30.08.2026 00:20

Bir küçük burjuva avuntusu olarak ‘geleceği nostaljileştirmek’

“Politikleşecek bir “nostalji” geçmişi nasıl kurduğu ve ondan ne talep ettiğiyle ilgilenmeye başlar. Bu yine demek değildir ki nostaljik olan kendini “gelecek” olandan tamamen koparır. Her zaman geleceğe sırtını dönmek anlamına gelmez”

Bir küçük burjuva avuntusu olarak ‘geleceği nostaljileştirmek’

Fotporaf: Pixabay

Kaan Biçici


Bir döneme özlem duymak için o günleri bizzat yaşamış olmak gerekmiyor artık. Özellikle ’90’lar ve 2000’lerin estetiği birkaç yılda bir vitrinlerde farklı nesneler ya da biçimlerle yeniden kuruluyor. Sararmış kasetçalarlar, analog makineler, VHS filtreleri ya da dönemin bol kesim futbol formaları oldukça yaygın. Dün tavan arasına fırlatılmış, eskicinin bile dönüp bakmadığı o “çöp” eşyalar, bugün birden “sahiciliğin” ve “otantikliğin” kanıtı muamelesi görüyor. Benzer bir durum eski diziler ve filmler açısından da geçerli. Çocukken karakterin adını hatırlayamayacak kadar “bilinçsizce” izlenmiş diziler ya da filmler şimdi dönüp dönüp izlenilen, “başucu” işler olabiliyor.

Elbette bu manzarayı başlı başına saf bir hatıra tazeleme telaşıyla, masumane nostaljiyle açıklamak zor. Geçmişe duyulan sahici bir özlem ile o geçmişin biçimselliğini söküp alıp bugünü tüketmek başka şeyler.

Biçim ile özün, ambalaj ile yaşantının birbirine karıştığı eşik denebilir buraya. Eski bir eşyayı tozlu bir raftan çekip tozlarından arındırır gibi tüm yaşanmışlıktan arındırarak bugünün steril dünyasına taşıdığımızda onun temsil ettiği ilişkileri o zamanki yaşamın zihnimizdeki halini bir nesneyle geri çağırabileceğimizi sanıyoruz. Nitekim nesneyi geri getirmek o nesneye anlamını veren tarihsellik her ne ise onu geri döndürmeye yetmiyor. Sadece kişisel anılar açısından geçerli değil bu sınırlar, bugünün dünyası ne kadar “bizim” olamadıkça “E olsa olsa geçmiş bizim olmalı” hissiyatı bunu yaratan. 35 mm filmin kimyasal greninde yakalanan bir karenin daha “gerçek”, manyetik banttan gelen cızırtılı bir şarkının günümüz müziğinden daha “içten” hissettirmesi bu yüzden.

Svetlana Boym’un Nostaljinin Geleceği’nde nostaljinin etimolojik olarak eve dönüş (nostos) ve özlem (algia) köklerinden türediğinden bahseder. Esasında tıp kökenli bir kavramdır. İlk kullanımlarında nostalji bedensel belirtilerle birlikte düşünülen patolojik bir durum olarak ele alınır. Nostaljiye kapılan kişi özlemini duyduğu “yurdu” ya da “evi” zihninde titizlikle yeniden kurar ve yaşadığı çevreden uzaklaşır. Ancak nostaljinin aradığı “ev” çoğu zaman tarihte hiçbir zaman var olmamış bir kurgudur aslında. Geçmiş, şimdi ve fantezi olan gelecek aynı potada erir. Bu nedenle aslında nostaljiye yalnızca geçmişi olduğu gibi muhafaza etme arzusu olarak bakmak da eksik kalır. Geçmişi bugünün ihtiyaçlarına göre ayıklama ve onu kimi zaman donmuş bir dekora dönüştürmedir de aynı zamanda.

‘Bir gün bu günleri çok özleyeceğiz’ nadir kullanılan bir cümle değil artık

Peki ya nostaljinin yönü tersine çevrilirse? Yani geçmişten geleceğe bırakılmış olan değil de hesap edilmiş geleceğe bırakılacak geçmişten anılar ve nesneler fazla hesap kitaplı hale gelirse… “Bir gün bu günleri çok özleyeceğiz” iddialı olduğu kadar nadir kullanılan bir cümle değil pek artık. Sıradan bir ifade oldu. Cümlenin tuhaflığı henüz yaşanmamış bir kaybın duygusunun bugünden ifade edilmesi. Ne olması beklenir; bir şey yaşanılır ya da deneyimlenir, sona erer, zaman geçer ve ardından özlem duyulur ya da başka duygular... Burada olan henüz tamamlanmamış ya da gerçekleşmemiş bir anın ileride kaybedileceğini düşünüyor ve onu daha şimdiden “geleceğin hatırası” olarak kuruyoruz.

Geçmişin nostaljik nesnelerinin bugün yeniden dolaşıma sokulmasıyla, bugünün deneyimlerinin henüz eski olmadan geleceğin nostaljik malzemesine dönüşmesi birbirine paralel olarak var oluyorlar. Birinde geçmiş bugüne taşınıyor, diğerinde bugün şimdiden geçmişe gönderiliyor.

Denebilir ki “Anı biriktirmek” böyle bir şey zaten. Halihazırda fotoğraf çekinmek, gidilen bir yerin buzdolabına yapıştırmak için magnetini almak, gidilen bir konseri kayıt altına almak. Elbette. Zaten sorun anı biriktirmek değil şimdiyle ilişkimizi hatıra üretimi üzerinden kurmak. Şimdiki zamanın o derece es geçilmesi ki gelecek karşısında önemini yitirmesi. Nesneye ve arşivlemeye duyulan bu aşırı düşkünlük kendi şimdisine yabancılaşması aslında. Yaşantının kendisine temas etmekten kaçınan kendi hayatına dışarıdan bakan bir müze müdürü gibi daha şimdiden bugünün vitrinini düzenliyor. Belgelemek hatta istiflemek yaşamanın yerini alıyor adeta. Sonuçta elde kalan ne tam anlamıyla yaşanmış bir “şimdi” ne de sahici bir “gelecek”...

Yaşanan, kaydedilen, paylaşılan ve gelecekte hatırlanması beklenen bir zincir haline geliyor zaman. Neoliberal öznenin kendi hayatını da başkalarından ve hatta kendisinden ayrı bir proje gibi kurmasıyla ilgili bir durum bu. Birlikte yaşanan bir an, yaşandığı anda ortak bir deneyim olmaktan çıkıp gelecekteki benliğe bırakılacak bir içerik gibi düzenlenebiliyor. Sadece yaşanan biriktirilmiyor yaşantıya sonradan bir anlam verecek gelecekteki bakış da şimdiden hesaba katılıyor.

Psikolog Wing-Yee Cheung bu durumu, kişinin bugün yaşadığı ya da gelecekte yaşayacağı bir deneyimi ileride özleyeceğini şimdiden tahayyül etmesini, “öngörülen nostalji” (anticipated nostalgia) şeklinde kavramsallaştırmış. Zamanın tersine dönmesinden çok, şimdiki deneyime gelecekteki bir kaybın duygusunun eklenmesi söz konusu burada. Cheung’un kavramı tek başına geleceğin bugünden kesinlikle daha kötü olacağını söylemiyor. Yine de geleceğe dair güvensizlik ve kayıp beklentisiyle birleştiğinde, şimdiki zamanı giderek “son kez yaşanan” bir dünya gibi kurulabilir.

Şimdinin kötü koşulları, geleceğin kötü tahayyülüyle birleştiğinde…

Üstelik geleceğe dair bu kaygıyı başlı başına psikolojik bir yanılgı olarak görmek de kolaycılık olur. Ekonomik güvencesizlik, değişen çalışma biçimleri, siyasal konjonktür, toplumsal krizler gibi maddi koşullar, geleceğin daha öngörülebilir veya daha güvenli hissedilmesini gerçekten zorlaştırabilir. Doğru sorular sorulmuş ancak yanıt fazlasıyla bireysel. Geleceğin değiştirilebilir bir alan olmaktan çıkıp yalnızca korunması gereken bir alan gibi tahayyül edilmesi asıl sorunu burada yaratır. Şimdinin kötü koşulları, geleceğin kötü tahayyülüyle birleştiğinde bireyci yaşam stratejilerini güçlendirir; yarın için olası bir ‘yaşanmışlık krizine’ karşı bugünden anlam ve içerik biriktirme çabasını da beraberinde getirir. Geleceğin şimdiden kaybedilmiş olduğu kabulü tek korunması gereken şeyin bugün olduğunu tasdikliyormuş gibi düşündürtür.

Bu üretme çabasının her toplumsal kesim açısından olanaklı olmadığı da kesin. Herkes “nostaljik” olabilir ama herkes geleceğin belirsizliğine aynı tür bireysel cevapları verebilecek kaynaklara sahip değil. Toplumsal geleceği kolektif olarak değiştirme imkanı sınırlı gören kendi hayatı üzerinde belirli ölçülerde düzenleme ve güvence kurabilen özneler olarak “küçük burjuva” toplumsal kesimler açısından geçerli olduğu söylenebilir. Bir yandan umutsuzluk derinleşirken, diğer yandan bireysel hayatı güvenceye alma, tüketimi rafineleştirme ve “ayrıcalıklı” alanlar inşa etme çabası beraberinde geliyor. Kolektif bir geleceğin kurulamayacağına dair inanç arttıkça (Ya da hiç var mıydı?) kurtuluş da giderek kişisel bir proje oluyor. Daha kontrollü bir tüketim biçimi, daha “sahici” ilişkiler, daha temiz ve korunmuş bir yaşam alanı. Böyle bakıldığında nostalji kişinin değiştiremediği bir geleceğe karşı kendi küçük dünyasında istikrar üretme biçimlerinden biri haline gelebiliyor.

Geçmişi hatırlamak bugünü değiştirmek

Eski nesnelerin ve geçmişe ait estetiklerin çekiciliği onların güzel ya da tanıdık olmasından kaynaklanmıyor olabilir bu yüzden sadece. Sürekli “hızlanan”, her şeyin her şey olabildiği bir dünyada donmuş geçmiş nesneler güvenli bir sığınak işlevi görebilir. Geçmiş bir kez dondurulduğunda ise tarih olmaktan çıkıp dekora dönüşür. Kusurları silindikçe, geriye güvenli ve “tanıdık” görünen bir yüzey kalır.

Yine de “nostaljik” olmaktan da vazgeçmemek gerekir pekala. Geçmişi çelişkilerinden arındırılmış kusursuz bir dünya olarak kurmak ile geçmişte kaybedilmiş bazı deneyimleri bugünün eleştirisi için hatırlamak aynı şey değil. Politikleşecek bir “nostalji” geçmişi nasıl kurduğu ve ondan ne talep ettiğiyle ilgilenmeye başlar. Bu yine demek değildir ki nostaljik olan kendini “gelecek” olandan tamamen koparır. Her zaman geleceğe sırtını dönmek anlamına gelmez.

Geçmişte kaybedilmiş bir dayanışmayı, ortak yaşam biçimini ya da tamamlanmamış bir mücadeleyi hatırlamak, bugünü değiştirmek için bir kaynak haline gelebilir. Böyle bir hatırlama, daha adil bir dünyada başka türlü bir hayatın mümkün olabileceğine dair bir düşünceyi de taşıyarak nostaljiyi geçmişe kapanan bir duygudan çıkarıp geleceğe dönük bir siyasal talebe dönüştürebilir.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
29.08.2026 14:25 / Güncelleme: 15:33

Mona Lisa’nın sırrı: Sanat mı, yoksa tarihin en büyük sanat soygunu mu?

1911 yılına kadar Louvre Müzesi'ndeki sayısız başyapıttan biri olarak kabul edilen Mona Lisa, müze çalışanı kılığına giren bir usta tarafından çalınmasının ardından patlak veren küresel medya fırtınasıyla bugünkü ikonik şöhretine kavuştu.

Mona Lisa’nın sırrı: Sanat mı, yoksa tarihin en büyük sanat soygunu mu?

Fotoğraf: Leonardo da Vinci/Wikimedia Commons Public domain

29.08.2026 14:36 / Güncelleme: 16:47

Çanakkale Kültür Yolu Festivali beşinci kez kapılarını açtı

Çanakkale Kültür Yolu Festivali beşinci kez kapılarını açtı. Festival kapsamında ücretsiz konserlerin yanı sıra tiyatro gösterileri, atölyeler, sempozyumlar, FotoMaraton ve çocuk etkinlikleri düzenlenecek.

Çanakkale Kültür Yolu Festivali beşinci kez kapılarını açtı

Fotoğraf: Kültür Yolu Festivali

29.08.2026 15:33 / Güncelleme: 16:44

Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin tarihi değişti

Süper Lig’in 4. haftasında oynanacak Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi, UEFA Şampiyonlar Ligi takvimi nedeniyle 5 Eylül Cumartesi günü saat 20.00'e alındı. İstanbul Başakşehir FK-Galatasaray karşılaşması ise 4 Eylül Cuma günü oynanacak.

Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin tarihi değişti
29.08.2026 08:14

DEM Partili Koca, Arap Alevilerine yönelik nefret söylemini Meclise taşıdı: 'Cezasızlık politikalarına son verilmeli'

DEM Parti Milletvekili Perihan Koca, gazeteci Kemal Öztürk’ün Arap Alevilerine yönelik ifadelerini TBMM gündemine taşıdı. Koca, söz konusu ifadeler hakkında hukuki işlem başlatılmasını istedi.

DEM Partili Koca, Arap Alevilerine yönelik nefret söylemini Meclise taşıdı: "Cezasızlık politikalarına son verilmeli"

Fotoğraf: DEM Parti 

29.08.2026 10:23 / Güncelleme: 11:02

AKP'li vekilin eşinin şirketine Bakanlıktan ÇED onayı: Pasifik altın için ormana girecek

AKP'li Asuman Erdoğan'ın eşinin şirketine Sivas'taki maden projesi için “ÇED olumlu” kararı verildi. Tamamı orman arazisindeki projede altın ve gümüş çıkarılacak. Raporda doğal yaşamdan su kaynaklarına kadar birçok risk sıralandı.

AKP'li vekilin eşinin şirketine Bakanlıktan ÇED onayı: Pasifik altın için ormana girecek

Fotoğraf: Ramazan Emiroğlu

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!