Emperyalist rekabette BRICS, dünü ve bugünü-3| BRICS’in sınıfsal sınırları ve pazar paylaşımı
BRICS'in mevcut haliyle hedefi kapitalizmi ortadan kaldırmak değil. Daha çok dünya ekonomisindeki güç ve pazar paylaşımında söz sahibi olmak, Batı merkezli kurumların ağırlığını azaltmak ve kendi sermaye gruplarının hareket alanını genişletmek.
Ali Reyhan
[email protected]
BRICS’in ABD merkezli dünya düzenine itirazı gerçek. Ancak bu itirazın kendiliğinden antikapitalist ya da emekçi sınıfların çıkarlarını savunan bir karakter taşıdığı söylenemez. Asıl tartışma, değişen dünya düzeninin üretim ve bölüşüm ilişkilerini değiştirip değiştirmeyeceğinde düğümleniyor. BRICS üzerine yapılan tartışmalarda iki uç yaklaşım öne çıkıyor. Bir tarafta BRICS’i ABD hegemonyasına karşı kurulmuş yeni bir dünya düzeninin öncüsü olarak görenler var. Diğer tarafta ise BRICS’i önemsiz, dağınık ve birbirinden farklı ülkelerin oluşturduğu gevşek bir diplomasi platformu olarak değerlendirenler. BRICS artık dünya ekonomisinin önemli bir bölümünü bir araya getiriyor ve bunun somut ekonomik sonuçları var. Ama aynı zamanda bu yapı, işçi sınıfının değil devletlerin ve sermaye sınıflarının çıkarları üzerinden şekilleniyor.
BRICS’in ekonomik ağırlığının arkasında yalnızca devletler yok. Çin’in sanayi şirketleri, Rusya’nın enerji şirketleri, Körfez sermayesi, Hindistan’ın büyük şirketleri, Brezilya’nın tarım ve madencilik sermayesi bu ekonomik ağın önemli aktörleri. Dolayısıyla BRICS ülkeleri arasındaki ticaretin büyümesi aynı zamanda sermayenin yeni pazarlar bulması anlamına geliyor. BRICS ülkelerinin dünya ülkelerine yaptığı toplam mal ihracatının 2024’te 5.9 trilyon dolara ulaşması, bu ekonomik ağırlığın boyutunu gösteriyor. BRICS içindeki ihracat da aynı yıl 1.17 trilyon dolara ulaşmış durumda. Bu rakamlar yalnızca “güney ülkeleri dayanışması” olarak okunamaz. Burada yeni tedarik zincirleri, yatırım alanları, enerji anlaşmaları ve pazarlar da oluşuyor.
BRICS’in en somut kurumlarından biri Yeni Kalkınma Bankası. Banka altyapı ve kalkınma projelerine finansman sağlıyor. Yerel para cinsinden finansmanı artırmayı da hedefliyor. Bu, Dünya Bankası ve IMF gibi Batı merkezli finans kuruluşlarına alternatif oluşturma açısından önemli. Ancak “alternatif finans kurumu” ile “alternatif ekonomik düzen” aynı şey değil. Bir barajın, enerji santralinin, demir yolunun veya limanın hangi para birimiyle finanse edildiği önemli olabilir. Fakat bu yatırımın kimin mülkiyetinde olduğu, işçilerin hangi ücret ve çalışma koşullarıyla çalıştığı ve elde edilen kârın nereye aktarıldığı da en az bunun kadar önemli. Bu sorular sorulmadan BRICS’i emekçiler açısından doğrudan ilerici bir proje olarak tanımlamak mümkün değil.
Çin ve Türkiye örneği
BRICS'in sınıfsal sınırlarını anlamak açısından Çin önemli bir örnek. Çin'in üretim gücü BRICS içindeki ticaretin büyümesinde belirleyici rol oynuyor. Çin aynı zamanda birçok ülke açısından önemli bir yatırım, kredi ve teknoloji kaynağı. Bu durum ABD'nin dünya ekonomisindeki üstünlüğünü sınırlayabilir. Ancak Çin'in ekonomik gücünün artması, dünya kapitalizminin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Tam tersine Çin sermayesinin küresel ölçekte daha fazla hareket etmesi anlamına geliyor. Bu nedenle emperyalist sistemin yeniden paylaşımı ile emperyalizmin ortadan kaldırılması birbirinden ayrılmalı. ABD'nin dünya ekonomisindeki ağırlığının azalması, emperyalizmin sona erdiği anlamına gelmez. Sermaye bir merkezden başka merkezlere kayabilir.
Türkiye açısından BRICS tartışması ayrıca önem taşıyor. Ankara son yıllarda “çok kutuplu dünya” söylemini öne çıkarırken BRICS'le ilişkilerini geliştirme arayışını da sürdürüyor. Türkiye'nin BRICS'e üyelik başvurusu yaptığına ilişkin açıklamalar 2024'te gündeme gelirken, iktidar cephesi yapının Türkiye açısından yeni ekonomik ve diplomatik olanaklar yaratabileceğini savundu. Ancak Türkiye'nin BRICS'le ilişkisini yalnızca “Batı'dan kopuş” olarak okumak mümkün değil. Türkiye ekonomisinin Avrupa Birliği ile yoğun ticari ilişkileri, NATO üyeliği ve Batılı finans sistemine bağımlılığı devam ederken BRICS ülkeleriyle ticaret de büyüyor. Çin, Rusya, Hindistan ve Körfez ülkeleri Türkiye açısından önemli ticaret, enerji ve yatırım ortakları konumunda. Dolayısıyla Ankara'nın yaklaşımı bugün için bir bloktan diğerine geçişten çok, farklı güç merkezleri arasındaki rekabetten ekonomik ve siyasi alan açma arayışı olarak okunabilir.
Türkiye'nin BRICS'le ilişkilerinin büyümesi Türkiye sermayesinin yeni pazarlara erişimini mi kolaylaştıracak, yoksa işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarında gerçek bir iyileşme mi yaratacak? Yeni pazarlar ve yeni yatırımların hangi koşullarda gerçekleşeceği, elde edilen gelirin nasıl bölüşüleceği ve Türkiye'nin dış ticaret politikasının kimin çıkarına hizmet edeceği tartışılmadan BRICS'i yalnızca “Türkiye'nin bağımsızlaşması” olarak sunmak eksik kalacaktır.
İşçilere ne kalıyor?
BRICS tartışmalarında en az konuşulan başlıklardan biri işçi sınıfının konumu. Oysa yeni ekonomik düzenin gerçek ölçüsü burada aranmalı. Yeni ticaret anlaşmaları işçilere ne getiriyor? Yeni yatırımlar kaç kişiyi güvenceli istihdam ediyor? Yerel para ile yapılan ticaret ücretleri artırıyor mu? Yeni altyapı projelerinde sendikal haklar korunuyor mu? Üretim zincirlerinde yaratılan değerin ne kadarı işçilere, ne kadarı sermayeye gidiyor? Bu soruların yanıtı verilmeden BRICS'in “halkların ittifakı” olduğu söylenemez. Çünkü aynı ülkelerde sermaye ile emek arasındaki çelişki devam ediyor.
BRICS ülkelerinin hükümetleri birbirleriyle daha fazla ticaret yapabilir. Büyük şirketler yeni pazarlara ulaşabilir. Bankalar yeni finansman kanalları açabilir. Ama işçi sınıfının ücretleri baskılanıyor, sendikal hakları engelleniyor ve çalışma süreleri uzatılıyorsa ekonomik ilişkilerin yön değiştirmesi emekçilerin yaşamında gerçek bir dönüşüm yaratmıyor.
Bütün bu sınırlar BRICS'i önemsiz hale getirmiyor. Tam tersine, BRICS'in ortaya çıkardığı çatlaklar önemli. ABD'nin yaptırımlar üzerinden kurduğu ekonomik baskının sorgulanması, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumların tartışmaya açılması, doların alternatifsizliğinin kırılması ve Güney ülkeleri arasındaki ticaretin büyümesi dünya kapitalizminin eski dengelerinin sarsıldığını gösteriyor. Bu gelişmeler emperyalist sistemin bütünlüklü ve değişmez olmadığını ortaya koyuyor. Fakat emekçiler açısından mesele bu çatlakların hangi yönde genişletileceği.
BRICS'in mevcut haliyle hedefi kapitalizmi ortadan kaldırmak değil. Daha çok dünya ekonomisindeki güç ve pazar paylaşımında söz sahibi olmak, Batı merkezli kurumların ağırlığını azaltmak ve kendi sermaye gruplarının hareket alanını genişletmek. Dolayısıyla BRICS'e bakarken iki şeyi aynı anda görmek gerekiyor: Birincisi: ABD merkezli emperyalist düzen sorgulanıyor. İkincisi: Bu sorgulama henüz kapitalizmin sorgulanması anlamına gelmiyor. Tam da bu nedenle BRICS'in geleceğini yalnızca devlet başkanlarının zirveleri üzerinden değil, dünya işçi sınıfının mücadelesi üzerinden değerlendirmek gerekiyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et