Prof. Dr. Sedat Gündoğdu: Plastik atık sorunu tarımsal üretimi ve gıda güvenliğini tehdit ediyor
Adana’daki “Mikroplastik Kirliliği” forumunda plastik atıkların tarım, su kaynakları ve gıda güvenliğine etkileri ele alındı. Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, “Plastik çöpü tamamen durdurulmalı, başka çaresi yok” dedi.
Fotoğraf: Evrensel
Volkan Pekal
[email protected]
Adana — Adana Kent Konseyi tarafından düzenlenen “Mikroplastik Kirliliği” forumunda, plastik kirliliğinin insan sağlığı, çevre ve ekosistemler üzerindeki etkileri ele alındı. 100. Yıl Çırçır Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen forumda Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, Prof. Dr. Erkan Aktaş, Dr. Halil Kabak ve Greenpeace İletişim Uzmanı Ebru Tutkal sunum yaptı. Forumda mikroplastiklerin yaşam alanlarında ve gıda zincirinde yaygınlaşması, yarattığı sağlık ve çevre riskleri ile plastik kirliliğine karşı alınması gereken önlemler değerlendirildi.
Foruma, Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Zeydan Karalar, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Güngör Geçer, Kent Konseyi Başkanı Haşmet Biçer, Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu ile kamu kurumları, TMMOB2te bağlı meslek odaları ve çevre gönüllüleri katıldı.
Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, Adana’daki sulama kanalları ve su kaynaklarındaki plastik kirliliğinin tarımsal üretim ve gıda güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti. Gündoğdu, plastik atık ithalatı, geri dönüşüm tesisleri, kaçak deşarjlar ve tesislerde çıkan yangınların birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Adana’nın seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, “Burada yapılması gereken ithalatın kısıtlanmasıdır. Çünkü biz Avrupa’nın çöplüğü değiliz, olmamalıyız. Avrupa, kendisinin yok edemediği çöpü biz tasfiye edelim diye bize gönderiyor ama biz de onların yüzde 30’unu tasfiye edemiyoruz. Mesela Karataş Sahili hep plastik atık içinde. Mersin de aynı durumda. İşletmeler ne yazık ki arıtamadığı, bertaraf etmediği o küçücük plastikleri ya verimli topraklarımıza ya suya atıyorlar. Bunu engellemek gerekiyor” diye konuştu.
“Bu yalnızca plastik değil, kimyasal bir su”
Sunumuna bir çiftçinin damla sulama sisteminde kullandığı filtrede biriken plastik parçalarını gösteren video ile başlayan Gündoğdu, ihracata yönelik tarımsal üretim yapılan bir bölgede sulama suyunun içerisinde mikroplastik bulunmasının ciddi bir sorun olduğunu belirtti.
Sulama kanalından alınan suyun filtrelenmesi sırasında yaklaşık 0,5-1 milimetre boyutlarında renkli plastik parçalarının biriktiğini aktaran Gündoğdu, plastiklerin yalnızca fiziksel bir kirlilik yaratmadığını, beraberinde çeşitli kimyasalları da taşıdığını ifade etti. Tarımsal ürünlerin ihracatında pestisit ve ağır metal analizlerinin istendiğini ancak plastiklerden kaynaklanan kimyasallara ilişkin analizlerin henüz gündemde olmadığını belirten Gündoğdu, mikroplastiklerin yarattığı risklerin daha fazla anlaşılması halinde bunun ileride ihracat açısından da sorun yaratabileceğini söyledi.
Fotoğraf: Evrensel
Saha çalışmalarında kaçak deşarj noktalarının ardından sudaki mikroplastik yoğunluğunun ciddi biçimde arttığını tespit ettiklerini paylaşan Gündoğdu, bazı noktalarda litre başına 20-50 civarında olan mikroplastik miktarının deşarj sonrasında 110’dan binlerce parçaya kadar çıktığını söyledi. Arıtma tesislerinin de plastikleri tamamen arıtacak kapasitede olmadığını belirten Gündoğdu, bu nedenle arıtma tesisi çıkışlarında da mikroplastiklerin görülebildiğini ifade etti.
“Adana plastik çöpüyle anılmaya başlıyor”
Türkiye’nin plastik atık ithalatındaki artışa da dikkat çeken Gündoğdu, Nisan ayında yaklaşık 82 bin ton, mayıs ayında ise 75-80 bin ton civarında plastik atık ithal edildiğini belirterek Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri, İngiltere ve ABD’den plastik atık aldığını belirtti. Türkiye’nin yıllık yaklaşık 4 milyon ton plastik atık ürettiğini, bunun yanında yaklaşık 800 bin ton plastik atık ithal ettiğini aktaran Gündoğdu, bakanlık verilerine göre geri dönüşüm kapasitesinin ise yaklaşık 700 bin ton olduğunu söyledi. Gündoğdu, “Bakanlığın derecesine göre en son Murat kurumun yaptığı bir açıklamadan aldım bu bilgiyi. 700 bin ton. Şimdi siz kendi toplayabildiğinizden daha fazlasını ithal ediyorsanız orada sıfır atıktan bahsetmek mümkün değil” dedi.
Geri dönüşüm tesislerinde çıkan yangınlara da değinen Gündoğdu, Adana’da 2026 yılının ilk altı ayında üç büyük geri dönüşüm tesisi yangınının basına yansıdığını belirtti. Mikroplastiklerin nehirlere ve kanallara karıştığı noktalarla yangınların ve ithal atık işleyen tesislerin bulunduğu bölgelerin örtüştüğünü söyleyen Gündoğdu, “Burada organize bir iş söz konusu” ifadelerini kullandı.
Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinin yalnızca birkaç makine kurulup üzerinin kapatılmasıyla işletilemeyeceğini belirterek yangın önleme sistemleri, atıksu arıtma sistemleri, uçucu organik bileşik tutucu filtreler ve toz-partikül filtrelerinin zorunlu hale getirilmesini istedi.
“Kirleten, yarattığı ekolojik maliyeti üstlenmeli”
Özel şirketlerin elde ettiği karın ekolojik maliyetinin belediyelerin ve kamu kaynaklarının üzerine bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinin oluşturduğu kirliliğin maliyetini de bu işletmelerin üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinden çıkan atıksuların arıtılmadan kanalizasyon sistemine verilmemesi gerektiğini belirterek, tesislerde kapalı döngü sistemlerinin kurulmasını önerdi. Tesislerin kendi suyunu yeniden kullanması gerektiğini söyleyen Gündoğdu, gerekli sistemler kurulana kadar standartları karşılamayan tesislerin mühürlenmesi gerektiğini ifade etti.
“Plastik çöpü kaynağında durdurmak zorundayız”
Plastik kirliliğinin Akdeniz'e taşınarak yalnızca Adana'nın değil, bölgenin tamamının ekolojik yapısını ve turizmini etkilediğini belirten Gündoğdu, Seyhan Nehri'nin Akdeniz'e ulaşan önemli kirlilik kaynaklarından biri olduğunu söyledi.
Gündoğdu, “Adana karpuzuyla, Adana fıstığıyla, Adana narenciyesiyle, pamuğuyla bilinen bir yer. Böyle düşünüyoruz, böyle olmasını istiyoruz. Bu yavaş yavaş kayboluyor. Artık Adana plastik çöpüyle, Adana mikroplastiği ile, kirletilmiş kanallarıyla anılmaya başlıyor” dedi.
Mikroplastik kirliliğinin tarımsal sulama ve üretim üzerinden bir gıda güvenliği riski oluşturduğunu vurgulayan Gündoğdu, plastik atıkların kaynağında azaltılması gerektiğini belirtti. “Plastik çöpü tamamen durdurulmalı, başka çaresi yok” diyen Gündoğdu, geri dönüşüm tesislerinin denetlenmesi, sulama kanallarının sorumlusu olan DSİ'nin denetimlerini etkin biçimde yapması ve atık su kabul kriterlerinin mikroplastik kirliliğini de kapsayacak biçimde düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
“Çevre kirliliğinin ekonomik maliyeti hesaplanmalı”
Prof. Dr. Erkan Aktaş, Türkiye’nin plastik başta olmak üzere atık ithalatını yalnızca çevre kirliliği açısından değil, ekonomik ve toplumsal maliyetleri bakımından da ele alınması gerektiğini söyledi. Çevre sorunlarının iktisadi sistemden bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade eden Aktaş, aşırı üretim ve tüketimin enerji kullanımını, fosil yakıt tüketimini ve atık miktarını artırdığını belirterek çevre kirliliğinin ekonomik maliyetlerinin de görünür hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Çevre sorunlarının yarattığı maliyetlerin yalnızca doğrudan zararlarla sınırlı olmadığını belirten Aktaş, sağlık, turizm, tarım, balıkçılık ve kamu harcamalarının da hesaba katılması gerektiğini söyledi. Turizmde yaşanabilecek kayıpların da atık kirliliğinin ekonomik sonuçlarından biri olduğunu belirten Aktaş, özellikle Akdeniz kıyılarındaki çevre sorunlarının turizm gelirleri açısından yaratabileceği kayıpların araştırılması gerektiğini ifade etti.
“Çin kendi atığıyla uğraşmayı tercih etti”
Atık ticaretinin uluslararası ölçekte ülkeler arasında eşitsiz bir ilişki yarattığını söyleyen Aktaş, Avrupa ülkelerinin kendi atıklarını başka ülkelere göndermesini eleştirdi. İngiltere, Almanya ve Türkiye arasındaki atık ticaretine dikkat çeken Aktaş, Türkiye’nin bu sistem içerisinde düşük maliyetli atıkların gönderildiği ülkelerden biri haline geldiğini söyledi. Çin’in 2017’de atık ithalatına yönelik kısıtlamalarını da değerlendiren Aktaş, bu kararın çevresel ve ekonomik sonuçlarının Çin açısından önemli olduğunu belirtti. Çin’in atık ithalatını sınırlamasının ardından Türkiye’nin küresel plastik atık ticaretindeki konumunun güçlendiğini söyleyen Aktaş, bunun övünülecek bir durum olmadığını belirterek, “Bu bir utanç” dedi.
“Adana’daki yoğunlaşma büyük bir risk”
Türkiye’de atık ithalatının belirli bölgelerde yoğunlaşmasının ciddi bir risk oluşturduğunu belirten Aktaş, Adana’daki tesis yoğunlaşmasına özellikle dikkat çekti. Aktaş, Mersin Limanı’na yakınlığı ve arazi olanakları nedeniyle Adana’nın atık tesisleri açısından tercih edildiğini savunarak, kentin mevcut altyapısının bu ölçekteki atık faaliyetlerini kaldırıp kaldıramayacağının sorgulanması gerektiğini söyledi. Aktaş, sorunun yalnızca Adana ile sınırlı olmadığını, Mersin, Antalya, Muğla ve genel olarak Akdeniz havzasını ilgilendirdiğini ifade etti. Atık tesislerinin yarattığı çevresel tahribatın tesisler kapatılsa dahi uzun yıllar boyunca kamuya maliyet yaratabileceğini belirten Aktaş, temizlik, bakım, rehabilitasyon ve denetim giderlerinin de kamu bütçesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Geri dönüşüm asıl sorunu gizlememeli”
Aktaş, geri dönüşümün çevre sorunlarının çözümünde tek başına yeterli olmadığını da belirterek, asıl hedefin daha az üretim ve daha az tüketim olması gerektiğini söyledi.
“Eleştirmekten çekinmemeliyiz”
Konuşmasının son bölümünde yerel yönetimlere, akademisyenlere ve sivil toplum kuruluşlarına da çağrıda bulunan Aktaş, çevre sorunları karşısında kurumların birbirlerini eleştirmekten kaçınmaması gerektiğini söyledi. Aktaş, Adana’daki çevre sorunlarının bilimsel ve şeffaf biçimde raporlanması, kamuoyuyla paylaşılması ve akademisyenlerle sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Aktaş, Adana Büyükşehir Belediyesi ve kent konseyi gibi kurumların akademisyenler ve çevre örgütleriyle birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Greenpeace: Ortağı olmadığımız bir kârın bedelini ödüyoruz
Greenpeace İletişim Uzmanı Ebru Tutkal, Türkiye’nin plastik atık ithalatında geldiği noktaya dikkat çekerek atık ticaretinin halk sağlığı, tarım ve çevre açısından ciddi sonuçlar yarattığını söyledi.
Greenpeace’in 2019’dan bu yana Türkiye’nin atık ithalatını izlediğini belirten Tutkal, atık ticaretinin yüksek kâr sağlayan bir sektör olduğunu belirterek “Bu karı paylaşan toplum değil. Bizden ortağı olmadığımız bir kârın bedelini ödüyoruz; halkıyla, tarımıyla, sağlığıyla” dedi. Türkiye’nin Avrupa’dan plastik atık ithalatının giderek arttığını belirten Tutkal, 2025 yılında yalnızca Avrupa Birliği ülkelerinden yaklaşık 503 bin ton plastik atık ithal edildiğini söyledi. Avrupa Birliği’nin 21 Kasım’dan itibaren OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatını yasaklayacak düzenlemesinin Türkiye’yi kapsam dışında bırakacağına dikkat çeken Tutkal, bunun Türkiye’ye yönelik atık akışını daha da artırabileceği uyarısında bulundu.
Greenpeace’in taleplerini de açıklayan Tutkal, plastik ve tekstil atığı ithalatının kalıcı ve istisnasız biçimde yasaklanmasını, plastik ve petrokimya yatırımlarına moratoryum ilan edilmesini ve mevcut çevre süreçlerinin yeniden değerlendirilmesini istedi. (Evrensel)
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et