Vebadan günümüze uzanan bir gelenek: Hapşırığa 'çok yaşa' denmesinin 1400 yıllık tarihi
Hapşıran birine “çok yaşa” demek günlük hayatın sıradan alışkanlıklarından biri. Ancak bu sözün geçmişi, Antik Çağ'daki inanışlardan veba salgınlarına kadar uzanan yaklaşık 1400 yıllık bir geleneğe dayanıyor.
Fotoğraf: Edward Jenner/Pexels
Mehmet Özer
[email protected]
Günlük hayatta o kadar sıradanlaşmış bir alışkanlık ki, çoğumuz nedenini hiç sorgulamıyoruz. Birisi hapşırdığında verilen “Çok yaşa!” tepkisi, aslında kökleri Antik Çağ’a uzanan, 6’ıncı yüzyılda bir papa tarafından resmileştirilen ve 14. yüzyıldaki korkunç veba salgınıyla pekişen 1400 yıllık bir geleneğin mirası.
Hapşırmaya iyi dileklerle karşılık verme geleneğinin temelinde, binlerce yıl boyunca hapşırığın tehlikeli, hatta ölümcül bir olay olarak algılanması yatıyor. İnsanlar asırlar boyunca yaşamın kaynağının ruh olduğuna, ruhun ise insanın başında bulunduğuna inandılar. Hapşırık sırasında ağızdan çıkan güçlü nefesle birlikte ruhun da dışarı çıkabileceği endişesi, bu geleneğin en eski kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor.
Antik Yunan’da insanlar hapşırdıktan sonra başlarında taşıdıklarına inandıkları ruhlarının sarsılmaması için dua ederlerdi. Romalılarda ise bu gelenek daha da yaygındı; Romalı askerlerin hapşıran kişiye selam vermesi ordu kuralıydı, sıradan insanlar ise hapşırdıktan sonra baş tanrı Jüpiter’e sığınırdı.
Papa Gregory’nin 600 yılındaki kararnamesi
Hapşırığa verilen tepkinin bugün bildiğimiz şeklini almasında belirleyici olay, 6. yüzyılın sonlarında yaşandı. 590 yılında papalık makamına çıkan I. Gregory (Büyük Gregory olarak da bilinir), Avrupa’yı kasıp kavuran veba salgınıyla mücadele ettiği bir dönemde önemli bir kararname yayımladı.
Vebanın erken belirtilerinden birinin şiddetli hapşırık nöbetleri olduğu biliniyordu. Tarih kaynaklarına göre Papa Gregory, yaklaşık 600 yılı civarında, hapşıran her kişiye bir dua veya kutsama sözü söylenmesini emretti. Bu kararnameyle birlikte hapşıran kişiye “Tanrı seni kutsasın” denilmesi zorunlu hale getirildi. Hatta o kadar ileri gidildi ki, hapşıranın çevresinde bu sözü söyleyecek kimse yoksa, kişinin kendi kendine “Tanrı yardımcım olsun” demesi tavsiye edildi.
14'üncü yüzyıl vebası
Papa Gregory’nin kararnamesi geleneğin temelini atsa da “Çok yaşa” ve türevlerinin toplumun her katmanına yayılması ve kökleşmesi 14’üncü yüzyıldaki kara ölüm (büyük veba salgını) ile oldu. 1300’lü yıllarda Avrupa’yı tekrar kasıp kavuran veba salgını sırasında hastalarda sık sık hapşırma görülüyordu.
O dönemde insanlar hapşırmayı bir hastalık belirtisi olarak gördükleri için, hapşıran kişinin hayatta kalması bir teselli ve sevinç kaynağıydı. Hapşıran kişiye yöneltilen iyi dilekler, aslında “Bu hastalığı atlattın, inşallah uzun yaşarsın” anlamına geliyordu. Bu dönemde Papa VII. Gregory’nin (bazı kaynaklarda karışıklık olsa da asıl kararname I. Gregory’ye atfedilir) insanlardan hapşıran kişilere “Tanrı seni korusun” sözünü söylemelerini istemesiyle gelenek iyice pekişti.
Bilimsel gerçeklik: Kalp gerçekten duruyor mu?
Geleneğin bu kadar yaygınlaşmasının ardında yatan bir başka etken de, hapşırığın vücut üzerindeki etkileriyle ilgili eski çağlardan beri süregelen inanışlar. Hapşırma sırasında kalbin ve birçok vücut faaliyetinin çok kısa süreliğine duraksadığı biliniyor. Ancak uzmanlar, normal bir vücut fonksiyonu olarak hapşırmanın kalpte tehlikeli uzun duraklamalara neden olmadığını belirtiyor.
Eski çağlarda bu biyolojik gerçek bilinmese de hapşırığın kalbi durdurduğu yönündeki yaygın inanış, geleneğin güçlenmesinde önemli rol oynadı. Yüksek tansiyon ve kalp hastalarının hapşırırken risk altında olması ve hapşırığı tutmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmesi (felç gibi), bu endişeleri haklı çıkarır nitelikte.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et