Yeni dünya haritasını milyarderler çizdirdi: Afrika neden ‘büyüdü’?
BM’nin onayladığı yeni harita, "bilişsel adalet" iddiasıyla sunulurken arkasında sermaye ağları yatıyor. Afrika’nın risk primini düşürmeyi amaçlayan kampanya, Türkiye dahil aktörlerin kıtadaki askeri ve hammadde yayılmasını perdeleyen bir vitrin.
Dicle Sezen Öz
[email protected]
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu geçtiğimiz cuma günü, 1569 tarihli Mercator harita projeksiyonunun yerine Afrika kıtasının gerçek boyutunu yansıtacağı öne sürülen “Haritayı Düzelt” karar tasarısını 164 ülkenin ‘evet’ oyuyla onayladı. “Equal Earth” adlı bu yeni dünya haritasının kabulü, liberal çevrelerde “bilişsel adalet” kavramı üzerinden sömürgeciliğin zihinlerde kalan mirasını yıkan ve tarihsel gerçeği onarma girişimi şeklinde tartışılıyor.
Bugün hemen hemen tüm ders kitaplarında ve Google Maps’te karşımıza çıkan dünya haritası, kartograf Gerardus Mercator tarafından erken dönem kapitalist birikim ve okyanus aşırı sömürgeci genişlemenin ihtiyaçlarını karşılamak üzere doğmuştu. Avrupalıların Afrika ve Asya’daki hammadde kaynaklarını tekeline alma yarışı, açık denizlerde gemilerin pusula yönlerini düz çizgiler halinde takip edebileceği bir yön bulma aracını gerektiriyordu. Peki, bu sefer masaya sürülen bu yeni haritayı kim çiziyor? Türkiye, bu haritanın neresinde duruyor?
‘Hayırsever’ sermayedarların Afrika’daki hesapları
Yeni dünya haritasının onaylanması için yürütülen "Haritayı Düzelt" kampanyasının arkasında duran ve ‘sömürgesizleştirme’ iddiasını sahiplenen "Africa No Filter" ve "Speak Up Africa" gibi kuruluşlarının finansal ağları incelendiğinde, bu hareketin Afrika halkının sesi olmadığı, aksine sermayenin güdümünde olduğu açıkça görülüyor. Nitekim Africa No Filter, “Okullarda, haber merkezlerinde, şirketlerde, her gün milyarlarca insanın kullandığı dijital platformlarda artık doğru haritalar görmek istiyoruz” şeklinde açıklamalarıyla niyetini açıktan beyan etti.
Kampanyayı finanse eden sivil toplum ağlarının arkasında doğrudan ABD merkezli sermayenin, devasa teknoloji ve finans tekellerinin ve "hayırsever”liğiyle ünlü kapitalistlerin doğrudan fonladığı yapılar yer alıyor. Africa No Filter, sermayenin en güçlü ailelerinin vakıfları olan Ford Vakfı, Wall Street milyarderi olan Michael Bloomberg’e ait Bloomberg Philanthropies, Mellon Vakfı, eBay kurucusu Pierre Omidyar’ın Omidyar Network bünyesindeki “Luminate” adlı fonu, Conrad N. Hilton Vakfı, Hewlett Vakfı ve George Soros’un Açık Toplum Vakıfları ile Birleşik Krallık devlet fonu British Council tarafından ortaklaşa finanse edilen bir bağışçı iş birliği.
Speak Up Africa ise 31.3 milyon dolarla en fazla fonlayıcısı konumunda olan, doğrudan dünyanın en büyük özel vakfı olan ve Microsoft’un tekelci birikimine dayanan Bill & Melinda Gates Vakfı tarafından fonlanıyor. Bu yapı ayrıca, milyarder Wertheimer ailesinin sahibi olduğu ünlü lüks tüketim markası Chanel'in Vakfı, İngiliz milyarder hedge fonu yönetici Chris Hohn’un Children's Investment Fund Foundation (CIFF) grubu, BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed'in Gates Vakfı destekli Reaching the Last Mile platformu ve Alman devlet kalkınma ajansı GIZ tarafından ayakta tutuluyor.
Faizden kaçmak için Afrika’yı büyüttüler
Küresel sermaye aktörlerinin ve çok uluslu vakıfların haritayı "büyütmek" ve Afrika anlatısını "düzeltmek" için milyonlarca dolar akıtmasının arkasında son derece maddi hesaplar yatıyor. Google, Mastercard, Netflix, Amazon Web Services, PepsiCo gibi şirketlere danışmanlık veren İngiltere merkezli Africa Practice tarafından hazırlanan “Medyada Stereotiplerinin Afrika'ya Maliyeti" raporuna göre, medyadaki "yoksul, istikrarsız ve riskli Afrika" algısı sonucu Afrika ülkeleri dış borçlanmada yüksek risk primlerine maruz kalmakta ve her yıl yaklaşık 4.2 milyar dolar fazladan faiz ödüyor. Dolayısıyla bahsi geçen şirketler için haritayı büyüterek kıtayı "istikrarlı, yaratıcı ve güvenli" bir yatırım alanı olarak yeniden pazarlamak, risk primini düşürmenin ve sermayeyi çok daha düşük borçlanma maliyetleriyle ihraç etmenin önünü epey açıyor.
Kürsüde dayanışma, sahada yağmalama
Türkiye ise, AKP’nin 27. Dönem Denizli Milletvekili olan BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız’ın yer aldığı heyetle, karar tasarısına canlı olarak ortak sunucu sıfatıyla katıldı ve tasarıya ‘evet’ oyu verdi. Ancak Türkiye’nin Afrika’yı simgesel maiyette bu kucaklayıcı duruşu, Türkiye sermaye sınıfının Afrika kıtasındaki pazar, hammadde ve askeri nüfuz genişlemesiyle birlikte okunduğunda, bu hamlemin yaratılmaya çalışılan imajın aksi yönde bir karakter taşıdığı açıkça gözüküyor. Bu harita yüksek perdeden savunulurken, arka planda Türkiye sermayesi Afrika’yı sarmaya çalışıyor.
Nitekim 8 Şubat 2024'te imzalanan Savunma ve Ekonomik İş Birliği Anlaşması ile Türkiye, Somali karasularını koruma taahhüdü karşılığında bu stratejik suların deniz kaynaklarından ve egemenlik haklarından pay aldı. Bu anlaşmayı takiben 7 Mart 2024'te petrol ve gaz iş birliği anlaşması, Temmuz 2024'te ise Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ile Somali Petrol İdaresi arasında Ankara'ya üç offshore blokta petrol ve doğalgaz aramaya yönelik özel haklar veren imtiyaz anlaşması imzalanmıştır. Ekim 2024'te Oruç Reis sismik araştırma gemisi Somali açıklarında 5 bin kilometrekarelik bir alanı taramış, 15 Şubat 2026'da ise Türkiye'nin sondaj gemisi Çağrı Bey Mersin'den yola çıkarak Nisan 2026'da Somali sularına ulaşmış ve Curad-1 kuyusunda ülkenin ilk derin deniz sondajını başlattı.
Türkiye bu enerji alanında arayışlarına devam ederken, bir yandan da Mogadişu'daki TURKSOM askeri üssüne ek olarak Warshiikh kıyısında 350 milyon dolarlık bir askeri ve uzay füze fırlatma tesisi inşa etmektedir.
Türkiye'nin Afrika'daki hammadde ve savunma nüfuz ağı diğer stratejik havzalara da yayılıyor. Mısır ile Şubat 2026'da imzalanan 350 milyon dolarlık askeri pakt kapsamında Türkiye, Tolga hava savunma sistemleri satmakta, paktın 220 milyonluk kısmıyla ise MKE ortaklığıyla uzun menzilli topçu mühimmatlarının üretimi için fabrikalar kurulacak.
Nijerya ile 22 Mayıs 2026'da İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi'nde imzalanan Katı Mineraller İş Birliği Anlaşması ile lityum, kobalt, nikel, kalay ve tantal gibi küresel yeşil enerji ve teknoloji dönüşümü için kritik olan 44 maden yatağı Türk şirketlerinin arama ve işletmesine açıldı.
Benzer şekilde Gabon ile 1 Ağustos 2025'te enerji, hidrokarbon ve maden arama üzerine üç ayrı iş birliği protokolü imzalanmış, Eti Maden ve MTA gibi kurumları Nijer ve Sudan'da altın arama imtiyazlarını genişleterek Nijer'de ilk altın üretimini başlatma aşamasına gelmiştir. Hatta 18 Şubat 2026'da Etiyopya ile imzalanan enerji iş birliği anlaşmasıyla Türkiye, Doğu Afrika'da hidroelektrik ekipman üretimi ve elektrik türbinleri pazarına yerleşmiştir.
Dolayısıyla, Türkiye’nin “evet” oyu, Afrika'da yürütülen bu hammadde talanına ve askeri sanayideki yayılmacı faaliyetlerine karşıtı ahlaki bir meşruiyet sağlamaya çalışan ve kendisi için hiçbir maliyeti olmayan bir ambalajdan ibaret.
Türkiye de dahil olmak üzere "yeni dünya haritası", ülkelerin sermayedarlarının Afrika’da gerek ekonomik gerek askeri genişleme hamlelerini tersyüz etme girişimi olarak karşımızı çıkıyor. Böylece emperyalist ve yayılmacı tahakkümün iktisadi temeli var. Harita ‘bilimsel’ sos ile sunulurken, var olan düzen için rıza üretiminin alanı da genişletiliyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et