İBB davasında Ekrem İmamoğlu savunma yaptı: Mahkeme yalnızca iki kişi için tahliye kararı verdi
İBB davasında savcının tüm tutukluların tutukluluk halinin devamını istemesinin ardından mahkeme heyeti, Bakırköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ile iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine karar verdi.
Fotoğraf: Fatih Polat/Evrensel
Dilan Temiz
[email protected]
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında yer aldığı, 53'ü tutuklu toplam 414 sanığın yargılandığı davanın ikinci celsesi Silivri’de sürüyor. Silivri’de yargılama öncesi inşa edilen yeni duruşma salonunda görülen davanın 75'inci gününde, tutuklu sanıkların tahliye talepleri alındı. Taleplerin tamamlanmasının ardından duruşma savcısı mütalaa açıklayarak tüm tutukların tutukluluk hallerinin devam etmesini istedi. Mahkeme heyeti karar için duruşmaya yarım saat ara verdi. Aranın ardından mahkeme heyeti yalnızca Bakırköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ile iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine karar verdi.
Yaklaşık 1,5 yıldır tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu dahil olmak üzere, henüz tahliye talebi alınmamış 13 kişi bugün mahkemede beyanda bulundu.
Ekrem İmamoğlu kürsüde
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı İmamoğlu tahliye talepleri kapsamında kürsüye geldi. İmamoğlu'nun ilk ifadeleri şöyle:
"Silivri'deyiz. Silivri'de mahkeme başkanı ve heyeti huzurunda aziz milletimi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın olduğu bu haftada; Cumhuriyetin, demokrasinin ve adaletin kolonlarının sarsıldığı bir dönemde mücadele veriyoruz. Barışın konuşulduğu, otoriter rejimin ise savaş narları attığı bu süreçte Atatürk’ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözlerine sahip çıkıyoruz."
“Avrupanın en büyük duruşma salonundayız" diyen İmamoğlu, "Böylesine büyük bir salon acaba ne kadar büyük bir adalete ev sahipliği yapıyor ya da yapabilecek? Yanıtını elbette milletimiz verir. Bu salona baktığımızda, örgüt kavramının konuşulduğu bir ortamda başta kadın arkadaşlarımız olmak üzere kıymetli kader arkadaşlarıma baktığımda buradan bir örgüt çıkmayacağını herkes görüyor. Kim bakarsa görebilir; ama bakmazsa, görmek istemezse... Buradan bir örgüt çıkmaz ancak büyük zalimlikle mücadele eden kader arkadaşlarım var" ifadelerini kullandı.
Süreci siyaset, medya ve yargı kıskacında şekillenen bir yapı olarak niteleyen İmamoğlu, "Siyaset işaret ediyor, bir kısım medya hüküm veriyor, yargı harekete geçiyor... Gerçekten şipşak, içini dışının iyi analiz edilmesi gereken bir düzenle karşı karşıyayız" şeklinde konuştu.
Akın Gürlek'e canlı yayın yanıtı: Misliyle istiyorum, geçmiş duruşmalar da yayımlansın
İmamoğlu, Akın Gürlek'in İBB davasının canlı yayımlanması taleplerine ilişkin "Şu anda ben Ekrem bey acaba aynı tavır içinde olur mu diye sormak istiyorum" söylediği sözlere şöyle tepki gösterdi:
"Cezayı önden kesmeye çalışan dönemin başsavcısı şimdiki bakanı olan şahsın derdi Ekrem İmamoğlu. Evet canlı yayın istiyorum. Hem de misliyle istiyorum. Başladığı ilk günden bugüne geçmiş duruşmalar da yayınlansın. SEGBİS orada, imkan var, teknoloji var. Her milimi yayınlansın, millet izlesin. Çünkü benim milletimden saklayacak sözüm yoktur. Ben her halimle, malımla, mülkümle, yaşamımla, her şeyimle açığım. Şeffafım. Veremeyeceğim hesabım da yoktur. Çünkü millet şahidimdir.”
Soruşturmanın başından bu yana masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ve dosyada gizlilik kararı bulunmasına rağmen basına bilgi sızdırıldığını söyleyen İmamoğlu, "Tarihin gördüğü en ağır haysiyet cellatlığı yapılıyordu. Gerçekten alçakça tasarlanmış bu dönemde; ailelerimiz, kadınlar, çoluk çocuk, herkes, yakınlarımıza, iffetime, namusuna varacak kadar saldırılara maruz kaldık" dedi. Anayasa’nın yargı bağımsızlığını düzenleyen maddelerini hatırlatan İmamoğlu, veremeyecek bir hesabının olmadığını ifade ederek adil yargılanma talebini yineledi.
"Aynı anda bakan, başsavcı, hâkim, savcı, avukat mı olmak istiyor?"
Akın Gürlek’in bizzat bu soruşturmayı yürütmek üzere görevlendirildiğini ifade eden İmamoğlu, "Bu siyasi kişi Adalet Bakanı, AK Parti’nin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin hemen sonrasında, bizzat bu soruşturmayı başlatmak için İstanbul’a başsavcı olarak atanmıştır" ifadelerini kullandı.
Mahkemeye çıkmasına 25 gün kala yürütülen soruşturmanın ardından Gürlek’in Adalet Bakanı ve HSK Başkanı yapıldığını belirten İmamoğlu, "Aynı anda tarihte olmamış bir şekilde bakan, başsavcı, hâkim, savcı, avukat mı olmak istiyor diye düşünmeden edemiyorum" dedi.
"Siyasi şov aslında iftiraname, terfinamedir"
Dava sürecindeki usulsüzlüklere dikkat çeken İmamoğlu, "Bugüne kadar duruşmalarımda tam 23 hâkim değiştirildi. Bakın 19 Mart sürecinden itibaren ben 15 ceza davasıyla muhatap olmuş bir kişiyim. Bu da tarihte yok" dedi.
Adalet Bakanı’nın kendisi hakkındaki söylemlerine değinen İmamoğlu, "Bir Adalet Bakanı, devam eden bir yargılamada sanığın nasıl savunma yapması gerektiğini söyleyemez. Sanığın savunmasını 'siyasi şov' olarak nitelendiremez" şeklinde konuştu. Altı aydır devam eden davada hakkındaki iddialara ilişkin tek bir delil sunulmadığını vurgulayan İmamoğlu, "Tek bir delil yansıtılsın özür dileyeceğim. Siyasi şov aslında iddianame denen, bana göre bu iftiranamedir, terfinamedir. Sonra savunmamıza 'siyasi şov' deniliyor. Bütün iddialar çöktü ve çökmüştür" dedi.
Savunma hakkının da kısıtlandığını dile getiren İmamoğlu, avukatı Mehmet Pehlivan’ın tutuklandığını ve 4.000 sayfalık iddianameye karşı savunmasının birkaç saat içinde bitirilmesinin istendiğini belirterek, "Millet şahidimdir; zalimliğe karşı 87 milyona yakışacak bir mücadele veriyorum, vermeye devam edeceğim" dedi.
İmamoğlu "CHP’yi ele geçirme işlemi ne yazık ki bu ucube rejim tarafından butlan kararıyla devam ettiriliyor, bizimle ne alakası var? Bütün bunlar yaşanırken bizden hiçbir şey olmamış gibi davranmamız bekleniyor. Millet şahidimdir. Anlatmamızdan, milletin gerçekleri duymasından rahatsızlar. Öyle ki bu salonda değil, dışında bile duyulmasından rahatsız oluyorlar. Bu süreç avukatım Mehmet Pehlivan'ın gözaltına alınmasıyla başlamış, savunmam engellenerek devam etmiştir. 'Süre sınırı getirilmesin' dememe rağmen savunmama engel olunmuştur. Gerçeğe aykırı bir şekilde savunma yapmamakla suçlandım; bu durum belgelerde de mevcuttur. Ben hak yemem, hakkımı da yedirmem. Mahkeme salonundan çıkarıldım, 'Susma hakkını kullanıyor' denildi. Ardından bir kitap yazdım, halkımızın bilmesini istedim. Ama milletime ulaşması engellenmek istendi. Yazdığım şeyden bile çekinen bir düzen olabilir mi?" dedi.
“İddia makamından 'haddini bil yoksa bildiririz' ifadesini duyduk”
"Acele etmemiz gereken bir şeyi hatırlatayım mahkeme heyetine: Bu insanların tahliye olması, tutuksuz yargılanması... Ama bütün bunlar yaşanırken aklıma şu geliyor; acaba kim acele ediyor? Bu salonda yaşananlar gerçekten zorluk, bizim adımıza büyük bir zorluktur; adil bir mahkemede olmak istememizin feryadıdır bu. Bu sözleri 87 milyon yurttaşıma iletilmesi için anlatıyorum. Milletimizin şahit olması için anlatıyorum." diyen İmamoğlu konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü: "Yine bu duruşmalarda vahim olaylar yaşadık; iddia makamının 'Haddini bil, yoksa bildiririz!' dediğini duyduk. Ben hâlâ o çoğul cümlede kimden bahsediyor bilmiyorum. Bana kimler haddimi bildirecek?"
Duruşma salonunda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunan İmamoğlu, savunmalara soru kısıtı getirilmesini, avukatların mikrofonlarının kapatılmasını ve iddia makamının müdahalelerini eleştirdi. Süreç boyunca iki kez duruşma salonundan çıkarıldığını ve kilit kişilerin beyanlarını dinleme hakkının elinden alındığını dile getiren İmamoğlu, şunları kaydetti:
"Geçen hafta ben sorularımı henüz tamamlamamışken, avukatımın sorgusuna geçilmemişken iddia makamı araya girdi ve tutuklanmamı talep etti. Sorgusu devam eden bir insana, savunma avukatlarının tek bir sorusu sorulmadan bunun yapılması sorgulama anında bir tehdit gibi yaşatıldı."
"Acele işe şeytan karışır"
17 Ağustos’tan bu yana 15 saati aşan celseler yapıldığını belirten İmamoğlu, tutuklu sanıkların günde 4-5 saatlik uykularla ve havasız nezarethanelerde 100 saati bulan bir mesaiye zorlandığını vurguladı.
Yargılamanın yangından mal kaçırırcasına hızlandırılmasına tepki gösteren İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Bütün bu yapılanların gerekçesi sürekli bir programdan söz edilerek izah edildi. Nedir bu program? Acele edilebilir ama acelenin böylesi olmaz. Çok net söylüyorum, böylesi acele işe şeytan karışır. 'Programımız var' denilerek olağan seyrinde sağlıklı bir yargılama yerine insan muhakemesinin zarar gördüğü bir süreç tercih ediliyor. Eğer acele edilecek bir şey varsa, o da bu insanların tahliye edilip tutuksuz yargılanmasıdır."
Güncelleniyor...
Fatoş Ayık: Kadir Topbaş döneminde göreve başladım
Duruşma saat 11.09 itibariyle Fatoş Ayık'ın savunması ile başladı. Ayık, Kadir Topbaş döneminde İBB’de göreve başladığını, 1,5 yıldır varlığından dahi haberdar olmadığı bir iddia nedeniyle tutuklu bulunduğunu söyledi. Kamu kurumlarını zarara uğratma suçlamasını reddeden Ayık, Medya AŞ bünyesindeki hizmet alımlarında aksine kâr elde edildiğini aktardı.
Ayık, “Çıkar amaçlı suç örgütü davasında bir buçuk yıldır tutukluyum. Ancak benim bu süreçte herhangi bir menfaat elde ettiğime ilişkin tek bir somut tespit yok” diye konuştu. Ayık, “Birkaç gündür pek çok tutuklu sanık da aynı şeyi söyledi: 1,5 senenin sonunda artık hissettiğimiz şey bir tedbirden öte, bu tutukluluğun bizim için bir cezalandırma olduğudur” dedi.
Güldem Şık ise mahkeme heyetine seslenerek, "Kişi kartımla irtibat kurduğumdan bahsediliyor. İrtibat kurmak 18 ay cezalandırmamı mı gerektiriyor" dedi.
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, şahsi olarak kendisinin değil bulunduğu makamın suçlu ilan edildiğini söyledi.
Buğra Gökce: Sizden merhamet değil, adalet istiyorum
Duruşmada tahliye talebinde bulunan isimlerden biri de İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce oldu. Beyanında suçlamaların mesnetsizliğine değinen Gökce, kamusal bürokrasi içerisindeki görev bilinciyle hareket ettiğini vurguladı: "Belediye encümeninin aldığı kararlara imza atmak suç ise Çankaya’da, İzmir’de de binlerce yıl ceza alacak kadar suç işlemiş olabilirim. Bu suçu Türkiye’de işlememiş bürokrat yoktur; hatta bazıları şu an bakanlıklarda çalışmaktadır. Krediyle aldığım bir evim var, arabam bile yok. Cezaevinde yattığım sürede maddi sıkıntı yaşıyorum ve bundan onur duyuyorum."
İmamoğlu ile arasındaki telefon trafiği ve baz kayıtlarına dair iddiaları da yanıtlayan Gökce, "İBB Başkanı ile telefonda konuşmayıp belediye binasında baz vermezsem biz nasıl çalışacağız" diyerek iddianamedeki çelişkilere dikkat çekti ve mahkeme heyetine "Sizden merhamet istemiyorum, adalet istiyorum" diyerek seslendi.
Barış Kılıç: Benimle birlikte ailem de tutuklu
Ardından savunma yapan Kültür AŞ Plan ve Organizasyon Müdürü Barış Kılıç, hakkındaki 16 eylemin 6'sında imzasının bulunmadığını, reklam ve etkinlik işlerinin de birbirinden bağımsız olduğunu belirterek iddiaları reddetti.
Kişisel mal varlığında hiçbir artış olmadığını, tek mal varlığının ödemesi 2035’e kadar süren bir ev olduğunu söyleyen Kılıç, şirkete ait 7 kiralık aracın kendi üzerine yazıldığını ve bilirkişi raporundaki nitelik değerlendirmelerinin hatalı olduğunu vurguladı.
Tutukluluğun ailesini de mağdur ettiğini belirten Kılıç, şu sözlerle tahliyesini talep etti:
"Oğlum ben tutuklandığımda emekliyordu, bugün koşuyor. 1,5 senede toplam 10 saat görebildi ve bana ancak annesinin öğretmesiyle 'baba' diyebiliyor. Benimle birlikte ailem de tutuklu. Her türlü adli kontrol tedbiriyle tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum."
Kağan Sürmegöz: İhalelere katılım koşulları 20 yıldır aynı
Benzer şekilde tutuklu İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz de ihalelere katılım koşullarının 20 yıldır değişmediğini ve geçmiş dönem işlerinde de imzasının bulunduğunu belirterek, "O dönemde de doğru yapıyorduk, bu dönemde de aynısını sürdürdük" ifadelerini kullandı. Sürmegöz, bilirkişi raporlarının mevzuata aykırı hazırlandığını ve ecrimisil süreçlerinde kamunun zarara uğratılmadığını vurguladı.
Ramazan Gülten: İlk adımlar ve ilk yaş günü geride kaldı
Tutuklu yargılanan eski İmar Şube Müdürü ve İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten silüet onay süreçleri, imar planları, encümen ihaleleri ve örgüt üyeliği suçlamalarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu vurguladı. Silüet incelemelerinin tek imzalı yapıdan çıkarılıp şeffaf bir komisyona dönüştürüldüğünü ve süreçte herhangi bir menfaat sağlamadığını belirten Gülten, imar planı hazırlama veya meclise sevk etme yetkisinin de bulunmadığını söyledi.
Belediye encümenindeki görevinin makamı gereği kurumsal bir sorumluluk olduğunu ifade eden Gülten, söz konusu ihalelerin kuruma gelir sağlayan işlemler olduğunu ve Danıştay kararıyla daha önce soruşturma izinlerinin kaldırıldığını hatırlattı.
Gülten 15 ayı aşkın tutukluluk süresince tutukluyken dünyaya gelen kızının ilk adımlarını ve ilk yaş gününü kaçırdığını ifade etti ve tahliyesini talep etti: "Onun birçok ilkini kaçırdığımı; hiç değilse ilk yaş gününü ve ilk adımlarını kaçırmak istemediğimi söylemiştim. Tutukluluğumun devamı nedeniyle onları da kaçırdım. Sevgili eşim, yokluğumu kızımıza hissettirmemeye çalışarak onu büyütürken, benim yerime onun ilklerine tanıklık etti. Sonra gördüklerini ve yaşadıklarını haftalık bir saatlik görüşlerimizde ve on dakikalık telefon konuşmalarımızda bana anlatarak beni kızımın hayatının içinde tutmaya ve babalığımı eksiltmemeye çalıştı. İlk adımlar ve ilk yaş günü geride kaldı."
Savunma avukatlarına resen soruşturma
Duruşmanın dikkat çeken bir diğer gelişmesi ise avukatlara açılan soruşturma bilgisi oldu. Ramazan Gülten’in avukatı Enes Hikmet Ermaner, kendisi ve meslektaşı Av. Hüseyin Ersöz hakkında mahkeme heyetine “hakaret” ve “tehdit” iddiasıyla İstanbul Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldığını açıkladı. Ermaner, mahkemenin bu yönde bir suç duyurusu bulunmamasına rağmen, savunma dokunulmazlığı kapsamındaki beyanları ve basın açıklamaları gerekçe gösterilerek adliyeye ifadeye çağrılmalarının avukatlık mesleğine müdahale olduğunu belirtti.
Kültür AŞ Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer ise cilt kanseri hastası olduğunu ve cezaevi koşullarında 18 aydır rutin sağlık kontrollerinin aksatıldığını belirterek sağlık sebebiyle tahliye talep etti.
Fotoğraf: Dilan Temiz/ Evrensel
Murat Ongun: Somut delil yok, ağır bir metodoloji ve hesap hatası var
Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, hakkındaki iddiaların somut delillerden yoksun olduğunu vurgulayarak ev hapsi adli kontrol şartıyla tahliyesini talep etti.
Savunmasında iddianamedeki temel çelişkilere dikkat çeken Ongun, iddia makamının delil, metodoloji, hesap ve örgüt başlıklarında vahim hatalar yaptığını belirterek şunları söyledi: "Hakkımdaki suçlamalar yalnızca sahte faturacı ve çıkar odaklı kişilerin beyanlarına dayanıyor. Adalet Bakanı'nın vurguladığı gibi beyanlarla uyuşan HTS-baz kaydı dahi yok. Reklam ve etkinlik işlerini yasaya uygun olarak davet usulüyle yaptık; geçmiş dönem usul ve şartnameleri neyse birebir aynısı uygulandı.”
Ongun, "İddia edilen zarar meblağının sadece yüzde 1,5’i Kültür ve Medya AŞ ile ilgiliyken, iddianamenin yüzde 52’si bu şirketlere ayrılmış durumda. Rakamlar alt alta toplanmış, işlerin yapılıp yapılmadığına bakılmamış. Medya AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı ve yöneticileri olarak biz 18 aydır tutukluyuz ancak milyarlarca liralık bütçeyi yönettiğini söyleyenler serbest dolaşıyor” dedi.
Ongun, 2022 yılındaki mal beyanında arabasının olduğunu 2025'de ise arabasının olmadığını, zenginleştiğine dair bir bulgunun olmadığını ifade etti: "Kişisel zenginleşme sağlandığı iddia ediliyor ancak MASAK ve BDDK dâhil tüm kurum raporlarında zenginleştiğimize dair tek bir kanıt yok. 2022'de sunduğum mal varlığı beyanı ile bugünkü arasında tek fark satılan bir arabadır."
Etkin pişman beyanlarına tepki
'Etkin pişmanlıktan' yararlanan kişilerin beyanlarının çelişkili ve asılsız olduğunu belirten Ongun, Ertan Yıldız ve Umut Şenol’un mahkemedeki ifadelerinin resmi kurum kayıtları ve Meclis kararlarıyla yalanlandığını aktardı. İddia edilen rüşvet ve usulsüzlük iddialarının soruşturma savcılarınca dahi ciddiye alınmadığını, buna rağmen basında haksızca hedef gösterildiğini söyledi.
18 aydır haksız şekilde tutuklu bulunduğunu vurgulayan Ongun, çalışma arkadaşlarının tahliyesini öncelikli olarak istediğini belirterek; kendisi için de ev hapsi adli kontrol tedbiriyle tahliye kararı verilmesini talep etti.
"Ağırlaştırılmış tutukluluk"
Mahkeme heyeti, tahliye taleplerinin ilk duruşmadaki sanık sıralamasına göre alınacağını ve her sanık ya da avukatı için yarım saat süre tanınacağını açıklamıştı.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et