Emperyalist rekabette BRICS, dünü ve bugünü-1| BRICS, yeni bir sermaye ittifakı mı?
BRICS ülkelerinin ABD hegemonyasına itiraz etmesi, bu ülkelerin kendi içlerinde sermaye-emek çelişkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. BRICS ülkelerinde de büyük sermaye grupları, güvencesiz çalışma ve ciddi gelir eşitsizlikleri bulunuyor.
Ali Reyhan
[email protected]
SUNU
Son yıllarda etki alanını genişleten BRICS, ana akım tartışmalarda sıkça ‘Batı’ya karşı yeni ve adil bir dünya düzeni’ olarak sunuluyor. Doların egemenliğine itiraz eden ve kendi aralarındaki ticareti büyüten bu ülkeleri birleştiren temel unsur, antiemperyalist bir itirazdan ziyade sermayenin yeni pazar arayışı ve emperyalist bloklar arası çatışmaları ortaya seriyor. Dosyamız, BRICS’in genişlemesini, alternatif ödeme sistemleri ve siyasal tartışmaları sınıfsal bir perspektifle ele alıyor.
BRICS’in genişlemesi dünya ekonomisindeki güç dengelerinin değiştiğini gösteriyor. Ancak ABD merkezli düzenin gerilemesi, kendiliğinden emekçilerden yana yeni bir düzenin kurulması anlamına gelmiyor. Dünya ekonomisinde dengeler değişiyor. ABD’nin ticaret savaşları ve yaptırımları, Çin’in üretim gücü, Rusya’nın enerji kaynakları, Hindistan’ın büyüyen pazarı ve Körfez ülkelerinin finansal gücü aynı tartışmanın farklı parçaları haline geliyor: BRICS.
Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu yapı, son yıllarda genişleyerek dünya nüfusunun ve ekonomisinin önemli bölümünü bir araya getiren bir platforma dönüştü. Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin katılımıyla genişleyen BRICS’e Endonezya’nın da dahil olmasıyla ekonomik ağırlığı daha da arttı.
BRICS ülkeleri arasındaki ticaret son yirmi yılda önemli ölçüde büyüdü. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansının verilerine göre BRICS içi mal ticareti 2003-2024 döneminde 13 katın üzerinde arttı ve 2024’te 1.17 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam, BRICS ülkelerinin yalnızca ABD ve Avrupa pazarlarına ihracat yapan ülkeler olmaktan çıkarak kendi aralarındaki ekonomik ilişkileri de büyüttüğünü gösteriyor.
Ancak bu ticaret ağının merkezinde Çin bulunuyor. Çin’in sanayi üretimi, ihracat kapasitesi ve teknoloji alanındaki ağırlığı, BRICS içindeki ekonomik ilişkilerde belirleyici bir konum yaratıyor. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo bir yandan ABD merkezli ekonomik sisteme karşı daha parçalı ve çok merkezli bir yapı yaratırken, diğer yandan Çin’in ekonomik ağırlığının arttığı yeni bir ticaret ağı anlamına geliyor. Bu nedenle BRICS’i yalnızca “ABD’ye karşı ülkelerin ittifakı” olarak tanımlamak yeterli değil.
BRICS’in dikkat çekici özelliklerinden biri, birbirinden farklı ekonomik ve siyasi yapılara sahip ülkeleri aynı platformda buluşturması. Çin dünyanın en büyük sanayi merkezlerinden biri. Hindistan hızlı büyüyen ve geniş bir iç pazara sahip. Rusya enerji ve ham madde ihracatında güçlü. Körfez ülkeleri önemli finansal kaynaklara sahip. Brezilya ise tarım ve ham madde ihracatında öne çıkıyor. Bu ülkeleri ortaklaştıran yalnızca ekonomik çıkarlar değil. ABD ve Avrupa merkezli kurumların dünya ekonomisindeki belirleyiciliğinin azaltılması talebi de giderek ortak bir zemine dönüşüyor. Özellikle yaptırımların dış politika aracı olarak kullanılması, BRICS ülkelerini alternatif ödeme ve finans mekanizmaları aramaya yöneltiyor.
BRICS ülkelerinin ABD hegemonyasına itiraz etmesi, bu ülkelerin kendi içlerinde sermaye-emek çelişkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Tam tersine BRICS ülkelerinde de büyük sermaye grupları, düşük ücretli ve güvencesiz çalışma, sendikal baskılar ve ciddi gelir eşitsizlikleri bulunuyor. Dolayısıyla mesele yalnızca “Batı’ya karşı Doğu” meselesi değil. BRICS’in savunduğu çok kutuplu dünya söylemi, ABD’nin tek taraflı ekonomik ve siyasi müdahalelerine karşı önemli bir itiraz taşıyor. Dünya ekonomisinin birkaç merkez arasında yeniden paylaşılması, emekçilerin yaşam koşullarının kendiliğinden düzeleceği anlamına gelmiyor. Çin’in dünya ticaretindeki ağırlığının artması, Çin sermayesinin küresel yatırımlarının da büyümesi anlamına geliyor. Körfez ülkelerinin BRICS’e katılması ise petrol ve finans sermayesinin bu ağdaki ağırlığını artırıyor. Dünya ekonomisinin merkezleri değişirken üretilen zenginliğin kim tarafından ve nasıl paylaşılacağı da değişiyor mu? BRICS, ABD’nin ve Batılı finans kuruluşlarının belirleyiciliğini azaltabilecek ekonomik araçlar geliştirebilir. Yeni Kalkınma Bankası bunun en somut örneklerinden biri. Ancak finansal sistemin merkezinin değişmesi, üretim ilişkilerinin değişmesi anlamına gelmiyor.
BRICS’in büyümesi, dünya kapitalizminin eskisi kadar tek merkezli olmadığını gösteriyor. ABD’nin ekonomik yaptırım gücü sorgulanıyor. Dolar dışı ticaret arayışları güçleniyor. Çin’in üretim kapasitesi büyüyor. Güney ülkeleri arasındaki ticaret genişliyor. Fakat ABD merkezli düzenin gerilemesi, onun yerine Çin, Rusya, Körfez sermayesi ya da başka sermaye merkezlerinin geçtiği bir düzenin kurulması anlamına geliyorsa, burada emekçiler açısından otomatik bir kazanımdan söz edilemez.
BRICS, dünya kapitalizminin yeniden paylaşım sürecinin önemli araçlarından biri haline geliyor. Bu süreç ABD’nin ekonomik hegemonyasına karşı gedikler açabilir. Fakat o gediklerden emekçilerin çıkabilmesi, yalnızca devletler arasındaki güç mücadelesine değil, işçi sınıfının kendi mücadelesine bağlı.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et