'Seva' belgeseli Foça’da izleyiciyle buluşacak: Ayakta kalmanın, dayanışmanın ve yaşadığı yerle bağ kurmanın tanıklığı
“Seva” belgeselinde 6 Şubat depremlerinin ardından Antakya’daki yıkım, hafıza ve dayanışmanın izini süren Nesime Karateke, “İnsanların birbirleri sayesinde nasıl ayakta kalabildiğine bakmak istedim” dedi.
Fotoğraf: Seva belgeseli
Ramis Sağlam
[email protected]
İzmir — Foça Barış Kadınları’nın 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlediği “Barış ve Ekoloji” etkinliği, 1-2 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek. İki gün sürecek etkinlik kapsamında dört belgesel izleyiciyle buluşacak. 6 Şubat depremlerinin ardından Antakya’nın yıkımını ve yeniden var olma mücadelesini anlatan 2025 yapımı “Seva” belgeselinin yönetmeni Nesime Karateke de etkinlik kapsamında izleyicilerle bir araya gelecek.
Sinemayla ilişkisi hafıza, mekân, aidiyet, toplumsal bellek ve çevresel meseleler üzerinden şekillenen Antakyalı belgesel yönetmeni ve görsel sanatçı Nesime Karateke ile “Seva” belgeselini konuştuk. Karateke, sinemayla kurduğu ilişkiyi, “Yaptığım işlerde insanların yaşadıkları yerlerle kurduğu bağı, kayıpları, dönüşümleri ve gündelik hayatın içindeki direnci takip etmeye çalışıyorum” sözleriyle anlatıyor.
Fotoğraf: Seva belgeseli
“Filmlerin farklı coğrafyalarda insanlarla karşılaşması önemli”
Bugüne kadar farklı belgesellere imza atan Karateke’nin filmleri, çeşitli ulusal ve uluslararası festival ve gösterim programlarında yer aldı. Filmlerinin farklı coğrafyalarda izleyiciyle buluşmasının kendisi için önemine değinen Karateke, “Benim için bu dolaşımın kendisinden çok, filmlerin farklı coğrafyalarda insanlarla karşılaşması ve başka deneyimlerle yan yana gelmesi önemli” diyor.
6 Şubat depremlerinin ardından Antakya’ya dönen Karateke, o tarihten bu yana üretimlerinin önemli bir bölümünün kentin geçirdiği dönüşümden ve bu dönüşümün insanlar üzerindeki etkilerinden beslendiğini aktardı. “Seva” ile yakından tanıdığı bir coğrafyaya odaklanan Karateke, aynı zamanda kayıp, hafıza, dayanışma ve yeniden yaşam kurma gibi daha evrensel soruların izini sürüyor.
“Yeniden inşa yalnızca binaların yeniden yapılması değil”
Belgeselinizde 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından büyük bir yıkıma uğrayan Antakya’daki yaşamı, dayanışmayı ve yeniden inşa sürecini konu ediniyorsunuz. Bu dayanışmayı ve önemini paylaşır mısınız?
“6 Şubat’tan sonra Antakya’da dayanışma, yalnızca ihtiyaçların karşılandığı bir yardımlaşma biçimi değildi; hayatın yeniden kurulabilmesinin en temel yollarından biriydi. Çünkü depremle birlikte sadece evlerimizi, sokaklarımızı, çalışma alanlarımızı kaybetmedik; gündelik hayatı mümkün kılan ilişkiler, alışkanlıklar ve aidiyet duygusu da büyük ölçüde dağıldı.

Seva’da insanların bütün bu belirsizliğin içinde birbirlerine nasıl alan açtıklarına odaklandım. Bir araya gelmek, bir şey üretmek, bir mekânı yeniden kullanılır hâle getirmek, bir konser düzenlemek, birlikte yemek yemek ya da sadece yan yana durabilmek… Bunların her biri hayatla yeniden ilişki kurmanın bir biçimine dönüşüyordu.
Ama filmde dayanışmayı bütün sorunları çözen, iyileştirici bir güç olarak romantize etmek istemedim. Çünkü hâlâ çok ağır kayıplar, belirsizlikler ve eşitsizlikler var. Ben daha çok, bütün bunların ortasında insanların birbirleri sayesinde nasıl ayakta kalabildiğine ve yaşadıkları yerle bağlarını nasıl sürdürmeye çalıştıklarına bakmak istedim. Bu yüzden benim için yeniden inşa yalnızca binaların yeniden yapılması değil; ilişkilerin, hafızanın ve bir kentte birlikte yaşama duygusunun da yeniden kurulması anlamına geliyor.”
“Yıkımın ve yasın olduğu bir yerde hayatın nasıl devam ettiğini takip ettim”
Belgeseliniz belirsizlik, boşluk, yas, filizlenme ve iyileşme kavramları etrafında şekilleniyor. Yok, olmuş mekânlarda topluluğun yeniden kök salma mücadelesini görselleştirmişsiniz, siz nasıl tanımlarsınız?
“Antakya’da depremden sonra geri döndüğümüz birçok yer artık bildiğimiz yer değildi. Bir sokağın, bir evin, bir ağacın, bir dükkânın yokluğu yalnızca fiziksel bir boşluk yaratmıyor; insanın kendi hafızasında ve yön duygusunda da bir boşluk yaratıyor.
Filmdeki belirsizlik, boşluk ve yas biraz bu deneyimden geliyor. Ama hayat sadece yasın içinde kalmıyor. Bir süre sonra çok küçük hareketler başlıyor: insanlar yeniden bir araya geliyor, üretmeye başlıyor, mekânlar yaratıyor, gündelik ritüeller geri geliyor. Ben “filizlenme” kelimesini bu yüzden seviyorum. Çünkü iyileşme gibi tamamlanmış, doğrusal bir süreç tarif etmiyor. Daha kırılgan, daha belirsiz ve bazen yeniden kesintiye uğrayabilecek bir hareketi anlatıyor.
Fotoğraf: Seva belgeseli
Seva’da da bu dönüşümü büyük bir yeniden doğuş hikâyesi olarak anlatmak istemedim. Daha çok, yıkımın ve yasın hâlâ orada olduğu bir yerde hayatın nasıl devam ettiğini, insanların o boşlukların içinde nasıl yeni bağlar kurduğunu ve yaşadıkları yere yeniden nasıl tutunmaya çalıştığını takip ettim.”
“Eski Antakya’nın bıraktığı boşluklar kentin değişen dokusunu görünür kılıyor”
Belgeselinizde odaklandığınız mekân ve kişilerden söz etmeniz mümkün mü?
“Filmde özellikle kadınların, çocukların ve gençlerin gündelik hayatlarına; sanat, üretim ve dayanışma etrafında oluşan karşılaşmalara bakıyorum. Filmde tek bir kişinin hikâyesini merkezine alan klasik bir karakter yapısı yok. Farklı insanlar ve farklı anlar bir araya gelerek deprem sonrasındaki hayatın daha parçalı bir görüntüsünü oluşturuyor.
Mekânlarda da benzer bir yaklaşım var. Eski Antakya filmde önemli bir yer tutuyor. Eski Antakya evlerinin yıkımdan sonra bıraktığı boşluklar, kentin değişen dokusunu ve hafızadaki yerini görünür kılıyor. Armutlu Mahallesi ise hem depremde en ağır yıkımı yaşayan yerlerden biri olması hem de güçlü toplumsal ve politik hafızası nedeniyle filmde özel bir yere sahip. Ahmet Atakan ve Abdullah Cömert’in öldürüldüğü, depremden sonra bile Gezi direnişine dair izleri bulabildiğimiz mahallenin deprem öncesindeki canlı hâli filmde anlatı yoluyla hatırlatılırken, deprem sonrasındaki enkaz ve ardından büyük bir şantiye alanına dönüşmüş hâlini görüntüler üzerinden takip ediyoruz. Yer yer duvarlarda kalan yazılar ve resimler de bu geçmişin izleri olarak görüntüye giriyor.
Fotoğraf: Seva belgeseli
Asi Nehri de film boyunca tekrar tekrar döndüğüm bir yer. Kentin çevresindeki her şey büyük bir hızla değişirken nehrin akışı filmde başka bir zaman duygusu yaratıyor. Bu nedenle Seva’da kişiler ve mekânlar birbirinden bağımsız iki unsur olarak değil, birbirini tamamlayan bir anlatının parçaları olarak yer alıyor. İnsanların hikâyeleri kentin belirli noktalarında anlam kazanırken, mekânlar da orada yaşayanların deneyimleriyle birlikte başka bir katman kazanıyor. Film de bu ilişki içinde, Antakya’yı tek bir merkezden değil, farklı insanlar ve farklı yerler üzerinden parça parça kuruyor.”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et