‘Orta vadeli sermaye planı’ kimin için revize ediliyor?
Önceki OVP’lerde olduğu gibi yeni dönemde de ücretlerin gerçekleşen hayat pahalılığı yerine sapan resmi enflasyon hedeflerine bağlanması, asgari ücretin ve alım gücünün daha yılın başında erimesine zemin hazırlıyor.
Fotoğraf: Mohammed Yousif/Pexels
Satı Burunucu
2027-2029 dönemini kapsayan orta vadeli program (OVP) 7 Eylül’de açıklanacak. Ama perşembenin gelişi daha çarşambadan belli oldu.
Yeni revizyonu açıklanmadan anlamak için elimizde yalnız önceki OVP’lerin sonuçları yok. 2026 ocak ayından bu yana sermaye örgütlerinin Saray’ın temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde açıkladıkları istekler, program yürürlükteyken çıkarılan yeni teşvikler, krediler, prim destekleri, kefaletler, muafiyet ve istisnalar ile bunların fabrikalardaki karşılığı da var.
Her yıl kapitalistler Külliye’de toplanıp taleplerini söylüyor, Saray’ın temsilcileri, Cumhurbaşkanlığından bakanlara, ilgili bürokratlara kadar, patronların karşısında onlarca inci gibi dizilip notlarını alıyor, derslerini çalışıyor.
Bakanların arasında, 17 kapitalist bakan içinde adı Çalışma Bakanı olarak geçen Vedat Işıkhan da bulunuyor. Ancak Işıkhan’ın kapitalistlere bir kez olsun “Gözünüzü toprak doyursun.” dediğini duymadık. Tersine, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da 26 Şubat’ta TİSK yöneticilerine “İşverenlerimizin her zaman yanındayız.” diye seslendi; 4 Temmuz’da patronlarla yaptığı buluşmada ise “İşverenlerimizin önünü açacak politikaları sürdüreceğiz” dedi.
Kapitalistlerin önünü açmanın karşılığı da somuttu: işçi başına prim desteği, ücret ve sigorta maliyetlerinin kamu tarafından üstlenilmesi, başta imalat sektörüne olmak üzere milyarlarca liralık kaynak aktarılması ve yeni nesil esnek çalışma modellerinin hayata geçirilmesi.
Külliye’de ve patron örgütlerinin şaşaalı salonlarında yapılan toplantılardan sonra kapitalistlerin yenilenmiş bütün isteklerini Orta Vadeli Program’da birebir okuyoruz. Cumhurbaşkanı onayladıktan sonra da program uygulamaya geçiyor.
Programı sermaye sınıfı yapıyor, sonra ihtiyacına göre değiştiriyor.
Her ne kadar kendileri hazırlamış olsa da program uygulama sırasında sermayeye dar geldiğinde, yeni OVP beklenmeden esnetiliyor, deliniyor, yeni olanaklarla genişletiliyor.
2025-2027 OVP hazırlıkları sırasında TİSK yönetimi; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Çalışma, Sanayi, Ticaret ve Adalet bakanları ile Strateji ve Bütçe Başkanının katıldığı Külliye toplantısında taleplerini anlatmayı ancak 5 saatlik bir toplantıda bitirebilmişti. SGK prim desteğinin ve teşviklerin sürmesini, “yeni nesil çalışma modellerinin hızla yasalaşmasını istemişlerdi. OVP de istekleri program olarak yerini aldı.
Şubat 2026’da TİSK yeniden Saray’daydı; üretim maliyetlerini ve esnek çalışma modellerini bir kez daha gündeme getirdiler. Halk arasında söylendiği gibi “açgözlü sermaye sınıfı” yetinmek nedir bilmiyordu. Program işlerken yeni talepler geldi, yeni destekler açıldı.
Son olarak, 24 Ağustos’taki Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında bir yandan “mali disiplinden taviz verilmeyeceği” söylendi, öte yandan belirli imalat sektörlerinde çalışan her işçi başına patronlara prim desteği 3 bin 500 liraya, günlük reeskont kredi limiti 5 milyar liraya, yatırım taahhütlü avans kredisi limiti 750 milyar liraya yükseltildi; imalata 250 milyar lira yeni kredi, turizme Hazine kefaletiyle 60 milyar lira ilave finansman açıldı.
EKK kararları ile ondan önce, 13 Ağustos 2026’da İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç’in yaptığı açıklamayı (başlıca 5 madde halinde sıralanmıştı istekleri) yan yana koyduğumuzda birebir aynı olduğunu gördük.
Sermaye için program bir sınır değil
Sermaye sınıfı kendi yaptığı programı bile değişmez bir sınır olarak görmüyor; revizyon tarihini beklemeden yeni taleplerini Saray’ın önüne jet hızıyla koyuyor. Saray’ın temsilcileri finansman maliyeti artarsa patronlara yeni kredi buluyor, primi ağır gelirse kamu desteğini artırıyor, ihracatçı isteyince yeni kaynak yaratıyor.
İşçi ve emekçilere gelince ise sabır, kararlılık ve fedakârlık
Yıllardır asgari ücrette, kamu ve özel sektör TİS’lerinde, emekli aylıklarında ve kamu emekçilerinin maaşlarında hedef enflasyon, dezenflasyon, kamuda tasarruf, bütçe açığı ve mali disiplin, programda kararlılık anlatılıyor. Bir türlü tutturulamayan enflasyon hedefleri gerçek hayat pahalılığının altında kalırken işçi sınıfı söz konusu olduğunda kayıplar karşılanmıyor. Asgari ücret başta olmak üzere ücretler eriyor, vergi kesintileri artıyor ama sermayeye açılanlar gibi yeni kaynak kapıları işçiye açılmıyor. Saray sermayenin tüm isteklerini hızla karşılamayı bir görev sayarken, işçi ve emekçilerin içine itildiği açlık ve yoksulluk koşulları işçilerin yetinmesi ve fedakarlık etmesi gereken bireysel koşullar ve işçinin kendi sorunu olarak gösteriliyor.
Üstelik Türkiye işçi sınıfının büyük çoğunluğu toplu pazarlık hakkından da yoksun. Çalışma Bakanlığının temmuz 2026 verilerine göre yürürlükte 5 bin 331 TİS, 45 bin 661 işyeri ve 2 milyon 324 bin 969 işçi var. TİS kapsam oranı yüzde 13.19.
Bu sayılara kamu ve özel sektörde işçi statüsünde çalışanların tamamı dahil; memurların toplu sözleşmeleri ise ayrı tutuluyor.
Yani her 100 işçinin yaklaşık 87’si yürürlükteki bir TİS’in dışında.
Önceki OVP’ler işçi ve emekçilere ne getirdi ne götürdü?
Önceki OVP’ler ile işçi ve emekçilere ücret artışlarının hedef enflasyona bağlandığı, gerçekleşen hayat pahalılığı karşısında kayıpların telafi edilmediği; asgari ücretin yılda bir kez zamlandığı onun da almadan eridiği; kamuda tasarruf ve mali disiplin gerekçesiyle tüm kazanımların baskılandığı; TİS masalarında resmi enflasyonun bir çıpa haline getirildiği bir dönem yaşandı.
İşçiler yalnız ücrette değil, çalışma süresi, iş yükü, dinlenme hakkı ve sendikal örgütlenme açısından da kayıplar yaşadı. Esnek çalışma, norm kadro, fazla mesai ve güvencesizlik baskısı arttı. Kapitalistlere kredi, teşvik, prim, vergi ve finansman olanakları genişletilirken işçi ve emekçilere gelir kayıplarını telafi edecek benzer mekanizmalar açılmadı.
TİS masasında da aynı program işledi
TÜPRAŞ’ta Koç Holding yönetimi 2025 TİS masasına ilk altı ay için yüzde 15.75 zam ve üç yıllık sözleşme teklifiyle oturmuştu. Onlarca görüşmeden ve işçilerin eylemlerinden sonra ilk altı aylık zam yüzde 35’e, ikinci altı ay yüzde 24’e çıktı. İşçilerin iki yıllık TİS talebine rağmen sözleşme üç yıllık imzalandı; sonraki dönemler ağırlıkla TÜFE formüllerine bağlandı.
Petkim-Star’da ise üç yıllık TİS’in ilk altı ayında kök ücrete zam yapılmadı, bunun yerine ilave ikramiye modeli getirildi.
2026’nın ilk altı aylık resmi enflasyonu yüzde 17.76 oldu. Ayrıca Kök ücretlerin artırılmaması işçiler açısından yalnız o dönemin kaybı değil; sonraki yüzdelik zamların da daha düşük bir ücret üzerinden hesaplanması anlamına geldi.
Şişecam’da TİS yüzde 18 zamla sonuçlandı. İlk altı aylık resmi enflasyon yüzde 17.76 iken işçinin payına büyümeden ve kârdan pay almak değil, esas olarak geçmiş enflasyonu telafi etmek düştü.
Sumitomo’da ilk altı ay yüzde 19 zam alınırken kapitalistler 6 gün çalışma, 2 gün dinlenme sistemini 6+1’e çevirmek istedi. İşçiler grev iradesi gösterince bu dayatma geri çekildi.
MMK Metalurji’de ise imzalanmış TİS’e rağmen zamlı ücretler yatırılmadı. İşçiler üretimi durdurunca sözleşmeden doğan ücret farklarının ödenmesinin yolu açıldı.
OVP’de “güvenceli esneklik” diye yazılanın fabrikadaki karşılığı ise; Tüpraş’ta norm kadro uygulamalarının yaygınlaştırılması, daha az işçiyle daha fazla iş; Dardanel’de 8 saatten 10 saate çıkarılmış çalışmanın 12 saate uzatılmak istenmesi; Sumitomo’da dinlenme gününün azaltılmak istenmesi olarak görüldü (6+1). Patronların işçiyi çalıştırma biçimleri, mesaisi, vardiyası, izin günü ve kadrosu esnedikçe esnemeye devam etti.
Karşılığında ise işçi ve emekçiler enflasyonun nedeni olarak ortaya konuldu.
Yeni OVP işçiler, emekçiler için ne getirecek?
Yenilenecek OVP işçi ve emekçiler açısından yalnızca yeni enflasyon, büyüme ve bütçe hedeflerinin açıklanması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda ücretlerin hangi sınırlar içinde tutulacağının, toplu sözleşme masalarında hangi çıpanın kullanılacağının, kamuda ücretlerin ne ölçüde baskılanacağının, çalışma rejiminin ne kadar esnetileceğinin ve sendikal hakların hangi koşullarda kullanılacağının da programı olacak.
Üçüncü OVP, işçiler açısından ücretlerin hedef enflasyona bağlandığı, son derece sınırlı olan toplu sözleşme masalarında bir çıpa gibi sallandığı, asgari ücretin yıl içinde eridiği, bölgesel asgari ücret tartışmalarından sonuç alınırsa süreçle birlikte belki de kimi kapitalistlerin yatırımlarını daha ucuz iş gücü arayışıyla belirli bölgelere kaydırdığı, kamuda ücretlerin “mali disiplin, tasarruf” gerekçesiyle sınırlandığı; uzun çalışma, düşük ücret ve esnekliğin yaygınlaştırıldığı, maden işçileri örneğinde olduğu gibi işçilerin son derece düşük ücretlerini bile almak için mücadele etmek zorunda kalacağı, imzalanmış toplu sözleşmelerden doğan alacakları patronların uygulamak istemediği, iş cinayetlerinin arttığı, mücadeleci sendika yöneticilerinin gözaltı ve tutuklamalarının artacağı, işçilerin yasal haklarını kullanırken dahi zor aygıtlarının devreye konulacağı, sendikal örgütlenme, yetki, TİS engellerinin artacağı, grev yasaklarını devreye koyan bir dönemin devamı olacak görünüyor.
Sermaye açısından ise ucuz kredi, prim, teşvik ve vergi desteğinin yeni biçimlerinin artan karşılıkları ile süreceğini görmek için EKK kararlarına bakmamız yeterlidir. 7 Eylül’ü görmeye bile gerek yok. Perşembenin gelişi gerçekten çarşambadan belli.
Ama son birkaç yıl başka bir şeyi daha gösterdi
Dardanel’de 12 saatlik çalışmayı durduran kadın işçilerin bıçakları bırakıp üretimi durdurmasıydı. Sumitomo’da 6+1’i geri çektiren işçilerin grev iradesiydi. MMK’da imzalanmış TİS’i uygulatabilen işçilerin üretimden gelen gücüydü. Tüpraş’ta yüzde 15.75’lik ilk teklifi yüzde 35’e çıkaran da aynı güçtü.
Sermaye sınıfı programını Saray’da, toplantı masalarında yenilemeye devam ediyor. Ama o programın fabrikalarda, atölyelerde ve işyerlerinde uygulanıp uygulanmayacağını belirleyecek asıl güç üretimi yapan işçilerin elinde aslında.
İnsanca ücret, daha kısa çalışma süresi, güvenceli kadrolu çalışma, gerçek toplu pazarlık hakkı ve sendikal özgürlükler, grev hakkı sabırla, bekleyerek kazanılmadığına göre yine ancak mücadeleyle uygulanabilir.
Bu programı uygulatmayacak tek güç; fabrikalarda, madenlerde, atölyelerde, limanlarda, hizmet işyerlerinde ve kamuda çalışan milyonlarca işçi ve emekçinin örgütlü gücüdür.
Sermayenin programının karşısına işçi sınıfının kendi programını ve örgütlü gücünü koymadan mevcut tablonun sermaye programlarını da değişmeyeceği açıktır. Şimdiden yaklaşan seçimler nedeniyle köpürtülen talepler, beklentiye sokulmak istenen yüz binlerce işçi ve emekçi var. EYT, staj ve çırak mağdurları, ev kadınları, kamu işçileri, kamu emekçileri, asgari ücretli işçiler, 3600 ek gösterge bekleyenler... Söylemek gerekir ki 7 Eylül’de açıklanacak yenilenmiş OVP’den de anlaşılacağı üzere Saray iktidarının bunları karşılamak üzere bir hesabı yok. Gelirlerinin bizden toplanacağı, vergilerini bizim ödeyeceğimiz 2027 bütçesi de OVP ile şekillenmiş oluyor bir yandan. O nedenle perşembenin gelişi çarşambadan belli olsa da nasıl biteceği işçi sınıfının ne yapacağına bağlıdır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et