Fransa’da seçim yaklaşırken merkez panikte, sol ise bölünmeyi aşamıyor
2027 seçimlerine giderken Fransa’da yaşanan yalnızca bir aday yarışı değil, aynı zamanda Macron sonrası dönemde merkezin, sosyal demokrasinin, radikal solun ve aşırı sağın yeniden konumlandığı kapsamlı bir siyasal mücadele.
Fotoğraf: Ulusal Birlik (RN) Facebook sayfası
Ali Rıza Yıldırım
Strasbourg - Fransa’da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken siyasi partiler ve olası adaylar arasındaki hareketlilik artıyor. Ancak tartışmaların merkezinde programlar ya da toplumsal sorunlara yönelik çözümlerden çok, “İkinci tura kim kalacak?” sorusu bulunuyor.
Eski Başbakan ve Demokratik Hareket (MoDem) Lideri François Bayrou’nun son çıkışları da bu kaygının bir yansıması. Bayrou, ikinci turda aşırı sağcı Marine Le Pen ile sol Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Lideri Jean-Luc Mélenchon’un karşı karşıya gelmesi ihtimalini merkez siyaset açısından bir “felaket senaryosu” olarak görüyor. Bu nedenle sosyal demokratlardan sağa kadar uzanan geniş bir ittifak ve ortak aday fikrini savunuyor.
Ancak bu çağrı, aynı zamanda Macron sonrası dönemde merkezin yaşadığı siyasal krizi de ortaya koyuyor. Eski Başbakanlar Édouard Philippe, Gabriel Attal ve diğer merkez figürler arasında süren rekabet, merkez blokta şimdilik ortak bir liderlik oluşturulamadığını gösteriyor. Mevcut adalet bakanı olan ve aday olması beklenen Darmanin’in “daha fazla dağılmama” gerekçesini öne sürerek merkez sağ ve liberal-muhafazakar çizgiyi temsil eden Eduard Philippe’e açıkladığı destek de bu parçalanmış görüntüyü ortadan kaldırmış değil.
Solda da tablo farklı değil
Benzer bir parçalanma sol cephede de yaşanıyor. Yeşillerin Lideri Marine Tondelier, adaylığını üç ay önce açıklamış olmasına rağmen bugün hâlâ tüm sol güçleri ortak bir tartışma ve uzlaşı zemini oluşturmaya çağırıyor.
Ancak solun ortak aday çıkarma yönündeki girişimleri şimdiye kadar beklenen sonucu vermedi. Özellikle “LFI’sız bir ortak aday” formülünün başarısızlığa uğraması, solun ne kadar parçalı bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Sosyalist Partinin (PS) Yeni Halk Cephesi içerisindeki tutarsız tutumu ile parti içindeki bazı isimlerin Mélenchon karşıtı pozisyonları da birlik arayışını zayıflatıyor.
Bir tarafta Mélenchon’un temsil ettiği halkçı ve mücadeleci sol, diğer tarafta ise Sosyalist Parti, Yeşiller ve Raphaël Glucksmann’ın temsil ettiği sosyal demokrat merkez sol bulunuyor. Her ne kadar tüm kesimler aşırı sağın yükselişine karşı birlik çağrısı yapsa da, bu birliğin hangi siyasi çizgi etrafında şekilleneceği konusunda derin görüş ayrılıkları devam ediyor.
Bu nedenle hem merkezde hem de solda aynı kaygı öne çıkıyor: Çok sayıda adayın yarışması halinde oylar bölünebilir ve sonuçta bu siyasi ailelerin hiçbiri ikinci tura kalamayabilir. Bu durum ise aşırı sağın önünü daha da açabilecek bir senaryo olarak görülüyor.
‘Dış müdahale’ tartışmaları
Seçim atmosferinde öne çıkan başlıklardan biri de sosyal medya üzerinden yürütüldüğü iddia edilen “dış müdahale ve dezenformasyon” kampanyaları.
Fransız kurumları ve bazı medya kuruluşları zaman zaman Rusya ve Israil bağlantılı ağların sosyal medya üzerinden siyasi tartışmaları etkilemeye çalıştığını öne sürüyor. Ancak bu tartışmaların önemli bir bölümü kamuoyunda abartılı bulunuyor. Özellikle sosyal medyada dile getirilen birçok “dış müdahale” iddiası, somut etkileri açısından oldukça sınırlı kalırken, bazı durumlarda kanıt düzeyi de tartışmalı oluyor.
Buna rağmen merkez siyasetin bazı isimleri bu konuyu seçim tartışmalarının merkezine yerleştirmeye çalışıyor. Özellikle Raphaël Glucksmann ve Gabriel Attal gibi isimler, bu konuyu sık sık gündeme taşıyor. Elbette dijital propaganda faaliyetleri bütünüyle yok sayılamaz. Ancak Fransa’daki siyasal krizin temel nedenlerini dış aktörlerde aramak, ülkedeki ekonomik ve toplumsal sorunları görünmez kılıyor.
Nitekim işsizlik, hayat pahalılığı, kamu hizmetlerindeki gerileme, gelir eşitsizliği ve temsil krizi gibi sorunlar seçmen davranışlarını çok daha fazla etkiliyor. Buna karşın dış müdahale söylemi, kimi zaman merkez siyasetçilerin kendi başarısızlıklarını açıklamak veya kendilerine bir mağduriyet pozisyonu yaratmak için kullandıkları bir araç olarak da eleştiriliyor.
Asıl kriz içeride
Bugün Fransa’da yaşanan tabloyu yalnızca sosyal medya manipülasyonlarıyla ya da yabancı müdahalelerle açıklamak mümkün değil. Asıl sorun, geleneksel siyasi partilerin toplumsal tabanlarının zayıflaması ve seçmenlerin mevcut siyasal seçeneklere duyduğu güvensizlik.
Bayrou birlik çağrısı yapıyor, Philippe merkez sağın liderliğini hedefliyor, Attal “Macronculuğun” mirasını sahiplenmeye çalışıyor aynı zamanda Macron’dan farklı olduğunu gösterme çabasında. Glucksmann, LFI’den uzak sosyal demokrat seçmeni etrafında toplamayı hedeflerken, Tondelier ekolojist solu bir araya getirmeye çalışıyor. Mélenchon ise kendi çizgisini koruyor. Bütün bunların karşısında ise aşırı sağ, Le Pen etrafında görece daha bütünlüklü bir görüntü veriyor.
2027 seçimlerine giderken Fransa’da yaşanan yalnızca bir aday yarışı değil; aynı zamanda Macron sonrası dönemde merkezin, sosyal demokrasinin, radikal solun ve aşırı sağın yeniden konumlandığı kapsamlı bir siyasal mücadele. Ve bu mücadelenin merkezinde, dış güçler değil, Fransa’nın kendi toplumsal ve siyasal krizleri yer alıyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et