Tepkilerle geçiremedikleri nefret yasasına fiili uygulama: LGBTİ derneklerine ve yayınlarına operasyon
11'inci Yargı Paketi’nden tepkiler üzerine çıkarılan, LGBTİ’leri hedef alan düzenlemeler yeniden gündemdeyken 'Aile ve çocukları koruma' iddiasıyla yürütülen operasyonlar, LGBTİ’lerin yaşam ve örgütlenme hakkına yönelik baskının yeni halkası oldu.
Fotoğraf: Evrensel
Eylem Nazlıer
[email protected]
LGBTİ’lere yönelik baskılara yeni bir halka daha eklendi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Ailem Güvende” adını verdiği operasyonlar 15 ili kapsarken, 162 kişi hakkında adli işlem başlatıldı, 9 dernek ve 13 işletmenin de soruşturma kapsamında olduğu açıklandı. İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen operasyonlarda eş zamanlı gözaltı, arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirildi.
Gürlek, operasyonların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu "2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonu ile 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi" doğrultusunda yürütüldüğünü belirterek, “Çocuklarımızı, aile kurumunu ve toplum düzenini korumaya yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.
Bakanın açıklamasında operasyonların "çocukları, aile kurumunu ve toplum düzenini koruma" amacı taşıdığı ileri sürülürken, soruşturmalarda "fuhşa aracılık", "müstehcen içerik" ve "çocukların bu içeriklere maruz bırakılması" gibi suçlamalar yer aldı. Ancak operasyonların LGBTİ derneklerini ve hak savunucularını hedef alması, “aile ve çocukların korunması” söyleminin LGBTİ’lere yönelik baskının gerekçesine dönüştürüldüğünü ortaya koydu.
Paketten çıkarıldı, uygulama olarak önümüze konuldu
LGBTİ’lere yönelik baskının yasal zemini 11'inci Yargı Paketi sürecinde açık biçimde gündeme geldi. Taslakta LGBTİ’lere doğrudan hedef alan, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranış” gibi ifadeler üzerinden cezalandırmalar öngören düzenlemeler yer aldı. Cinsiyet uyum sürecine ilişkin yaş ve sağlık şartlarının ağırlaştırılması, LGBTİ varoluşun “teşvik edilmesi, övülmesi veya özendirilmesi” gibi ifadelerle suç kapsamına alınması ve aynı cinsiyetten kişilerin nişan ya da evlenme törenlerine ilişkin cezalar getirilmesi de tartışmaya açıldı.
Ancak LGBTİ örgütleri, hukukçular ve insan hakları savunucularının tepkileriyle bu düzenlemeler paketten çıkarıldı. Ancak düzenlemelerin çıkarılması, iktidarın LGBTİ karşıtı politikalarının sona erdiği anlamına gelmedi. Aksine 2026 yılında benzer düzenlemelerin yeniden hazırlanacağı ve 12'nci Yargı Paketi kapsamında gündeme getirileceği açıklandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek de LGBTİ’leri hedef alan düzenlemeler üzerinde çalışıldığını söyledi. Yasa taslağında geri çekilen yaklaşım, söylemde, hedef göstermelerde ve şimdi de operasyonlarda kendisini göstermeye devam etti.
‘Aile’ kılıfıyla hedef gösterme
LGBTİ’ler uzun süredir “aile”, “çocuk”, “genel ahlak” ve “toplumsal düzen” başlıkları üzerinden hedef gösteriliyor. Bu politik söylem yalnızca Meclisteki yasa taslaklarına yansımadı. LGBTİ karşıtı “Büyük Aile Yürüyüşleri”nde de LGBTİ’lere yönelik nefret söylemleri açık biçimde kullanıldı.
Önce LGBTİ’ler hedef gösterildi, ardından hakları ve varlıkları tartışmaya açıldı, yasal düzenlemeler gündeme getirildi. Tepkiler yükselince düzenlemeler geri çekildi. Ardından benzer düzenlemeler yeniden gündeme taşındı. Şimdi ise LGBTİ dernekleri, hak savunucuları ve LGBTİ'lerin gittiği işletmeler operasyonların hedefinde.
Operasyonların bir başka boyutunu ise LGBTİ örgütlerinin örgütlenme ve iletişim alanlarının hedef alınması oluşturdu. Kaos GL, 17 Mayıs Derneği, ÜniKuir, Pembe Hayat, SPoD, Genç LGBTİ+, Lambdaistanbul, Muamma LGBTİ+, Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği (CETAD), Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği ve Velvele’nin internet siteleri hakkında erişim engeli kararı alındı. Bazı hak savunucularının sosyal medya hesaplarına yönelik de erişim engeli uygulandı.
En az 50 kişi gözaltına alındı
Operasyonların kapsamı, gözaltı süreçleri ve soruşturma dosyalarına ilişkin hukuki tabloyu değerlendiren avukat İlayda Doğa Karaman, LGBTİ hareketine yönelik doğrudan hedef gösterici bir dil kullanıldığını söyledi.
Operasyonların farklı illerde farklı Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülen birden fazla soruşturmadan oluştuğunu belirtne Karaman, “Adalet Bakanının açıklaması özellikle LGBTİ+’ları ve LGBTİ+ örgütlerini doğrudan hedef alan bir dil içeriyor; ancak operasyon kapsamında gözaltına alınanların tamamı LGBTİ+ hareketinden kişiler değil. Eğlence mekanlarına ve işletmelere yönelik operasyonlar ve toplu gözaltılar da var” dedi.
Şu ana kadar ulaşabildikleri bilgiler doğrultusunda LGBTİ hareketi içerisinden en az 50 kişinin gözaltına alındığını belirten Karaman, toplam gözaltı sayısına ilişkin tablonun ise henüz netleşmediğini söyledi.
Avukat İlayda Doğa Karaman | Fotoğraf: EŞİK
"Avukatların dosyalara erişimi yok"
Ayrıca İstanbul’daki soruşturma dosyasında gizlilik kararı bulunduğunu belirten Karaman, gizlilik kararı verilmeden önce de dosyanın avukatlarla paylaşılmadığını söyledi. Ankara’daki dosyanın da henüz avukatların erişimine açılmadığını belirten Karaman, bunun savunma hakkı açısından ciddi bir sorun oluşturduğuna dikkat çekti. Karaman şöyle konuştu:
“Nir tarafta Adalet Bakanının açıklamasında uzun süredir devam eden çalışmalar, teknik ve fiziki takipler, dijital incelemeler ve kapsamlı bir hazırlık sürecinden söz ediliyor, diğer tarafta, gözaltındaki kişilerin avukatlarının önünde müvekkillerine yöneltilen suçlamaların somut dayanaklarını görebilecekleri erişilebilir bir soruşturma dosyası bulunmuyor.”
"Anayasal eşitlik ile pratik arasında ciddi mesafe var"
Anayasa’daki eşitlik ilkesi ile LGBTİ’lerin yaşamda karşı karşıya kaldığı durum arasında ciddi bir fark bulunduğunu belirten Karaman, “Anayasa’da eşitlik ilkesi var fakat LGBTİ+’ların Türkiye’deki hukuki durumuna baktığımızda anayasal eşitlik vaadi ile mevzuat ve yaşam pratiği arasında çok ciddi bir mesafe olduğunu görüyoruz” dedi.
LGBTİ’lerin evlilik, aile kurma ve buna bağlı pek çok medeni hak bakımından heteroseksüel yurttaşlarla eşit bir hukuki statüye sahip olmadığını söyleyen Karaman, “Aslında hukuk düzeni zaten belirli bir aile biçimini merkezine alıyor. Bugün siyasal iktidarın yaptığı ise bunun da ötesine geçerek, LGBTİ+’ların varoluşunu ve örgütlenmesini ‘aile’ karşısında konumlandırmak” dedi.
"Siyasi düşman yaratma pratiği"
LGBTİ’lerin neden aileye yönelik bir tehdit olarak tarif edildiğinin sorgulanması gerektiğini belirten Karaman, bunun toplumsal veya hukuki olarak ortaya konulmuş somut bir temeli olmadığını söyledi. "Tam tersine, uzun süredir siyasal iktidar tarafından üretilen ve giderek yoğunlaşan bir hedef gösterme siyaseti görüyoruz. Üstelik LGBTİ+’ların zaten eşit şekilde yararlanamadığı bir hak alanı üzerinden ‘ailenin korunması’ tartışması yaratılması da son derece çarpıcı” diye ekledi.
Karaman, ailelerin yaşamını tehdit eden sorunların LGBTİ’ler değil işsizlik, yoksulluk, yüksek enflasyon, barınma krizi, sosyal güvencesizlik ve kadına yönelik şiddet gibi çok daha somut sorunlar olduğunu söyledi. “Aileyi sürekli kutsallaştırarak bütün bu sorunları görünmez hale getirmek mümkün değil” diyen Karaman, LGBTİ’lerin “ailenin düşmanı” olarak tarif edilmesini “Gerçek bir toplumsal tehdidin tespitinden çok, bir siyasi düşman yaratma pratiği” olarak değerlendirdi.
"Hareket noktası kişinin kimliği değil, somut fiil olmalı"
Operasyonlar üzerinden “düşman ceza hukuku” tartışmasının da önem kazandığını belirten Karaman, ceza hukukunda soruşturmanın hareket noktasının kişinin kimliği değil, somut bir fiil olması gerektiğini söyledi.
Operasyonlarda ise sürecin tersine döndüğünü söyleyen Karaman, "Önce siyasi olarak bir tehdit alanı tanımlanıyor: ‘Aileyi tehdit edenler’, ‘ahlaksızlığı teşvik edenler’, LGBTİ+ örgütleri gibi kategoriler oluşturuluyor. Ardından ceza hukuku araçları bu önceden belirlenmiş kategoriye yöneltiliyor. Bu durumda soruşturma, ‘Bir suç işlendi mi, kim işledi’ sorusundan uzaklaşıp, ‘tehdit olarak tanımladığımız bu grubun hangi faaliyetlerini mevcut suç tiplerinden birinin içine yerleştirebiliriz’ noktasına doğru kayma riski taşıyor” diye konuştu.
Karaman, “Düşman ceza hukukunun temel meselesi de bu: Kişinin somut fiilinden ziyade kimliği, aidiyeti veya devlet tarafından ‘tehlikeli’ kabul edilen bir gruba mensubiyeti üzerinden değerlendirilmesi” dedi.
"Suç soruşturmasından çok cadı avına benziyor"
Operasyonun “Ailem Güvende” olarak adlandırılmasının ve doğrudan bir siyasi politika programına bağlanmasının da tesadüf olmadığını belirten Karaman, “Ortaya çıkan görüntü bir suç soruşturmasından çok bir cadı avına benziyor” dedi.
Operasyonu tek başına değerlendirmek yerine daha geniş bir siyasi ve hukuki yönelimin parçası olarak ele almak gerektiğini belirten Karaman, 11'inci Yargı Paketi hazırlıkları sırasında gündeme gelen düzenlemelere dikkat çekti.
Karaman, “11'inci Yargı Paketi taslaklarında ve sonrasında gündeme gelen düzenlemelerde LGBTİ+ varoluşunun, görünürlüğünün ve transların sağlık hizmetlerine erişiminin ‘genel ahlak’, ‘biyolojik cinsiyet’ ve ‘ailenin korunması’ kavramları üzerinden sınırlandırılmaya çalışıldığını gördük. Bu düzenlemeler yasalaşmadı ancak aynı yaklaşımın siyasi söylemde ve bugün ceza soruşturmalarının çerçevelenmesinde devam ettiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Farklı başlıklar aynı anlatıda buluşturuluyor
“Ailem Güvende” operasyonunda LGBTİ örgütlenmesi, müstehcenlik, fuhuş, uyuşturucu, yabancı fonlar, ahlak ve aile gibi birbirinden farklı başlıkların aynı anlatı içerisinde yan yana getirilmesinin de dikkat çekici olduğunu belirten Karaman, bu dilin bazı yurttaşların ve yaşam biçimlerinin toplumsal düzenin dışında konumlandırıldığı yönünde kaygı yarattığını söyledi.
Karaman, hukuk devletinde devletin görevinin “makbul” bir yaşam biçimi belirlemek değil, herkesin temel hak ve özgürlüklerini eşit şekilde güvence altına almak olduğunu vurguladı.
"Aile" denilerek örgütlenme hakkı hedef alınıyor
Emek Partisi Milletvekili Sevda Karaca da “Ailem Güvende” adı verilen operasyonla LGBTİ örgütlerinin ve anayasal haklarını kullanan insanların kriminalize edildiğini belirtti. Karaca, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “aileyi, çocukları ve toplumsal düzeni koruma” söylemine tepki göstererek bunun “Aileyi koruma politikası değil, toplumu makbul aile ve makbul yurttaş kalıbına sokma politikası” olduğunu söyledi.
İktidarın uzun süredir yasama, yürütme ve yargı eliyle LGBTİ’lerin varlığını kriminalize etmeye çalıştığını belirten Karaca, "LGBTİ’lerin yaşam ve örgütlenme hakkını savunmak, bu ülkede herkesin haklarını ve özgürlüğünü savunmaktır. Sarayın hamaset ve nefret ajandasına, yalnızlaştırma ve yok etme politikasına müsaade etmeyeceğiz" dedi.

"Bu politikalarla kimse güvende değil"
TİP LGBTİ+ Büro da operasyonlara tepki gösterdi. Açıklamada, “Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyonların hak savunuculuğunu suç haline getirdiği belirtilerek, “Siz bu ülkeyi bu politikalarla yönettiğiniz sürece kimse güvende değil” denildi.
DEM Parti Kadın Meclisi de LGBTİ derneklerini, hak savunucularını ve dijital yayın mecralarını hedef alan gözaltı, arama, el koyma ve erişim engelleme kararlarını kabul etmediğini açıkladı. “Ailem Güvende” adının toplum üzerinde tahakküm kurma politikasının göstergesi olduğunu belirten DEM Parti Kadın Meclisi, farklı cinsel kimliklerin aile ya da toplum açısından bir “güvenlik sorunu” olmadığını vurguladı.
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Yelda Koçak da operasyonlara tepki gösterdi. Kaos GL ve çok sayıda LGBTİ derneğinin yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında gözaltı kararı verildiğini, ev baskınlarının gece saatlerinde başlatıldığını belirten Koçak, LGBTİ’lerin haklarını savunmasının suç olmadığını söyledi. Koçak, “İnsan haklarından yanayım. LGBTİ+ hakları insan haklarıdır” dedi.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et