Sermayenin ‘bölgesel kalkınma’ masalı, İSKUR işçisinin geçim derdi
Bölgesel kalkınma ve yatırım vaatlerinin kendilerine hiçbir refah getirmediğini belirten Diyarbakırlı iplik işçileri, ayda 28 bin lira ücretle yalnızca büyüyen kredi kartı borçları sarmalında hayatta kalmaya çalışıyor.
Baver Atalay
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Diyarbakır – Türkiye’de 11.2 milyonu aşkın çalışan 28 bin 75 liralık asgari ücretle geçinmeye çalışırken, ücret ile açlık sınırı arasındaki fark 9 bin lirayı aştı. Türkiye, küresel asgari ücret sıralamasında 131 ülke arasında 68’inci sıraya gerileyerek Irak ve Meksika’nın gerisinde kaldı. Rakamlar bu ağır tabloyu ortaya koyarken bölge illeri açısından son dönemde sermayenin en önemli tartışmalarından biri de bölgesel asgari ücret dayatması. Diyarbakır İSKUR Fabrikasındaki çalışma koşullarını, bölgesel asgari ücret tartışmalarını ve bölgesel kalkınma iddialarını soruyoruz. İşçilerin anlatımları ise sermayenin ucuz emek ve sömürü çarkını ortaya koyuyor.
‘Vallahi berbat yani, kimse geçinemiyor ki’
Diyarbakır’ın yakıcı sıcağında 1. Organize Sanayi girişinden yürüdüğümüz iplik fabrikası önünde servisler sıra sıra dizilmiş. 15.55’te çıkmaya başlayan işçiler turnikeden geçmek için o 5 dakikanın dolmasını bekliyor. İşçiler kapıdan çıktıkça yanlarına yaklaşıp iktidar ve sermaye çevrelerinin son dönemde sıkça dillendirdiği, özellikle bölge illerini kapsayacak bölgesel asgari ücret hedefini işçilere soruyoruz. İSKUR işçileri, halihazırda aldıkları ücretlerin zaten yetmediğini ve geçim koşullarının her geçen gün ağırlaştığını belirtiyor.
Bir işçi bu tartışmalara şu sözlerle tepki gösteriyor: “Zaten burada veriliyor, daha ne verecekler? Ankara’da, İstanbul’da işçiler asgari ücret mi alıyor? Hayır tabii. Onlar asgari ücretin üstünde ücretler alıyor ama biz burada asgari ücretle geçinmeye çalışıyoruz. Vallahi berbat yani, kimse geçinemiyor ki.” Sabah erkenden fabrikaya girip akşam 16.00’da çıktıklarını, ek iş yapmaya ne zamanlarının ne de mecallerinin kaldığını söyleyen işçiler, vardiyasını ayarlayabilen bir azınlığın hafta sonları ek işlere gidebildiğini anlatıyor.
‘Yatırımın işçiye yansıması olmaz, Kürt halkı her yerde aynı muameleyi görüyor’
Bölgede silahların susması ve Kürt sermayesinin yatırımlarıyla bölgesel kalkınma sağlanacağı, bunun da refah getireceği yönündeki iddiaları sorduğumuzda ise işçilerin yanıtı çok net oluyor. Fabrikadaki sömürünün barış ya da yatırımla hafiflemeyeceğini belirten bir işçi, sınıf gerçeğini şu sözlerle özetliyor: “Yatırımın işçiye yansıması olmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Zaten aylar önce silah indirildi. Kürt halkı her yerde aynı muameleyi görüyor. Her yerde her türlü ayrımcılığa maruz kalıyor.”
Göçmen işçiler emeği ucuzlaştırmak için kullanılıyor
Fabrika önündeki sohbetimizde en çarpıcı detaylardan biri, yerli işçilerin üzerinde baskı kurmak için yurt dışından, özellikle Türkmenistan’dan getirilen göçmen işçilerin durumu oluyor. Patronların işçilere daha fazla çalışma dayattığını, kabul etmeyenleri ise göçmen işçilerle tehdit ettiğini aktaran bir işçi, içeride kurulan sistemi şöyle anlatıyor:
“Fabrikada 9-10 tane Türkmenistanlı işçi var. Dolar bazında çalışıyor. 12 saatliğine 1000-1100 dolara çalışıyorlar. 8 saat günlük çalışma, 4 saat mesai sayıyor. Bizim insanlarımıza fazla iş yaptırmaya çalışıyorlar, kimse kendi işinden başka iş yapamıyor, yoruluyor. Ondan dolayı bunları getirmişler. Bize de aynı sistemi uygulayacaklar. Kabul etmezsek ‘Çalışan var’ diyecekler.”
İşçiler, bu durumun üç aydır devam ettiğini ve yönetimin sürekli “70 kişi daha getireceğim, 80 kişi daha getireceğim” diyerek kendilerine gözdağı verdiğini vurguluyor.
‘Bir gün devamsızlık yapsak iki yevmiye kesiyorlar’
İSKUR’daki hak gaspları sadece göçmen işçiler üzerinden kurulan baskıyla sınırlı değil. İşçiler, ücret kesintilerinden zorunlu izin dayatmalarına kadar birçok hukuksuzlukla karşı karşıya: “Rapor aldığımızda, izin almamıza rağmen yine bizden kesiliyor. Burası hep haksızlık yapıyor. 28 bin lira artı 3 bin lira prim veriyor, sonra beni vergi dilimine sokuyor. Bir gün devamsızlık yapsak iki yevmiye kesiyorlar. En basitinden şu an fabrika tadilatta, biz izne çıkmak istemiyoruz ama adamlar bizi zorunlu izne çıkarıyorlar.”
‘Borçla döndürüyoruz hayatımızı’
Sohbetimiz sırasında fabrikada çalışan genç kadın işçilere de kulak veriyoruz. Aile evinde yaşadıkları için kira ve temel gıda masrafları olmayan bekar kadın işçiler şimdilik geçinebildiklerini söylese de kazandıkları ücretin sadece temel yaşantıya yettiğini, tatil yapmak, denize gitmek veya kendilerine vakit ayırmak gibi en insani ihtiyaçların lüks olduğunu belirtiyorlar.
Ailesini geçindirmek zorunda olan bir başka işçinin sözleri ise milyonlarca emekçinin gerçeğini suratımıza çarpıyor: “28 bin lirayla geçinemiyoruz ki. Borçla döndürüyoruz hayatımızı. Kredi kartına borçla, bilmem neye borçla döndürüyoruz. Ayda 90 bin lira ödememiz var.” İşçiler, artan borç yükü ve derinleşen yoksulluk karşısında hayatta kalma mücadelesi vermeye devam ediyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et