İskender’in zafer kazandığı nehir susuzluğa mahkum ediliyor
Çanakkale’deki Kocabaş Çayı’nın su kaynaklarının Halilağa Bakır-Altın Madeni projesine tahsis edilmesi, 65 köyün tarımsal üretimini, yerel ekosistemi ve içme suyu varlığını ciddi bir kuraklık ve çevre tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.
Fotoğraf: Halilağa maden sahası drone fotoları/Ramazan Emiroğlu
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale - Kocabaş Çayı, antik çağdaki adıyla Granikos, Kaz Dağlarından doğup Çan ve Biga ilçelerinden geçerek Karabiga'da Marmara Denizi'ne dökülüyor. Yaklaşık seksen kilometrelik uzunluğa sahip olan akarsu, antik dönemde Büyük İskender'in Perslere karşı kazandığı büyük zaferle tarih sayfalarında önemli bir yer tutuyor. Tarihsel geçmişinin yanı sıra nehir, Çan ve Biga ilçelerindeki tarımsal üretim ile hayvancılık faaliyetleri için yaşamsal bir önem taşıyor. Biga Ovası'nı sulayan akarsu, geçtiği güzergah boyunca çok sayıda köyün en temel can suyu kaynağını oluşturuyor.

Bin hektarlık sulak alan ve barajlar tehlikede
Kocabaş Çayı'nın kollarından olan Gümüşçay, diğer adıyla Hoşap Çayı üzerinde Taşoluk Barajı yükselirken, bir diğer kolu olan Uzundere üzerinde ise Bakacak Barajı bulunuyor. Bölge tarımı açısından kritik öneme sahip olan bu barajlar, özellikle kurak yaz aylarında tarım arazilerinin sulanmasında kullanılıyor. Akarsuyun denize döküldüğü Karabiga bölgesindeki Kocabaş Çayı Deltası ise bin elli hektarlık alanıyla ulusal düzeyde tescillenmesi önerilen mahalli sulak alanlar arasında yer alıyor. Sazlık ve bataklık habitatlarıyla kaplı bu delta, çok sayıda su kuşunun beslenmesi, üremesi ve sığınması için eşsiz bir doğal ortam sunuyor.

Köylünün suyu holdingin havuzuna akıyor
Bölgenin bu can damarı, son dönemde Cengiz Holding bünyesindeki Truva Bakır firmasının Halilağa Bakır-Altın Madeni projesi nedeniyle büyük bir tehditle karşı karşıya kalıyor. Şirket ile Devlet Su İşleri arasında yapılan protokoller kapsamında, maden sahasını beslemek üzere inşa edilecek göletlere su sağlamak amacıyla Kocabaş Çayı üzerine bir regülatör kurulması ve suyun boru hatlarıyla madene taşınması planlanıyor. Resmi verilere göre, maden sahasındaki işlemler için yıllık 4 milyon 100 bin metreküp proses suyu ayrılırken, bu miktar çevre köylerin tarımsal sulaması için bırakılan 1 milyon 521 bin metreküp suyun yaklaşık 2,7 katına ulaşıyor. Havzadaki su kaynaklarının %67’sinden fazlasının madene tahsis edilmesi, halihazırda kuraklık çeken ve sulama kısıtlamalarıyla karşılaşan altmış beş köyün susuz kalması riskini doğuruyor. Bölge sakinleri ve yaşam savunucuları, kamu kaynaklarıyla inşa edilen göletlerin bir maden şirketine verilmesini büyük bir haksızlık ve bölgenin idam fermanı olarak yorumluyor.

Geleceğimizi kurutacak zehirli tehlike
Suyun maden sahasına pompalanması sadece susuzluk yaratmakla kalmayıp ciddi ekolojik ve çevresel riskleri de beraberinde getiriyor. Doğal akışının değiştirilmesi ve kilometrelerce uzunluktaki boru hatlarıyla taşınması, nehir ekosistemindeki biyolojik çeşitliliği ve su samuru gibi koruma altındaki türleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Ayrıca maden sahasındaki patlatmalar sonucu havaya yayılacak tonlarca tozu bastırmak için devasa miktarlarda temiz suyun harcanacak olması su krizini tırmandırıyor. En büyük tehlikelerden biri de atık barajı dolgusu eteklerine yakın bir kanala taşınarak yatağı değiştirilen Çamrak Deresi üzerinden şekilleniyor. Maden atık barajından sızabilecek asit, siyanür ve diğer tehlikeli kimyasalların bu su sistemine karışarak hem yeraltı hem de yüzeysel su kaynaklarını zehirlemesinden endişe ediliyor. Köylüler, maden sahasının evlerinin hemen yakınında olmasından, dinamit gürültülerinden ve İliç maden felaketine benzer bir çökme veya çevre felaketi yaşamaktan derin endişe duyduklarını belirtiyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et