Evlatlarını bekleyen annelerle çerçeve yasa sohbeti: Bize kağıt üzerinde değil, onurlu bir barış lazım
Çerçeve yasa sonrası gözler siyasette atılacak yeni adımlara çevirse de yıllardır ağır bedeller ödeyen Diyarbakırlı aileler hâlâ temkinli bir bekleyişte.
Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/Evrensel
Elif Ekin Saltık
[email protected]
Diyarbakır- Meclis’te kabul edilen çerçeve yasanın ardından dikkatler atılacak yeni adımlara çevrilirken, sürecin yankıları Diyarbakır’daki kimi evlerden derin ve temkinli yansıyor. Barış kelimesi yıllardır dillerden düşmese de evlatlarının kimini dağda kaybetmiş, kimi cezaevinde olan kimi de sürgün yollarında kalan aileler için bu talep kağıt üzerindeki yasalardan çok daha ağır bir bedeli temsil ediyor.
On Gözlü Köprü’nün hemen üzerinde, Hevsel Bahçeleri’ne bakan evlerin kapısını araladığımızda bizleri çatışmalı sürecin tüm ağırlığını omuzlamış kadınlar karşılıyor. Altlı üstlü oturan, iki erkek kardeşin iki kız kardeşle evlenerek kurduğu bu büyük ailede hayatı omuzlayanlar kadınlar. Evde bir erkek bir de annelerden biri çalışıyor, geri kalanı KPSS’ye hazırlanan iki kız kardeş, üniversite öğrencisi genç bir kadın ve çocuklar. Ancak bu ev, bu bahçe sıradan bir yaşamın değil, yakın tarihin en ağır travmalarının izlerini taşıyor.
“Onca acı yaşandığıyla kalıyor”
Köylerinin yakılmasıyla Diyarbakır’a uzanan hikayelerinde, 2015-2016 “hendek operasyonları” sırasındaki ağır baskı ortamı bu aileye, bu eve, bu bahçeye silinmez izler bırakmış. 1990’lı, 2000’li yıllarda gece yarısı yapılan ev baskınlarında babaların karda yarı çıplak yere yatırılması, işkence edilmesi o dönem henüz 9-10 yaşlarında olan çocukların hafızalarına kazınmış. O günleri anlatan genç kadınlardan biri, henüz küçük bir çocukken başına silah dayandığını, korkudan günlerce yemek yiyemediğini ve psikolojik tedavi görmek zorunda kaldığını söylüyor. “Babalarımızın bağırış sesleri kulaklarımızdayken biz köşede titriyorduk” diyerek anlatıyorlar o karanlık günleri. Yedi aylık hamile bir annenin polis şiddetine maruz kalması ve korkudan erken doğum yapması da hafızalardaki yaralardan biri. Kadınlar kapanmayan yaralarını anlatırken, onca acının yalnızca yaşandığıyla ve cezasızlıkla kaldığını söylüyor.
“Samimi ve onurlu bir barış”
Bu baskınların, şiddetin ardından aile daha ağır bir yükü omuzlamak zorunda kalmış. 2018’den bu yana cezaevinde olan akrabalar, 2019’da dağa giden ve 2024’te hayatını kaybeden bir ağabey, geride kalan çocuklarını bırakıp Avrupa’ya mülteci olarak sığınmak zorunda kalan kardeşler... Aile, çerçeve yasayı ve olası bir barış sürecini tam da bu ağır tablonun, ödenen bu büyük bedellerin içinden değerlendiriyor. Her şeye rağmen dillerinden dökülen ortak cümle, barışa olan özlemlerini özetliyor: “Barışı hepimiz isteriz ama samimi, ama onurlu bir barış...”
Hayatını kaybeden ağabeyinin ardından konuşan genç kadın, yasanın getirdiği umut ihtimaline temkinli yaklaşıyor: “Ağabeyim bunu seçti, gitti. Keşke bu şekilde olmasaydı. Ama eğer bu süreç gerçekten barışla sonuçlanırsa, ondan geriye kalanlar onu en azından anabilecek. Barış olmazsa, onu anabilecek birileri bile kalmayacak.”
“Devlet yasa çıkarır ama toplum barışa hazır mı?”
Kadınların en büyük şüphesi, devletin atacağı adımlardan ziyade, yıllardır körüklenen milliyetçilik ve toplumsal kutuplaşma. Batı illerinde üniversite okurken maruz kaldıkları ayrımcılık hafızalarında. Üniversite yıllarında İstanbul ve diğer batı illerinde “Terörist misiniz?” sorularıyla, sırf Kürtçe konuştukları için “Bize beddua ediyorlar” suçlamalarıyla karşılaşan genç kadınlar, barışın yalnızca siyasi bir mutabakatla gelmeyeceğini vurguluyor: “Bugün iktidar ‘barışıyoruz’ dese bile, asıl halkın bunu istemesi lazım. Samimiyetle yaklaşmak istiyorlarsa barışa karşı olanların ayrımcılık fikrinin değişmesi gerekiyor. Biz şarkılarımızı rahatça söyleyelim, dilimizi üniversitelerde özgürce kullanalım. Devlet gelip özür dilese bile, bu kadar zulüm görmüş bir halk yaşadıklarını kolay kolay unutmaz.”
“Kürt siyaseti gelenlere nasıl bir yaşam sunacağını planlamalı”
Sürece dair eleştiriler yalnızca iktidara ve devlete yönelik değil. Çatışmalı süreçte ailesinden kayıplar veren, kendisi de siyasetin tam göbeğinden gelen bir başka kadın, Kürt siyasi hareketine ve yerel yönetimlere dönük özeleştiri çağrısı yapıyor. Yıllarca bedel ödemiş ailelerin, bugün siyasetin geldiği noktada büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını belirten kadın, yerel yönetimlere ilişkin kimi iddialarından, yönetim anlayışından şikayetçi.
Çerçeve yasa ile birlikte dağdan veya cezaevinden dönüşlerin nasıl organize edileceği de tartışılan bir konu. Kendi ailesinden de hem dağda hem de cezaevinde yakınları olan kadın, hazırlıksız bir dönüş sürecinin yaratacağı tahribata dikkat çekiyor: “Dağdakiler nereye gelecek? Kimin evine gelecek? 40 yıl orada olanın anası mı, babası mı kalmış? 30 yıl cezaevinde yatan insanı dışarı çıktığında ne bekliyor? Bu insanlar katliam gördü, gözlerinin önünde arkadaşları parçalandı, ağır işkencelerden geçtiler. Gelenlerin sağlıklı bir şekilde hayata tutunabilmesi için barınabileceği alanlara, kimi merkezlere ihtiyaç var. Siyaset bedel ödeyen bu insanlara nasıl bir yaşam sunacağını düşünmeli, planlamalı.”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et