Gümüşhane'de vahşi madencilik gerçeği masaya yatırıldı
TEMA verilerine göre Gümüşhane'deki maden ruhsat sahası oranının yüzde 93'e ulaştığını belirtilen panelde, madenciliğin su kaynaklarını, tarımı, turizmi ve tarihi mirası tehdit ettiğine dikkat çekildi.
Fotoğraf: Osman Akkuş
Özer Akdemir
[email protected]
Gümüşhane – Gümüşhane Kültür ve Sanat Derneği ile Gümüşhane Çevre Platformu iş birliğiyle düzenlenen farkındalık paneli, Gümüşhane Üniversitesi Mustafa Çalık Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Çok sayıda meslek, çevre örgütü temsilcisinin, siyasi parti temsilcisinin ve vatandaşın katılım sağladığı bu etkinlikte, madencilik faaliyetlerinin çevresel, hukuki, ekonomik, toplumsal ve tarihi boyutları ele alındı. Panelin açılışında konuşan moderatör Sabri Şenel, TEMA Vakfının verilerine göre Gümüşhane'deki ruhsatlılık oranının yüzde 93 seviyesine ulaştığını belirterek bu konunun her kesim tarafından sahiplenilmesi gerektiğini söyledi. Şenel, bu şehrin havasını soluyan, suyunu içen ve ekmeğini yiyen insanların bu meseleyi gündemlerine almaları gerektiğini vurguladı.
Vahşi madencilik sadece çevresel değil sosyal bir sorundur
Panelin ilk konuşmacısı olan Polen Ekoloji Kolektifi üyesi Levent Büyükbozkırlı, vahşi veya sömürge madenciliği kavramlarının sadece çevresel bir tahribatla sınırlı kalmadığını, meselenin derin ekonomik, sosyal ve siyasi boyutları olduğunu belirtti. Büyükbozkırlı konuşmasında, vahşi madenciliği yüksek hacimli kazıların yapıldığı, atıkların doğaya bırakıldığı ve kamu yararından ziyade şirket karlarının gözetildiği bir sistem olarak tanımladı. Gümüşhane'de yüzlerce hektarlık alanın maden ruhsatlarıyla kuşatılmış durumda olduğunu vurgulayan Büyükbozkırlı, köylerin, ormanların ve su kaynaklarının bu ruhsat alanlarının içerisinde kaldığını söyledi. Sunumunda Gümüşhane haritalarını da paylaşan Büyükbozkırlı, Torul ve Kürtün başta olmak üzere ormanlık alanlar ile yaylaların ruhsat sahaları içerisinde kaldığına dikkat çekti.
“Dağların çökerse şehirler göçer”
Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu ise sömürge madenciliğinin devlet, firmalar ve halk üzerindeki kümülatif etkilerini paylaştı. Gümüşhane dağlarının bölgenin su kuleleri olduğunu belirten Kurdoğlu, iklim değişikliğinin ve azalan kar yağışlarının yarattığı su kıtlığı riskine dikkat çekti. Konuşmasında, iklim değişikliğiyle mücadele edilen bu dönemde orman örtüsünü ve su kaynaklarını korumanın yaşamsal önem taşıdığını vurgulayan Kurdoğlu, vahşi madenciliğin sadece toprağı değil, su rejimini ve ekosistemi de yok ettiğini ifade etti. Kurdoğlu, Doğu Karadeniz'in eşsiz endemik çeşitliliğinin ve geleceğin maden projeleri uğruna riske atılamayacağını dile getirdi. Dinleyicilere, vahşi olmayan bir madencilik faaliyetinin bulunmadığını belirterek “dağlar çökerse şehir göçer” uyarısıyla doğal alanların mutlaka korunması gerektiğini vurguladı.
Fotoğraf: Osman Akkuş
Yurttaşların haklarını savunabilmesi için ÇED süreçleri kritik önem taşıyor
Çevre hukukundaki anayasal haklar ile Gümüşhane'deki maden davalarını değerlendiren hukukçu Av. Ali Haydar Dereli, çevre hukukunun temel amacının sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını korumak olduğunu anlattı. Dereli, madenciliğe tamamen karşı olmadıklarını ancak madenlerin çevreye ve insan yaşamına zarar vermeden işletilmesi gerektiğini savundu. Anayasa'nın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına aldığını hatırlatan Dereli, çevre hakkının anayasal ve vazgeçilmez bir hak olduğuna işaret etti.
“Vahşi madenciliğin yapıldığı bölgelerde turizmin olamaz”
Kürtün Çevre Platformu Başkanı Salim Koca da Kürtün ve çevresindeki ormanların, meraların, su kaynaklarının ve köylerin yoğun şekilde maden sahasına dönüştürüldüğünü kaydetti. Koca, geçmişteki vahşi madencilik uygulamalarının çevreye verdiği zararların sahada kolayca görülebildiğini anlattı. Kürtün'deki muhtarlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla yaptıkları görüşmelerin yanı sıra Gümüşhane Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü ile de konuyu değerlendirdiklerini aktaran Koca, bilim insanlarının görüşlerinin kendi kaygılarını doğruladığını belirtti. Bölgenin su kaynakları, yaylaları ve turizm potansiyeliyle alternatif istihdam alanlarına sahip olduğunu hatırlatan Koca, vahşi madenciliğin olduğu yerde turizmin olamayacağını söyledi.
Fosil yatakları ve tarihi miras madenlerin gölgesinde kalıyor
Tarihçi Musa Şahin ise madencilik projelerinin kentin kültürel mirası, doğal yaşam alanları, habitatı ve yaban hayatı üzerindeki tahribatına değindi. Kendi köylerinde karşılaştıkları maden projesini yürüttükleri bilimsel çalışmalar, dilekçeler ve hukuki başvurular sayesinde durdurmayı başardıklarını aktaran Şahin, bu mücadelenin sadece kendilerinin değil, çocuklarının ve gelecek nesillerin mücadelesi olduğunu ifade etti. Gümüşhane'nin çok zengin fosil yataklarına ve arkeolojik sit alanlarına ev sahipliği yaptığını söyleyen Şahin, özellikle Gökdere'deki fosil çalışmalarının sürmesi durumunda kentin önemli bir açık hava müzesine kavuşabileceğini anlattı. Maden şirketlerinin ÇED ve ruhsat süreçlerinde bölgeye ait olmayan bitki ve su analizlerine yer vererek çeşitli usulsüzlükler yaptıklarını savunan Şahin, halkı korumak adına verdikleri bu zorlu mücadelede 11 ayrı davayla karşı karşıya kaldıklarını ancak yollarından asla dönmeyeceklerini belirtti.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et