Ortadoğu’da savaş ve krizlerin faturası işçilere
Savaşın adeta bir yangın yerine çevirdiği bölgede işçi hakları gasp ediliyor, çalışma koşulları ağırlaştırılıyor, geçim şartları zorlaşıyor, işsizlik artıyor, yoksulluk ve sefalet derinleşiyor.
Lübnanlı emekli askerler ve kamu çalışanları Beyrut’ta 2027 bütçe tasarısını protesto etti. (Fotoğraf: AA)
Yusuf Ertaş
Bu hafta Arap basınında öne çıkan bir gündemi değil, görmezden gelinen ya da çok az sözü edilen bir gündemi ele alacağız.
Ortadoğu’da savaşların, ekonomik krizlerin ve kamu politikalarındaki yetersizliklerin bedelini en ağır ödeyen kesimlerin başında işçiler geliyor. Lübnan, Suriye ve Irak’ta ücretler ile geçim koşulları arasındaki makas açılırken, istihdam olanakları daralıyor, kayıt dışı ve güvencesiz çalışma yaygınlığını koruyor. Savaşın adeta bir yangın yerine çevirdiği bölgede işçi hakları gasp ediliyor, çalışma koşulları ağırlaştırılıyor, geçim şartları zorlaşıyor, işsizlik artıyor, yoksulluk ve sefalet derinleşiyor.
Lübnan: İstihdamın yok oldu, gelirler yüzde 40 eridi
Lübnan’da özel sektör çalışanlarının yaklaşık üçte birinin işini kaybettiğini ortaya koyan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) araştırması, krizin çalışma hayatındaki boyutunu açıkça gösteriyor. İş kayıpları ve ücretlerdeki gerileme birlikte değerlendirildiğinde, çalışanların kazançları ortalama yüzde 40.4 oranında eridi. Özellikle İsrail saldırılardan etkilenen bölgelerde işsizlik daha da ağırlaşırken, yerinden edilme ve ekonomik faaliyetlerdeki daralma çalışma koşullarını ülke genelinde kötüleştiriyor. Lübnan hükümetinin 2027 bütçe tasarısında kamu çalışanlarının ücretlerine 2030 yılına kadar herhangi bir artış yapılmamasının öngörülmesi, kamu çalışanlarının karşı karşıya olduğu ekonomik sorunları daha da ağırlaştırıyor. Söz konusu tasarı, kamu çalışanları sendikaları tarafından sert şekilde eleştirilirken hükümete karşı mücadele çağrıları yapıldı.
Bu tablo, ücretlerin temel ihtiyaçları karşılamadaki yetersizliğiyle birlikte değerlendirildiğinde daha da belirginleşiyor. Lübnan’da 2026 itibarıyla resmi asgari ücret aylık 28 milyon Lübnan lirası, yani yaklaşık 312 dolar düzeyinde bulunuyor. Buna karşılık Genel İşçi Sendikası, dört kişilik bir ailenin asgari geçimi için gereken gelirin aylık yaklaşık 1200 dolar olduğunu belirterek ücret artışının yanı sıra ulaşım ve eğitim yardımlarının yükseltilmesini talep ediyor.
Ekonomik ve sosyal koşullardaki kötüleşme, yalnızca ücret ve istihdam alanında değil, sokakta da tepkilere yol açıyor. Lübnan basınında, Bekaa bölgesinin bazı yörelerinde cuma gününü cumartesiye bağlayan gece geniş çaplı protestoların düzenlendiğine dair haberler yer aldı. Gösterilerde yolların trafiğe kapatıldığı ve lastiklerin yakıldığı bildirildi. Batı Bekaa’daki Gazze beldesinde akşam ve gece saatlerinde sokaklara çıkan Lübnanlıların, kötüleşen ekonomik koşullara yönelik öfkelerini dile getirdiği ifade edildi. Lübnanlı emekli askerler ve kamu çalışanlarının da çarşamba günü başkent Beyrut’un merkezinde, 2027 bütçe tasarısını protesto etmek amacıyla gösteri düzenlediği aktarıldı.
Suriye: Ücret düşük, güvenceli iş neredeyse yok
Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) iktidarı altında Suriye’de ise ücretler ile yoksulluk arasındaki uçurum çok daha çarpıcı. Aylık asgari ücret 1.25 milyon Suriye lirası, yani yaklaşık 105 dolar seviyesindeyken, Suriye Politika Araştırmaları Merkezi’nin nisan 2026 verilerine göre aşırı yoksulluk sınırı 3.34 milyon lira, alt yoksulluk sınırı 5.26 milyon lira, üst yoksulluk sınırı ise 7.26 milyon lira olarak hesaplanıyor. Nüfusun yüzde 80’inden fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, milyonlarca insan aynı zamanda ciddi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. İstihdam piyasasında da tablo değişmiyor: ILO işsizlik oranını yüzde 13.6, genç işsizliğini ise yüzde 33.1 olarak verirken, yerel tahminler işsizliğin yüzde 60’ı aştığını belirtiyor. Çalışma çağındaki nüfusun yalnızca yüzde 6-7’sinin kayıtlı bir işte bulunması, güvenceli istihdamın ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyuyor.
Bu ağır çalışma ve yaşam koşulları, haziran 2026’da yaşanan grev ve protesto dalgasında somut bir toplumsal tepkiye dönüştü. Şam kırsalındaki Kesseva’da seramik, porselen ve vitrifiye üreticisi Zenubya’nın işçileri, ücret artışı, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sağlık sigortası talebiyle greve giderken, birkaç gün sonra temizlik ürünleri üreticisi Madar’ın çalışanları da süresiz greve çıktı. Farklı sektörlerdeki bu grevler, düşük ücretler, kötü çalışma koşulları ve sosyal güvenceden yoksunluğun işçiler açısından giderek daha doğrudan bir mücadele konusu haline geldiğini gösterdi.
3 Eylül 2026’da ise Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında bulunan bir dizi petrol istasyonu ve rafineride çalışan yaklaşık 1000 işçi, işten çıkarılmalarını protesto etmek için eylem yaptı. İşçilerin, işlerine geri döndürülecekleri ve bölgede faaliyet gösteren petrol şirketlerinde kadroya alınacakları yönünde verilen sözler üzerine üç gün süren eylemlerini sonlandırdıkları bildirildi.
Irak: Petrol zenginliği iş güvencesi sağlamıyor
Irak’ta resmi asgari ücret 350 bin dinar (yaklaşık 300 dolar) düzeyinde. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde ise bu tutar 450 bin dinara, yaklaşık 344 dolara ulaşıyor. Ancak petrol gelirleriyle öne çıkan ülkede sanayi sektörünün ve özel işletmelerin savaş, yakıt kısıtlamaları, ithalat sorunları ve ekonomik dalgalanmalardan etkilenmesi, ücret düzeyinin tek başına çalışma koşullarını açıklamaya yetmediğini gösteriyor. İşten çıkarmalar, sözleşmesiz çalışma ve tazminat güvencesinin bulunmaması, özellikle özel sektörde çalışanları kriz karşısında savunmasız bırakıyor.
Irak Komünist İşçi Partisi, petrol rafinerilerinde çalışan işçilerin, petrol eğitim merkezlerinden mezun olanların, sağlık meslekleri mezunlarının ve sözleşmeli işçilerin devam eden protestolarına dikkat çekerek, bu eylemlerin iktidardaki siyasi yönetimin ekonomik krizin yanı sıra bölgede devam eden savaş ve çatışmaların sonuçlarını işçilere, emekçilere ve toplumun diğer yoksul kesimlerine yüklemeye çalışan politikalarının hüküm sürdüğü bir ortamda gerçekleştiğine işaret ediyor.
Savaşın ve krizin bedelini emekçiler ödüyor
Lübnan’dan Suriye’ye, Irak’tan bölgenin diğer ülkelerine uzanan ortak tablo, çalışma hayatındaki sorunun yalnızca düşük ücretlerden ibaret olmadığını gösteriyor. Gelirlerin yaşam maliyetinin gerisinde kalması, işsizliğin yükselmesi, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmanın yaygınlığı ve savaşların istihdam üzerindeki yıkıcı etkisi, milyonlarca emekçiyi ekonomik ve sosyal risklere açık hale getiriyor. Kamu politikalarının işçileri korumakta yetersiz kaldığı bu ortamda, savaş ve ekonomik krizlerin maliyeti giderek daha fazla emekçilerin ve ailelerinin omuzlarına yükleniyor.
Savaş, Lübnan’da işçi gelirinin yüzde 40’ını yok etti
Ali Zeyneddin
Şarkul Awsat/Suudi Arabistan
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Arap Ülkeleri Bölge Direktörü Dr. Raba Garadat’ın ifadesine göre, Lübnan’daki mevcut kriz ve savaş yalnızca binaları ve altyapıyı yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda işleri, gelirleri ve birçok insanın hayatını dayandırdığı kırılgan temelleri de tahrip ediyor. Saha araştırmasının sonuçları, özel sektör çalışanlarının yaklaşık üçte birinin işsizler saflarına katıldığını, iş gelirlerindeki ortalama düşüşün ise iş kayıpları ve ücret düşüşleri birlikte hesaplandığında yüzde 40.4 olduğunu gösterdi.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve Lübnan İşçi ve Çalışan Sendikaları Ulusal Federasyonu ile ortaklaşa hazırladığı raporunda yer alan özel sektör çalışanlarına ilişkin güncel veri ve analizlerin sonuçları, ankete katılan çalışanların yüzde 33’ünün anketin yapıldığı sırada artık çalışmadığını; bunların yüzde 28.2’sinin işsiz kaldığını, yüzde 4.7’sinin ise işgücünden çıktığını göstermektedir.
İş kayıplarının şiddeti özellikle Lübnan’ın güneyindeki çatışmadan etkilenen illerdeki işçiler arasında belirginleşmiştir; Nebatiye ilinde yaşayanlar arasında yüzde 76.5, Güney ilinde ise yüzde 43.2 oranındadır. Bununla birlikte, etkinin çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmadığı, diğer illerdeki işçilerin de talep zayıflığı, ticari faaliyetlerdeki düşüş, enflasyonist baskılar ve daha geniş ölçekteki piyasa aksaklıkları nedeniyle etkilendiği belirtilmelidir.
2030 yılına kadar maaşlarda artış yok
Fuad Bazzi
El Ahbar/Lübnan
2027 yılı bütçe tasarısı, kamu sektöründe çalışanların maaşlarında adil bir artış elde etmesinin önünü kapattı. Tasarıda, mart 2026’da kabul edilen altı ek maaş dışında, çalışanlara yönelik herhangi bir ek ödenek harcama kalemine dahil edilmedi. Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan orta vadeli mali çerçeveye göre, önümüzdeki dört yıl boyunca hazırlanacak bütçelerde de çalışanlar için herhangi bir maaş artışı öngörülmüyor. Bu durum, iktidarın maaşları mevcut seviyelerinde sabitlemeyi ve en azından 2030 yılına kadar herhangi bir artış yapmamayı planladığına işaret ediyor.
…
Maliye Bakanlığı, bütçeye ilişkin açıklamasında, parasal ve bankacılık sistemindeki çöküşün yükünü çalışanların üzerine yıkmaya karar verdi. Çalışanların maaşlarının artırılmaması yönündeki yaklaşımı “mali disiplin ve harcamaların rasyonelleştirilmesi” olarak nitelendirdi. Maaşların mevcut düşük seviyesinde tutulması ile “pozitif mali dengelerin korunması” arasında bağlantı kuran Bakanlık, bu yaklaşımın “bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması tamamlanana ve mevduatların geri kazanılması için açık ve sürdürülebilir bir strateji uygulanana kadar” devam edeceğini belirtti.
Bu durum, siyasi otoritenin uyguladığı yanlış ekonomik ve mali politikaların bedelini yalnızca kamu çalışanı veya emeklinin ödemesi gerektiği anlamına geliyor. Maliye Bakanlığı, kamu çalışanlarının maaşlarının iyileştirilmesini bir öncelik olarak görmüyor. Bakanlık bunu açıkça ifade ederek, “2027 bütçesini yöneten sıkı mali kısıt, devletin rolünün dondurulması anlamına gelmiyor; sınırlı kaynakların en acil ve ekonomik ve sosyal açıdan en yüksek getiriyi sağlayacak önceliklere yönlendirilmesi anlamına geliyor” dedi.
Başka bir ifadeyle, çalışanlar bir öncelik değil. Maliye Bakanlığı’nın bakış açısına göre çalışanların ekonomik bir getirisi de bulunmuyor.
Savaşın sonuçları işsizlik oranını artırıyor
Tarik Eş-Şaab*
Irak
Ekonomik krizin tırmandığı ve bölgesel gerilimlerin etkilerinin derinleştiği bir dönemde, fabrikalar ve şirketlerde çalışan binlerce işçi, üretim planlarının daraltılması ve iş gücünün azaltılması yönündeki hızlı kararlar sonucunda işlerinden çıkarılıyor. Bu tablo, ekonomik politikanın kırılganlığını ve savaşların, çatışmaların ve kötü kamu yönetiminin bedelini ödeyen işçi sınıfı için gerçek bir korumanın bulunmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Özel sektöre bağlı birçok fabrika ve şirkette işten çıkarmalar giderek yaygınlaşıyor. Yönetimler, artan işletme maliyetlerini, yakıt kotalarındaki düşüşü ve üretimdeki gerilemeyi gerekçe gösterirken, işçiler işsizlik ve yoksullukla karşı karşıya kalıyor. Üstelik birçok işçi, işten çıkarılma durumunda yasal güvenceden ve hak ettiği tazminatlardan yoksun bırakılıyor.
Savaş sanayi sektörünü vuruyor
ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın etkileri yalnızca siyasi haberlerle sınırlı kalmadı; özellikle üretim süreçlerinde yakıt ve enerjiye bağımlı olan sanayi sektörü üzerinde doğrudan ekonomik baskıya dönüştü. Tedarikin azalması ve yakıt kotalarının düşürülmesiyle birlikte fabrikalar üretimi kısmaya ve işçi sayısını azaltmaya başladı. Bu süreçte devlet kurumları, ulusal sanayiyi koruyacak gerçek çözümler üretmekte yetersiz kaldı. İşçilere göre bu durum, Irak sanayisini dış krizlere karşı koruyamayan zayıf ekonomik politikaların doğrudan sonucu ve bölgesel her gerilimde ilk darbeyi üretim sektörünün almasına yol açıyor.
Yakıt kotalarının düşürülmesi
Özel bir gıda üretim tesisinde çalışan işçi Ali Kerim, “Fabrika yönetimi, son krizden sonra yakıtın artık anlaşılmış miktarlarda gelmediğini ve üretilen mallara olan talebin düştüğünü belirtti. Bu nedenle fabrikayı tam kapasite çalıştıramadıklarını söylediler. Kısa sürede bazı üretim hatları durduruldu ve çok sayıda işçi işten çıkarıldı” diyor. “Bizim hiçbir ilgimiz olmayan kararların mağduruyuz. Savaş ve ekonomik politikalar fabrikaları etkiliyor ama bedeli sade işçi ödüyor” diye ekliyor.
Toplu işten çıkarmalar
Özel sektöre bağlı plastik ürünler şirketinde çalışan işçi Haydar Casim de işten çıkarmaların işçilerin koşulları gözetilmeden yapıldığını belirterek şöyle diyor: “Bizi yönetime çağırdılar ve hammaddelerin ithalatının durması nedeniyle üretimin azaltılacağını söylediler. Dakikalar içinde her şey bitti ve işsiz kaldık.” İşverenlerin alternatif aramak ya da devlet desteği talep etmek yerine en kolay yol olan işçi çıkarmaya başvurduğunu, bunun da işçileri koruyan yasaların zayıflığını gösterdiğini ifade ediyor.
İlk kurbanlar sözleşmesiz işçiler
İşçi Saad Mahmud ise en büyük sorunun resmi sözleşmelerin yokluğu olduğunu vurguluyor: “Yıllardır özel sektör şirketlerinde çalışıyoruz ama çoğumuzun iş sözleşmesi yok. İlk kriz anında işten çıkarılıyoruz.” İşçiler, ekonomik denklemde en zayıf halka olduklarını ve siyasi ile ekonomik krizlerin tüm sonuçlarını tek başına işçi sınıfının üstlendiğini düşünüyor.
Gelir kaybı aileleri yoksulluğa sürüklüyor
Üç çocuk babası işçi Muhammed Abdullah, “Ramazan ayının sonunda işten çıkarıldım. Şimdi ev kirasını ve çocuklarımın masraflarını karşılayamıyorum. Savaş ve ekonomik kriz bizi sürekli bir korku içinde yaşatıyor” diyor. Birçok işçinin borçlanmak zorunda kaldığını ya da düşük ücretli ağır işlerde çalışmaya yöneldiğini, bazılarının ise geçim için ülkeyi terk etmeyi düşündüğünü ekliyor.
Devlet desteğinin yokluğu krizi derinleştiriyor
Ekonomi uzmanları, sanayi sektörüne verilen desteğin zayıflığı, fabrikalara ayrılan yakıt kotalarının azaltılması ve toplu işten çıkarmalar üzerindeki denetim eksikliği nedeniyle hükümetin krizde büyük payı olduğunu belirtiyor. Bu yaklaşımın sürmesi halinde işsizlik oranlarının artacağı ve yoksulluğun derinleşeceği, bunun da ciddi bir toplumsal krize yol açabileceği uyarısında bulunuyorlar.
Yakıt temini ve iş gücünün korunması
İşçiler bugün hükümetten, fabrikalar ve şirketler için yakıt kotalarının sağlanmasını, keyfi işten çıkarmaları engelleyen katı yasaların uygulanmasını ve mağdurlar için adil tazminatlar verilmesini talep ediyor. İşçi Abbas Cabir, “Biz sadece çalışmak ve onurlu bir yaşam sürmek istiyoruz. Hükümetten beklentimiz, bizi işsizlikle baş başa bırakmak değil, fabrikaları ve işçileri korumasıdır” diyor.
Bedeli işçi sınıfı ödüyor
Savaşın, bölgesel gerilimlerin ve devlet desteğindeki gerilemenin sürdüğü koşullarda, üretimi koruyamayan ve işçilere iş güvencesi sağlayamayan ekonomik politikaların ilk kurbanı işçi sınıfı olmaya devam ediyor.
Yakıt kısıtlamaları, ithalatın aksaması, işten çıkarmalar ve sanayideki gerileme ile birlikte işsizlik tehdidi büyüyor; günlük kazançla geçinen ailelerin sıkıntıları artıyor. Gözlemciler, bu durumun sürmesi halinde toplumsal uçurumun derinleşeceği ve halktaki hoşnutsuzluğun artacağı uyarısında bulunuyor. İşçilerin korunması ve ulusal sanayinin desteklenmesinin artık bir tercih değil, ekonomik ve toplumsal istikrar için acil bir zorunluluk olduğu vurgulanıyor.
*”Halkın Yolu”, Irak Komünist Partisi yayın organı
Haseke’deki petrol işçilerinden işten çıkarmalara karşı eylem
El Arab El Cedid
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke kırsalında petrol istasyonları ve rafinerilerinde çalışan binden fazla işçi, işten çıkarılmalarını protesto etmek için eylem düzenledi. İşçiler ayrıca petrol tankerlerinin Rümeylan petrol sahasına giden yolunu kapatarak işten çıkarma kararının geri çekilmesini ve işlerinin korunmasını talep etti.
İşçiler, yıllardır çalıştıklarını ve kendilerine Suriye Petrol Şirketi bünyesine alınacakları yönünde defalarca söz verildiğini belirtti. Bazılarının 9-10 yıla ulaşan hizmet sürelerine rağmen herhangi bir uyarı yapılmadan işten çıkarıldıklarını ifade ettiler.
İşçiler, daha önce Amerikalı HKN şirketiyle üç aylık bir çalışma anlaşması imzaladıklarını ve bu sürenin ardından Suriye Petrol Şirketi’ne alınacaklarının söylendiğini aktardı. Ancak üç aylık sürenin sonunda işten çıkarma kararıyla karşılaştılar.
İşçiler, sendika ve yetkililerle yaptıkları görüşmelerden de sonuç alamadıklarını belirterek oturma eylemi başlattı. Eylemciler, protestonun barışçıl olduğunu ve yol kapatma eyleminin yalnızca petrol taşıyan tankerleri kapsadığını vurguladı.
İşçiler, Suriye Petrol Şirketi ve hükümet yetkililerinden kararın yeniden değerlendirilmesini, verilen sözlerin yerine getirilmesini ve iş güvencelerinin sağlanmasını istedi. Binden fazla işçinin işten çıkarılmasının, binlerce aileyi gelir kaynağından mahrum bırakacağına dikkat çektiler.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et