Okullar açıldı, peki okullar hazır mı?
Değiştirmek istediğimiz şey yalnızca bir okulun duvarı değil. Çocuklarımızın eğitim hakkını, öğretmenin çalışma koşullarını ve kamusal eğitimin geleceğini değiştirmek zorundayız.
Fotoğraf: DHA
Tekirdağ'dan bir öğretmen
2026-2027 eğitim öğretim yılı başladı.
Her yıl olduğu gibi yine sınıflara girdik, yoklamalar alındı, ders programları dağıtıldı, öğrencilerle buluştuk. Eğitim öğretim yılının başladığı ilan edildi.
Ama bir soruyu sormamız gerekiyor:
Okullar gerçekten hazır mı?
Bu soruyu özellikle Tekirdağ'da çalışan bir öğretmen olarak sormak gerekiyor. Çünkü hepimizin kendi okulundan bildiği, koridorda konuştuğu, öğretmenler odasında birbirine anlattığı ama çoğu zaman ortak bir sorun olarak ortaya koyamadığı pek çok mesele var.
Bir okul deprem güçlendirmesinde. Bir başka okul tadilatta. Bir okulun öğrencileri başka bir okula gönderilmiş. Bazı okullarda inşaat işleri eğitim öğretim sürerken devam ediyor. Bazı yerlerde sınıfların, koridorların, ortak kullanım alanlarının eğitim öğretime yetiştirilmesi için son anda çalışmalar yapılıyor.
Tekirdağ İl Millî Eğitim Müdürlüğünün kendi planlarında bile ilimizin deprem bölgesinde olduğu, eğitim binalarının deprem açısından değerlendirilmesi, güçlendirilmesi veya yeniden yapılması gerektiği açıkça belirtiliyor. 2026 yılı için de büyük onarım ve deprem güvenliği çalışmaları il düzeyinde gündem maddesi olarak ele alınıyor. Çorlu'da devam eden okul yatırımları için daha 2025 yılının sonunda 2026-2027 eğitim öğretim yılına yönelik koordinasyon toplantıları yapılmış durumda.
Bunların yapılması elbette gereklidir.
Depreme dayanıklı okul istiyoruz. Yeni okul istiyoruz. Güvenli sınıflar istiyoruz. Çocuklarımızın sağlıklı binalarda eğitim görmesini istiyoruz.
Asıl mesele okulun eğitime hazır olması
Ama mesele yalnızca okul binası yapmak değildir.
Mesele, çocuğun okula geldiği gün o okulun gerçekten eğitim vermeye hazır olmasıdır.
Çünkü okulun inşaatını, tadilatını, temizliğini, sınıfların hazırlanmasını, sıraların taşınmasını, eksiklerin giderilmesini öğretmenin görevi haline getirdiğimiz anda başka bir sorun ortaya çıkıyor.
Öğretmen yine yapıyor.
Her zaman olduğu gibi.
Çünkü öğretmen yapmazsa yapılmayacağını düşünüyor.
Okul açılacaksa sınıf hazırlanıyor. Eksik varsa öğretmen uğraşıyor. Sıra taşınacaksa taşınıyor. Duvar silinecekse siliniyor. Ortalık düzenlenecekse düzenleniyor. Bazen eğitim öğretimin başlaması için okulun bütün yükü birkaç çalışanın ve öğretmenin omuzlarına bırakılıyor.
Peki neden?
Bir kamu hizmetinin hazırlığı neden o hizmeti veren emekçinin sırtına bırakılıyor?
Öğretmenin görevi eğitim vermektir.
Öğretmenin görevi çocukların öğrenmesini sağlamak, onları hayata hazırlamak, bilimsel ve nitelikli eğitim vermektir.
Öğretmen ne inşaat işçisidir ne temizlik görevlisidir ne de kamu kurumlarının yıllardır çözemediği fiziki sorunların ücretsiz iş gücüdür.
Burada öğretmenlerin de kendimize sormamız gereken bir soru var.
Bu sorunları hepimiz biliyoruz.
Öğretmenler odasında konuşuyoruz.
WhatsApp gruplarında konuşuyoruz.
Çay içerken konuşuyoruz.
“Bizim okulda da aynı sorun var” diyoruz.
“Bizim sınıflar hâlâ hazır değil.”
“Biz de başka okulla birleştirildik.”
“Bizim okul güçlendirmede.”
“Bizde tadilat bitmedi.”
“Bizim öğrenciler başka binaya gönderildi.”
“Yine öğretmene kaldı.”
Sonra ders başlıyor.
Herkes kendi okuluna dönüyor.
Ve sorun olduğu yerde kalıyor.
Asıl mesele biraz da burada.
Ortak bir sorun olduğunu görmek gerek
Hepimizin tek tek yaşadığı sorunları ortak bir sorun olarak ortaya koyamadığımız sürece, her okul kendi küçük problemiyle baş etmeye çalışacak. Böyle olunca da sistemin genel sorunu görünmez hale geliyor.
Oysa mesele tek tek okulların meselesi değildir.
Bu, eğitim hakkı meselesidir.
Çocuğun güvenli okulda eğitim görmesi nasıl bir haktırsa, öğretmenin de güvenli, sağlıklı ve eğitim yapmaya uygun bir ortamda çalışması aynı şekilde haktır.
Tekirdağ'da eğitim yatırımlarının yapılması elbette önemlidir. Son yıllarda yeni okul, güçlendirme ve onarım çalışmaları yürütüldüğünü de biliyoruz. Ancak bir taraftan okul yatırımları yapılırken diğer taraftan hâlâ eğitim öğretim yılı başlangıcında okulların fiziki koşullarını tartışıyorsak, burada yalnızca “çalışmalar devam ediyor” demek yetmez. Bu çalışmaların zamanında, yeterli kaynakla ve eğitim başlamadan tamamlanması gerekir.
Çünkü eğitim ertelenebilecek bir hizmet değildir.
Bir inşaatın gecikmesi takvimde birkaç ay oynatabilir.
Ama çocuğun eğitimindeki kayıp çocuğun hayatından gider.
Üstelik mesele sadece bina da değil.
Kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, yardımcı personel eksikliği, temizlik sorunları, özel eğitim sınıflarının ihtiyaçları, araç-gereç eksiklikleri, laboratuvar ve atölyelerin yetersizliği, öğrencilerin farklı okullara dağıtılması gibi sorunlar birbirinden bağımsız değildir.
Bütçe ayrılmıyor
Bütün bunların arkasında aynı temel sorun vardır:
Eğitim kamusal bir hizmet olarak görülüyor ama buna uygun bir bütçe ayrılmıyor.
Eğitim bütçesini artırmadan, yeni okullar yapmadan, mevcut okulları zamanında onarmadan, yeterli sayıda öğretmen ve yardımcı personel istihdam etmeden “nitelikli eğitim”den söz etmek mümkün değildir.
Her yıl eğitim reformlarından, yeni projelerden, yeni programlardan, teknolojiden ve yapay zekâdan söz ediyoruz.
Ama çocuklarımızın girdiği okulun çatısı akıyorsa, sınıfı tadilattaysa, öğretmeni eksikse, temizlik görevlisi yoksa, öğretmen ders dışında okulun eksiklerini gidermek zorunda kalıyorsa bütün bu büyük lafların ne anlamı kalıyor?
Önce okul.
Sonra teknoloji.
Önce güvenli bina.
Sonra proje.
Önce yeterli öğretmen.
Sonra yeni eğitim modeli.
Önce çocukların ve öğretmenlerin temel ihtiyaçları.
Sonra diğerleri.
Buradan öğretmenlere de bir çağrı yapmak gerekiyor.
Bu sorunları artık sadece öğretmenler odasında konuşmayalım.
Tek tek yakınmak yerine ortaklaştıralım.
Her okul kendi sorununu yazsın. Güçlendirmede olan okullar, tadilatta olan okullar, başka okullarla birleştirilen okullar, inşaatı devam eden okullar, öğretmen ve personel açığı bulunan okullar ortaya çıksın.
Bunlar gizlenecek sorunlar değil.
Tam tersine kamuoyunun bilmesi gereken sorunlardır.
Çünkü eğitim çalışanlarının ortak sorunları ancak birlikte görünür hale geldiğinde çözülebilir.
Öğretmen yalnız değildir.
Ama öğretmenler birbirinden kopuk kaldığında yalnızlaşır.
Bir okulun sorunu bütün öğretmenlerin sorunu haline geldiğinde ise mücadele başlayabilir.
Sendikalar, eğitim emekçileri, veliler ve öğrenciler bu meseleye birlikte sahip çıkmalıdır.
Çünkü mesele sadece öğretmenin çalışma koşulu değildir.
Mesele çocuğun eğitim hakkıdır.
Mesele kamusal eğitimdir.
Mesele devletin yurttaşına karşı sorumluluğudur.
Biz artık her eğitim öğretim yılı başında aynı cümleleri kurmak istemiyoruz:
“Bu yıl da böyle idare edelim.”
“Seneye düzelir.”
“İnşaat bitince olur.”
“Biraz daha sabredelim.”
“Öğretmenler olarak biz hallederiz.”
Hayır.
Biz halletmeyeceğiz.
Devletin görevi koşullarını sağlamak
Çünkü bizim işimiz kamu kaynaklarının yetersizliğini ücretsiz emeğimizle kapatmak değil.
Bizim işimiz çocuklara eğitim vermek.
Devletin görevi ise bunun koşullarını sağlamaktır.
Bu nedenle eğitim bütçesi artırılmalı, Tekirdağ'ın deprem riski dikkate alınarak okul binalarının güçlendirme ve yeniden yapım süreçleri hızlandırılmalı, tadilat ve inşaatlar eğitim öğretim başlamadan tamamlanmalı, okullar yeterli yardımcı personelle desteklenmeli ve eğitim emekçilerinin üzerine sürekli yeni işler yıkılmasına son verilmelidir.
Eğitime ayrılan bütçe gider değil, toplumun geleceğine yapılan yatırımdır.
Ama bunun için yalnızca bütçe istemek yetmez.
Bunun için söz söylemek, örgütlenmek, yan yana gelmek ve hakkımız olanı birlikte istemek gerekir.
Bugün Tekirdağ'da bir öğretmenin söylediği “Bizim okul hazır değil” cümlesi, başka bir okulda çalışan öğretmenin de cümlesidir.
Birleştirelim bu cümleleri.
Bir okulun sorununu bütün okulların sorunu haline getirelim.
Çünkü öğretmenler susup her şeyi kendi aralarında çözmeye çalıştıkça sistem değişmeyecek.
Ve biz müdahale etmezsek öğretmenin rolü giderek yalnızca bilgi aktarmaya indirgenecek; eğitimin nasıl yapılacağına, hangi koşullarda yapılacağına, hangi kaynakların ayrılacağına ilişkin sözümüz giderek azalacak.
Oysa öğretmen sadece ders anlatan kişi değildir.
Öğretmen eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda söz sahibi olan emekçidir.
Bu nedenle yeni eğitim öğretim yılına sadece “hayırlı olsun” diyerek başlamayalım.
Birbirimize şu soruyu soralım:
Okullar gerçekten hazır mı?
Ve cevabımız “hayır” ise bunu tek tek söylemekten vazgeçip hep birlikte söyleyelim.
Çünkü değiştirmek istediğimiz şey yalnızca bir okulun duvarı değil.
Çocuklarımızın eğitim hakkını, öğretmenin çalışma koşullarını ve kamusal eğitimin geleceğini değiştirmek zorundayız.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et