Deniz İşçileri Platformu’ndan Kadıköy’de eylem: 'Denizciler artık susmayacak'
Kadıköy Rıhtım’da bir araya gelen deniz işçileri, savaş bölgelerine gönderilen ticaret gemilerinde çalışanların can güvenliğinin sağlanmasını istedi. Platform, denetimsizlik ve güvencesiz çalışma koşullarına tepki gösterdi.
Fotoğraf: Barış Salık/Evrensel
Hasan Can Bilici
[email protected]
Deniz İşçileri Platformu, Karadeniz ve diğer savaş bölgelerinde çalışan deniz işçilerinin can güvenliğinin sağlanması, denizcilik sektöründeki iş cinayetleri, denetimsizlik ve güvencesiz çalışma koşullarının son bulması talebiyle bugün Kadıköy Rıhtım’da basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Limter-İş, DGD-SEN, sendikalar ve siyasi partilerin desteğiyle yapılan açıklamada, deniz işçilerinin savaş bölgelerinde ölüm riski altında çalıştırıldığı, armatör ve şirketlerin ise kârlarını sürdürdüğü belirtildi. Deniz İşçileri Platformu, deniz işçilerinin can güvenliğini hiçe sayan çalışma rejiminin sona erdirilmesini istedi.
Basın açıklamasını, kendisi de deniz işçisi olan Deniz İşçileri Platformu gönüllüsü Ahmet Baran Çen yaptı. Açıklamada Silivri açıklarında, Girne’de ve daha önce Karadeniz ile Marmara’da yaşanan Kafkametler, Bilal Bal ve Batuhan A gemisi faciaları hatırlatılarak, denizcilik sektöründeki kazaların arkasında denetimsizlik, ihmal ve kâr hırsının bulunduğu ifade edildi. Dünya ticaretinin büyük bölümünü taşıyan deniz işçilerinin artan iş cinayetleri ve ağır çalışma koşulları karşısında sesini yükselttiği vurgulandı.
Savaş bölgelerinde deniz işçileri hedefte
Platform, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Karadeniz’de, İran-İsrail/ABD savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nda ve Husilerin saldırıları nedeniyle Kızıldeniz’de sivil ticaret gemilerinin hedef haline geldiğine dikkat çekti. Büyük kurumsal filoların girmekten kaçındığı savaş bölgelerine, yüksek navlun gelirleri nedeniyle yerli armatörlerin yaşlı ve bakımsız gemileri gönderdiği belirtildi.
Uluslararası sözleşmeler ve kurallar gereği denizcilerin savaş bölgelerine gitmeyi reddetme hakkının bulunduğu ifade edilen açıklamada, armatörlerin ise işsizlik tehdidi ve hukuken geçersiz kılınan sözleşme maddeleriyle denizcileri bu rotalara gitmeye zorladığı söylendi.
“Denetimden geçsin, pervane dönsün”
Denizcilik sektöründeki denetim mekanizmalarının da eleştirildiği açıklamada, armatörlerin standart altı ve hurdaya ayrılması gereken gemileri düşük maliyetlerle satın alarak çalıştırdığı ifade edildi. Bayrak devleti, liman devleti ve klas kuruluşlarının denetimlerinin sorgulandığı açıklamada, denetimlerin evrak ve anlık görüntülerle sınırlı kaldığı vurgulandı.
Gemilerde eksik personel, yetersiz kumanya, ertelenen bakımlar ve kronik yorgunluk yaşandığı ifade edilen açıklamada, kâğıt üzerinde dinlenmiş görünen denizcilerin gerçekte uzun çalışma süreleri ve uykusuzlukla karşı karşıya kaldığı belirtildi. Olası kazaların ardından sorumluluğun mürettebata “insan hatası” gerekçesiyle yüklenmesinin de sistemdeki sorunların üzerini örttüğü söylendi.
Platform, “elverişli bayrak” sistemiyle armatörlerin Panama ve Liberya gibi bayraklar üzerinden yerel denetimlerden kaçabildiğini ve yasal boşluklardan yararlandığını belirtti.
Taşkıran: Sermayenin bayrağı, vatanı yoktur
Eylemde konuşan Limter-İş Sendikası Genel Sekreteri Beycan Taşkıran ise denizcilik sektöründeki gelişmelerin uluslararası sermayenin savaş politikalarıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Savaş politikalarının bedelinin işçi sınıfına ödetildiğini belirten Taşkıran, armatörlerin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini ifade ederek, “Sermayenin bayrağı, vatanı yoktur” dedi.
Farklı halklardan deniz işçilerinin aynı gemilerde benzer sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Taşkıran, bayrakların değişmesine rağmen uygulamaların aynı olduğunu söyledi.
Taşkıran, devletin sorumluluğunu yerine getirmesini ve kâğıt üzerinde bulunan hakların fiilen uygulanmasını istedi. Deniz işçilerini tersane, gemi, depo ve antrepolarda birlik olmaya çağıran Taşkıran, mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini vurguladı.
“Savaşın tarafı olmayan denizciler bedel ödememeli”
Eylemde kardeşi Savaş Çakar’ın uluslararası sularda sefere çıkarken yaşamını yitirmesi nedeniyle konuşan Abbas Çakar da denizcilerin savaşların tarafı olmadığını vurguladı. Çakar, kardeşinin ekmeğinin peşinde uluslararası sularda sefere çıktığını ve tarafı olmadığı bir savaşın ortasında hedef alınarak öldürüldüğünü söyledi.
Gemilere ve can kayıplarına ilişkin haberlerde kullanılan sayıların arkasında ailelerin yaşadığı acıların bulunduğunu belirten Çakar, kardeşini kaybettiğinde bu acıyı doğrudan yaşadığını ifade etti. Çakar, “O rakamların her birinin arkasında yarım kalan hayaller, ocaklarına ateş düşen aileler var. Ben o ateşi özbeöz abimi kaybettiğimde yüreğimde hissettim” dedi.
Uluslararası sularda silahsız ticaret gemilerinin hedef alınmasına tepki gösteren Çakar, Karadeniz ve diğer uluslararası sularda yaşanan saldırıların savaş suçu olduğunu söyledi. Silahsız ticaret gemilerine yönelik drone saldırılarını da savaş suçu olarak nitelendiren Çakar, “Uluslararası sularda, ekmeğinin peşinde koşan, silahsız gemilere hangi hakla, hangi hukukla vuruluyor?” diye sordu.
“Deniz emekçisi kimsenin hedef tahtası değildir”
Savaşın tarafı olmayan denizcilerin çatışmalar nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirten Çakar, denizciliğin dünyanın en zor mesleklerinden biri olduğunu söyledi. Korunmasız gemilerin hedef alınmasının uluslararası deniz hukukunun ihlali olduğunu ifade eden Çakar, ticaret gemilerine yönelik saldırıların “ahlaksızlık ve cinayet” olduğunu söyledi.
Deniz emekçilerinin çatışmaların hedefi haline getirilemeyeceğini belirten Çakar, “Deniz emekçisi kimsenin hedef tahtası değildir. Mavi vatanı ve dünya ticaretini sırtlayan bu insanlar, taraf olmadıkları çatışmalarda bedel ödemek zorunda bırakılamaz. Gemiler ekmek kapısıdır. Masum insanların hedef alındığı birer tuzak olamaz” dedi.
“Yetkililer sessiz kalmamalı”
Saldırılar kadar yetkililerin sessizliğine de tepki gösteren Çakar, Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olduğunu hatırlatarak uluslararası sularda yurttaşların hedef alınmasına karşı adım atılması gerektiğini söyledi. Çakar, “Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin yöneticileri, uluslararası sularda insanlarımız vurulurken, savaş suçu işlenirken sessiz kalmamalıdır” dedi.
Saldırıların görmezden gelinmesinin saldırganları cesaretlendirdiğini belirten Çakar, denizcilerin can güvenliğinin sağlanmasını istedi. Benzer acıları yaşayan ailelerin yalnız olmadığını söyleyen Çakar, “Susarak bu korku iklimini besleyenlere inat, biz susmayacağız” diye konuştu.
Çakar, yetkililere uluslararası sularda silahsız gemilerin ve denizcilerin korunması için hangi adımların atılacağını sorarak, yurttaşların can güvenliğini sağlamanın devletin temel sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Savaş nedeniyle yaşamını yitiren denizcileri ve kardeşi Savaş Çakar’ı anan Çakar, saldırıların ve yetkililerin sessizliğinin unutulmayacağını söyledi. Çakar, “Ne yapılan saldırıları unutacağız ne de bu sessizliğe ortak olacağız. Adalet yerini bulana kadar, denizcilerimiz güvenle sefer yapana kadar bu haklı ses susmayacak. Denizciler artık susmayacak” dedi.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et