30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü: Kayıplarımızı aramaktan, hakikat ve adalet mücadelesinden vazgeçmiyoruz
İzmir’de İHD’nin Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü ile ilgili yaptığı açıklamasında “Kayıplarımızı aramaktan, hakikat ve adalet mücadelesinden vazgeçmiyoruz” denildi.
Fotoğraf: İHDİ İzmir Şubesi
Eylem Nazlıer
[email protected]
İzmir - İHD İzmir Şubesi, 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü için eski Sümerbank önünde açıklama yaptı. Kayıpların fotoğraflarının yer aldığı "Kayıplar vicdandır sahip çık", "Kayıplar belli failler nerede" pankartları açıldı.
“Değişmeyen tek talep: Kayıplar bulunsun, failler yargılansın”
Açıklamayı okuyan İHD İzmir Şube Yöneticisi Vetha Aydın; 30 Ağustos’un, İnsan Hakları Derneği açısından Türkiye’nin yakın geçmişinde devletin güvenlik politikaları ve çatışmalı dönemlerle bağlantılı olarak yaşanan zorla kaybetmelerle yüzleşme, hakikati açığa çıkarma ve cezasızlığa son verme çağrısının yükseltildiği bir gün olduğunun altını çizerek; “Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda ağırlaşan zorla kaybetmeler; insanların gözaltına alınmalarının ardından kendilerinden bir daha haber alınamaması, cenazelerinin gizlenmesi, toplu mezarların ortaya çıkarılması ve devlet görevlilerinin sorumluluğunun etkin biçimde araştırılmamasıyla birlikte bugün hâlâ sonuçları devam eden bir insanlık suçudur. Aradan geçen yıllar, kayıp yakınlarının hakikat ve adalet hakkını ortadan kaldırmamıştır. Aksine, akıbeti açıklanmayan her insan ve sonuçsuz bırakılan her dosya, cezasızlık politikasının sürdüğünü göstermektedir. İHD’nin yıllardır sürdürdüğü mücadelede temel talep değişmemiştir: Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” dedi.
“Kayıp yakınlarını göz ardı etmek eksik bir bakış olacaktır”
“Kayıp yakınları açısından, kayıplarının nerede olduğunu bilmeden yaşamak, mezarlarına ulaşamamak ve sorumluların hesap vermediğini görmek; bu ağır hak ihlalinin yıllar boyunca devam eden yansımalarıdır. Bu nedenle zorla kaybetme suçunu salt kaybedilen kişilerden ibaret görmek ve kayıp yakınlarını göz ardı etmek eksik bir bakış olacaktır” diyen Aydın. AİHM’nin Türkiye hakkındaki kararlarının da devletin kayıp iddialarını etkili biçimde soruşturup faillerini açığa çıkarma yükümlülüğünün yanında kayıp yakınlarının acısını giderecek etkili mekanizmaları işletme yükümlülüğüne de işaret ettiğini belirtti.
“Kayıp eylemleri adalet talebinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlamaktadır”
Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 27 Mayıs 1995’te İstanbul Galatasaray Lisesi önünde başlattığı ve bugün de tüm engelleme girişimlerine rağmen büyük bir kararlılıkla sürdürülen mücadelenin, Türkiye’nin en önemli hakikat ve adalet arayışlarından biri olduğuna işaret eden Aydın; “Bu mücadele yalnızca İstanbul’la sınırlı değildir. İHD Diyarbakır, Urfa, Hakkâri, Batman ve İzmir şubeleri de kayıp yakınlarıyla birlikte her cumartesi kayıpların akıbetinin açıklanması ve faillerin yargılanması talebiyle açıklamalar ve eylemler gerçekleştirmektedir. İHD’nin farklı kentlerde yıllardır sürdürdüğü bu eylem, kayıplar meselesinin hafızalarda yaşatılmasını ve adalet talebinin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlamaktadır” dedi.
“Devletin görevi geçmişi kapatmak değil, bütün yönleriyle aydınlatmaktır”
Bugün Türkiye’de zorla kaybetmeler bakımından temel sorunlardan birinin, hakikatin ortaya çıkarılması yerine dosyaların zamanaşımı, etkisiz soruşturmalar ve cezasızlıkla sonuçlandırılması olduğuna vurgu yapan Aydın; “Oysa zorla kaybetme gibi ağır insan hakları ihlallerinde devletin görevi geçmişi kapatmak değil, bütün yönleriyle aydınlatmaktır. Kimin kaybedildiği, nerede ve kimler tarafından gözaltına alındığı, akıbetlerinin ne olduğu, cenazelerin nereye götürüldüğü ve emir-komuta zincirinde kimlerin sorumluluğunun bulunduğu ortaya çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.
“Türkiye geçmişle yüzleşme mekanizmalarını gecikmeksizin oluşturmalı”
Türkiye’nin bugünkü ihtiyacının unutmak değil, hakikatle yüzleşmek olduğuna işaret eden Aydın şunları söyledi; “Geçmişte işlenen ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmeden, kayıpların akıbeti açıklanmadan, sorumlular hesap vermeden ve mağdurların adalet talepleri karşılanmadan kalıcı bir toplumsal barışın kurulması mümkün değildir. Barış, yalnızca çatışmanın sona ermesi değil; devletin geçmişte işlediği veya devlet görevlilerinin sorumlu olduğu ağır ihlallerle yüzleşmesi, mağdurların haklarının tanınması ve cezasızlığın sona erdirilmesidir.
“Failler yargılanana ve cezasızlık sona erene kadar mücadelemiz sürecektir”
Bu nedenle Türkiye’nin geçmişle yüzleşme mekanizmalarını gecikmeksizin oluşturması; kayıp dosyalarının yeniden ve etkili biçimde soruşturulması; toplu mezarlara ilişkin çalışmaların bilimsel ve bağımsız yöntemlerle yürütülmesi; devlet arşivlerinin ve kayıpların akıbetini aydınlatabilecek bilgi ve belgelerin erişime açılması gerekmektedir. Kayıp yakınlarının adalet arayışının önündeki idari ve kolluk engelleri kaldırılmalı, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın ve diğer kayıp yakınlarının barışçıl toplantı ve gösteri hakkı güvence altına alınmalıdır.”
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi imzalaması ve onaylaması gerektiğini belirten Aydın;; “Zorla kaybetmeyi uluslararası hukukta taşıdığı niteliğe uygun biçimde bağımsız bir suç olarak düzenlemeli ve bu suç bakımından cezasızlığı mümkün kılan hukuki düzenlemeleri ortadan kaldırmalıdır. İnsan Hakları Derneği olarak biliyoruz ki kayıplar yalnızca geçmişin değil, bugünün de meselesidir. Her cumartesi meydanlarda yükselen “Kayıplarımız nerede?” sorusu, aynı zamanda “Bu ülke geçmişiyle yüzleşecek mi, adalet sağlanacak mı, aynı suçların bir daha işlenmemesi nasıl güvence altına alınacak?” sorusudur. Tüm kayıpların akıbeti açıklanana, hakikat ortaya çıkana, failler yargılanana ve cezasızlık sona erene kadar mücadelemiz sürecektir.”
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et