sistemimizin ve politikalarının PISA sınavında başarıyı getirdi fikrini, yönetim ve yandaş kadrosundakiler keyifle ekranlardan pazarlıyor. Biz de kuşkulu bulduğumuz bu sonuçları araştırma gereği duyduk ve araştırmalarımızda ulaştığımız bilgilerin bir bölümünü kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üç yıllık periyotlarla düzenlenen, 15 yaş grubu öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri uluslararası düzeyde ölçmeyi hedefleyen en kapsamlı geniş ölçekli değerlendirmelerden biridir.
PISA sonuçları açıklandığında siyasi iktidarlar ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) genellikle sıralamadaki yer değişimlerini, OECD ortalamasına yaklaşma çabalarını ya da puan artışlarını birer ‘başarı hikayesi’ olarak kamuoyuna sunmaktadır. Türkiye’nin PISA 2025 sonuçlarında matematik, okuma ve fen bilimleri alanlarında 2022 yılına kıyasla performans artışı gösterdiği yönündeki resmî açıklamalar da bu yaklaşımın bir sonucudur.
‘Özel laboratuvar ortamı’
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) perspektifinden bakıldığında, bu tablonun gerçeği yansıtmadığı, aksine kamusal eğitimin kronik sorunlarını örten bir ‘algı yönetimi’ ve ‘metodolojik çarpıtma’ ile karşı karşıya olduğumuz açıkça görülmektedir.
Prof. Dr. Devrim Akgündüz’ün ve saha araştırmacılarının incelemeleri, PISA 2025 sürecinde Türkiye’de yaşananların uluslararası standartlarla uyuşmayan, adeta ‘özel laboratuvar ortamı’ yaratan müdahalelerle malul olduğunu gözler önüne sermektedir.
Eğitim sistemi genelinde niteliksizleşme, eşitsizlik ve gericileşme derinleşirken, birkaç yüz okulda ve seçilmiş örneklem üzerinde yürütülen yoğunlaştırılmış ‘koçluk’ ve ‘suni hazırlık’ faaliyetleriyle tablonun makyajlanması kabul edilemez bir bilim dışılıktır.
Örnekleme sonrası müdahale
PISA’nın temel felsefesi, bir ülkedeki tüm 15 yaş grubu öğrenci kitlesinin ortalama yeterliliklerini, iki aşamalı tabakalı seçkisiz örnekleme yöntemiyle yansız ve tarafsız biçimde ölçmektir.
PISA 2025’te de Türkiye’den 203 okulda öğrenim gören 7 bin 702 öğrenci yaklaşık 920 bin 900 öğrenciyi temsil edecek şekilde seçilmiştir. Metodolojik olarak örneklemenin kendisi usulüne uygun gibi görünse de, asıl büyük manipülasyon örneklem kesinleştikten sonra devreye sokulan müdahalelerdir.
OECD’nin PISA 2025 sınavı, sınav öncesinde öğrencilere ve öğretmenlere genel bilgilendirme yapılmasını kabul etmekte; ancak PISA sonuçlarını yapay biçimde şişirmeyi yasaklamaktadır. Bu da bu sınav uygulamasının bir etiği olduğunu ve MEB’in en temel etik kurallara bile uymadığını anlıyoruz.
Buna karşın Türkiye’de MEB’in 13-15 Ocak 2025 tarihlerinde düzenlediği ‘PISA 2025 Nihai Uygulama Bilgilendirme Çalıştayı’ ile sahadaki uygulamalar incelendiğinde, sürecin olağan bir bilgilendirme toplantısının çok ötesine geçtiği görülmektedir. Seçilen öğrencilere yönelik hazırlıkların, test performansını doğrudan etkileyecek taktiksel bir boyuta evrildiği ülkemizin değişik yerlerindeki öğretmenlerle yaptığımız görüşmelerle, okulların web sitelerinin incelenmesiyle belgelenmiştir.
Soru çözme kampları
PISA sınavının asıl amacı, çocukların uzun yıllar boyunca okulda öğrendikleri kalıcı bilgi ve becerileri ölçmektir. Ancak sınavda hangi öğrencilerin test edileceği belli olduktan sonra, sadece o seçilen çocuklara özel soru çözme kampları kurmak ve geçmiş sınav sorularını ezberletmek ölçümü tartışılır hale getirmiştir. Bu durum, çocuklarımızın gerçek başarısını değil, sadece sınava ne kadar özel hazırlandıklarını gösteren yanıltıcı bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Oysa temel derdimiz tamamen bilimsel araştırma yöntem ve tekniklerine dayalı olarak ulaşılan sonuçlar ile eğitim sistemimizin sorunlarını belirlemek ve bu sorunlara bilim temelli çözümler üretmektir.
Milli ve manevi değerleri, eğitim sistemimize maarif modeli ile getirdiklerini iddia edenlerin böyle bir yöntem izlemesi bizler için şaşırtıcı olmamıştır!
Kemer ilçe MEM örneği: ‘Başarıyla’ tamamlanan PISA
PISA hazırlıklarının ve sürecin yönetiminin sadece okul duvarları içinde kalmadığı, yerel mülki idareler ve ilçe millî eğitim müdürlükleri düzeyinde de kurumsal birer ‘başarı’ propagandasına dönüştürüldüğü görülmektedir.
Antalya Kemer İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün resmî internet sitesinde yer alan ve ‘PISA Süreci Başarıyla Tamamlandı’ başlığıyla yayımlanan duyuru, bu durumun en somut yerel örneklerinden birini oluşturmaktadır. Şubat 2025’te Kemer Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve diğer ilgili kurumlarda öğrencilerin önceden belirlendiği, ilk toplantıların yapıldığı ve sürecin mülki/idari protokolün katıldığı etkinliklerle taçlandırıldığı web sitesinden öğrenilebilir.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüklerinin resmî portallarında PISA süreçlerinin ‘başarıyla tamamlandı’ şeklinde duyurulması, eğitim bilimleri açısından ciddi bir algı kaymasını barındırmaktadır.
PISA, bir ilçe müdürlüğünün veya okul yönetiminin öğrencilerimiz üzerinden madalya kazanacağı ya da başarı tablosu yarıştıracağı bir sportif müsabaka veya yerel yarışma sınavı değildir. Aksine ülkenin eğitim sisteminin röntgenini çeken uluslararası bir araştırma projesidir. WEB sitesinde yer alan fotoğrafların ve açıklamaların yerel bürokrasinin süreci bir ‘başarı hikayesi’ ya da idari bir zafer gibi sunması, örnekleme seçilen öğrencilere yönelik yürütülen yoğunlaştırılmış hazırlık ve koçluk faaliyetlerinin mülki idareler tarafından da sahiplenildiğini ve teşvik edildiğini kanıtlamaktadır.
Eğitim-Sen olarak bu durumun; Kemer İlçe MEM duyurusunda övünülen o ‘başarılı süreç’, gerçekte milyonlarca çocuğun kendi kaderine terk edildiği, imkansızlıklar içindeki okullarda birer öğün yemeğe bile erişemediği gerçeğinin üstünü örten yerel bir makyaj faaliyeti olduğunu ifade etmek isteriz. Örnekleme giren bir avuç öğrenciye özel toplantılar düzenleyip bunu ‘başarı’ olarak pazarlamak, Türkiye’nin eğitimdeki asıl karanlık tablosunu halktan saklamaktan başka bir şey değildir.
Ayrıcalıklı ve yoğunlaştırılmış bir koçluk süreci
Türkiye’nin dört bir yanındaki PISA 2025 okullarının resmî internet sitelerinde yer alan eylem planları, sürecin ne denli sistematik birer ‘sınav kampına’ dönüştüğünü kanıtlamaktadır. Web sitelerinden ulaştığımız ama adları bizde saklı okullarda bu anlamda yürütülen faaliyetler şunları içermektedir:
- Geçmiş Soru Çözüm Maratonları: Mart ayının ilk haftalarından itibaren önceki PISA döngülerinde çıkmış soruların haftalar boyunca tekrarlı biçimde çözülmesi.
- e-İzleme Modülü Uygulamaları: Bilgisayar tabanlı değerlendirme ortamına uyum sağlamak amacıyla e-İzleme modülleri üzerinden çoklu deneme sınavlarının gerçekleştirilmesi.
- Sınav Stratejileri ve Taktikleri: ‘Hangi soru türüne nasıl cevap verirsem tam puan alırım?’ odaklı puanlama anahtarı ve strateji bilgilendirmeleri.
- Kurumsal Milliyetçilik ve Motivasyon Baskısı: Öğrencilere özel tişörtler, şapkalar dağıtılması ve sürecin bir ‘millî görev’ olarak kodlanarak öğrencilere ağır bir psikolojik sorumluluk yüklenmesi.
Bu uygulamalar, standart bir okulda okuyan sıradan bir öğrencinin asla erişemediği ayrıcalıklı ve yoğunlaştırılmış bir koçluk sürecidir. Yüz binlerce yoksul ve dezavantajlı öğrenci hiçbir kursa, ek derse, dijital altyapıya veya PISA koçluğuna erişemezken, örnekleme düşen şanslı okullarda yapılan bu çalışmalar, Türkiye’nin puanlarını gerçeğin ötesine taşıyan yapay birer kaldıraç işlevi görmektedir.
‘Ülkeyi temsil ediyorsunuz’ baskısı
PISA sınavı, öğrencilerin notunu, sınıf geçmesini ya da üniversite sınavını etkilemeyen, yani bireysel olarak risk taşımayan bir sınavdır. Uluslararası araştırmalar, bu tür sınavlarda öğrencilerin zamanla yorulduğunu, sınavın sonuna doğru motivasyonlarının düştüğünü ve yeterince çaba göstermediğini açıkça göstermektedir.
Türkiye’de ise bu dezavantajı aşmak ve suni bir çaba artışı yaratmak adına öğrencilere tişörtler giydirilmesi, ilçe yöneticilerinin katıldığı etkinlikler ve iftar yemekleri düzenlenmesi, uluslararası karşılaştırılabilirliği radikal bir şekilde zedelemektedir.
Diğer ülkelerdeki öğrenciler bu sınava tamamen doğal motivasyonlarıyla girerken, Türkiye’deki örneklem grubuna ‘ülkeyi temsil ediyorsunuz’ baskısıyla yaklaşılması, test performansını yukarı çeken yapay bir motivasyon faktörüdür. Bu durum, uluslararası veri setlerinin güvenilirliğini ve objektifliğini gölgelemektedir. Başta öğretmenlerimiz, öğrenci ve velilerimiz olmak üzere kamuoyu ülkemiz eğitim sistemine olan güvenlerini bu tür uygulamalar nedeniyle kaybetmektedirler ve değer erozyonu yaşanılmasına neden olunmaktadır.
Eğitim-Sen olarak altını çiziyoruz ki; PISA sonuçları ve MEB duyuruları üzerinden yapılan her türlü ‘eğitimde çağ atladık’ söylemi, alandaki acı gerçeği örtbas etme politikasından ibarettir.
İmkansızlıklar, birleştirilmiş sınıflar, dökülen binalar
Millî Eğitim Bakanlığı ve yerel birimleri, okullar arası imkansızlıkları, yoksul çocukların birleştirilmiş sınıflarda, okul güvenliğinin aşındığı dökülen binalarda, taşımalı eğitim krizleri içinde ve bir öğün sıcak yemeğe bile erişemeden eğitim gördüğü gerçeğini bu tür makyajlanmış verilerle gizlemeye çalışmaktadır.
Eğitim sisteminin başarısı ölçülecekse, bu durum sınav için seçilmiş 203 okulun laboratuvar koşullarındaki başarılarıyla değil, ülkedeki tüm okulların asgari fiziki ve akademik standartlara sahip olup olmadığıyla değerlendirilir. Zengin bölgelerdeki liseler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki imkansızlıklar içerisindeki okullar arasındaki uçurum derinleşirken, PISA örneklemine giren dar bir gruba yapılan yoğun koçluk yatırımları tüm ülkenin başarısı gibi pazarlanamaz. Bu, halkı aldatmaktan ve bilimsel verileri çarpıtmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
Gerçekçi bir eğitim politikası için şeffaflık şarttır.
Sonuç olarak; PISA 2025 verilerinin OECD kalite güvence süreçlerinden geçmesi, ilçe millî eğitim müdürlüklerinin resmî sitelerindeki ‘süreç başarıyla tamamlandı’ övünmeleri ve sahadaki metodolojik/idari müdahalelerin varlığını ortadan kaldırmamaktadır.
Türkiye’nin uzun vadeli eğitim politikası; PISA sınavına katılacak küçük grupları özel kamplarla hazırlamak ve bunu yerel bürokratik başarı olarak kutlamak değil, ülkedeki bütün çocukların nitelikli, bilimsel, laik ve kamusal eğitime eşit koşullarda erişmesini sağlamak olmalıdır.
Eğitim-Sen olarak, bilimsellikten uzak algı operasyonlarına ve bürokratik göz boyamalara karşı çıkmaya, kamusal eğitim hakkını ve gerçeğin sesini savunmaya devam edeceğiz.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et