17.08.2026 00:25

‘Mesele sadece bina yenilemek değil, kentsel bütünlük’

17 Ağustos depreminin 27. yılında İstanbul’un kentsel dönüşüm karnesini değerlendiren ŞPO 2. Başkanı Özgürgün Gürbüz, deprem hazırlığının yalnızca bina yenilemeye indirgenemeyeceğini vurguladı.

‘Mesele sadece bina yenilemek değil, kentsel bütünlük’

Ahmed Ziya Aydın


17 Ağustos 1999 gecesi meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki Kocaeli-Gölcük merkezli deprem, Türkiye tarihinin en büyük yıkımlarından biri olarak kayıtlara geçti. 45 saniye süren sarsıntı, resmi verilere göre 18 binden fazla kişinin ölümüne, on binlerce yaralanmaya ve yaklaşık 300 bin yapının ağır veya orta derecede hasar görmesine neden oldu. İstanbul’da özellikle Avcılar, Küçükçekmece ve Bağcılar gibi bölgelerde yaşanan ağır yıkımlar ve can kayıpları, fay hattından öte yapı niteliği, zemin yapısı ve kentsel planlamanın hayati önemini ortaya koydu.

Aradan geçen 27 yılda İstanbul’u beklenen Marmara depremine hazırlamak amacıyla yürütüldüğü söylenen kentsel dönüşüm çalışmaları ise hız kazandı. Ancak dönüşümün kenti afete ne ölçüde hazırladığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Şehir Plancıları Odası (ŞPO) 2. Başkanı Özgürgün Gürbüz, İstanbul’da yürütülen kentsel dönüşüm projelerini, bu projelerin denetim süreçlerini ve altyapı kapasitesini değerlendirdi.

‘Uygulama ve koordinasyon sorunu var’

Kentsel dönüşüm ile deprem riskinin azaltılmasının aynı şey olarak görülmemesi gerektiğini belirten Özgürgün Gürbüz, riskli yapıların yenilenmesinin hazırlığın yalnızca bir parçası olduğunu vurguladı. Deprem riskinin, tek tek yapıların dayanıklılığından çok daha geniş bir kentsel mesele olduğunu söyleyen Gürbüz, “İstanbul’un depreme hazırlanması konusunda 1999’dan bu yana çeşitli çalışmalar yapıldı. 2002 tarihli Japon Uluslararası İş Birliği Ajansı (JICA) çalışması mahalle ölçeğinde bina ve altyapıların hasar görebilirliğini incelemiş, 2003 İstanbul deprem master planı ise yapıların yanı sıra imar uygulamaları, altyapı, finansman, hukuk, eğitim ve afet yönetimi gibi çok sayıda başlığı birlikte ele almıştı. Bugün hâlâ bu çalışmaların işaret ettiği temel sorunların önemli bir bölümünü tartışıyor olmamız, meselenin teknik bilgi eksikliğinden çok uygulama ve koordinasyon sorunu olduğunu gösteriyor” dedi.

Dönüşümün başarısının sadece yenilenen bina sayısıyla ölçülemeyeceğine değinen Gürbüz, “Hangi binaların önceliklendirildiği, yüksek riskli bölgelerde dönüşümün ne hızla ilerlediği, altyapının ve ulaşım sisteminin nasıl güçlendirildiği, nüfus yoğunluğunun nasıl değiştiği ve afet sonrasında kentin nasıl işleyeceğinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Aksi halde bina ölçeğinde başarılı görünen ama kent ölçeğinde eksik kalan bir dönüşüm ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı.

‘Depreme dayanıklı konut kamu politikası olmalı’

Gürbüz, kentsel dönüşüm süreçlerinde verilen destekler açısından geçmişe oranla ciddi artışlar olduğunu söylese de, çelişkili bir durum ortaya çıktığını belirtiyor: “Yarısı bizden kampanyasında hibe, kredi ve tahliye desteğiyle toplam 1 milyon 875 bin TL’lik destek sağlanıyor. Gelir ve kredi puanı şartı aranmaması da önemli bir avantaj. Ayrıca 6306 sayılı Yasa kapsamındaki uygulamalarda kira yardımı gibi mekanizmalar var. Fakat burada yalnızca desteğin miktarına değil, yurttaşların gerçekte üstlenmek zorunda kaldığı toplam maliyete bakmamız gerekiyor.”

Özellikle düşük ve orta gelir grubundaki yurttaşlar açısından yeni yapı maliyetinin destek tutarını aşan bölümünün ciddi bir finansman yük yaratabileceğini söyleyen Gürbüz, “Sonuçta bir tarafta deprem riski nedeniyle dönüşmek zorunda olan bir yapı var, diğer tarafta bu dönüşümün maliyetini karşılamak zorunda olan bir hane var. Yurttaşların gelirini, borçluluk durumunu ve geçici barınma maliyetini dikkate almayan bir model kağıt üzerinde destekli görünse de uygulamada bazı kesimleri dönüşümün dışında bırakabilir. 6 Şubat depremleri sonrasında da gördüğümüz üzere afetlerin sosyal ve ekonomik etkileri yalnızca yapıların yıkılmasıyla sınırlı kalmıyor; insanların barınma, gelir ve gündelik yaşam düzenleri de ciddi biçimde etkileniyor” diye görüşlerine devam etti.

“Depreme dayanıklı konut bir piyasa malı olmaktan çıkarılıp temel bir kamu politikası hedefi olarak ele alınmalı” ifadelerini kullanan Gürbüz, desteklerin gelir düzeyine, mülkiyet durumuna ve bölgesel maliyetlere göre daha kapsayıcı hale getirilmesi gerektiğini söyledi.

‘Kamunun denetim rolü güçlü olmalı’

Projelerin denetimini konusunda değerlendirmelerini paylaşan Gürbüz, “Burada iki farklı denetim alanını birbirinden ayırmak gerekiyor. Birincisi, yapının teknik olarak mevzuata ve deprem yönetmeliğine uygun inşa edilip edilmediğini denetleyen yapı denetim sistemi; ikincisi ise dönüşümün planlama, ruhsat, mülkiyet, imar ve kamu yararı boyutunu denetleyen idari süreçler” dedi.

“Ancak bizim açımızdan tartışılması gereken nokta, denetimin yalnızca binanın teknik açıdan doğru yapılmasıyla sınırlı kalmaması. Bir kentsel dönüşüm projesinin depreme dayanıklı olması, aynı zamanda doğru yerde, doğru yoğunlukta ve mevcut kentsel altyapının kapasitesiyle uyumlu olması anlamına geliyor.”

‘Binalardan sağ çıkmak yetmez, afet sonrası kentin çalışması gerek’

Bir kentin depreme hazır hale getirilmesiyle ilgili ise “Deprem olduğu anda insanların yalnızca binalardan sağ çıkması yeterli değil. Sonrasında kentin çalışmaya devam etmesi gerekiyor. İnsanların güvenli şekilde tahliye edilebilmesi, sağlık hizmetlerine ulaşabilmesi, arama-kurtarma ekiplerinin bölgeye girebilmesi, temiz suya, elektriğe ve iletişime erişimin sürdürülebilmesi gerekiyor. 6 Şubat 2023 depremleri yıkılan binaların ötesinde yolların, altyapının, enerji ve haberleşme sistemlerinin ne kadar kritik olduğunu gördük” diyen Özgürgün Gürbüz, İstanbul açısından da deprem hazırlığının yalnızca yapı güvenliği üzerinden tarif edilmemesi gerektiğini söyledi.

1999’dan bu yana 4708 sayılı Yapı Denetimi Kanunu, 6306 sayılı Yasa ve 2018 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ile yasal çerçevenin oluşturulduğunu belirten Gürbüz, yapılması gerekenleri “Sorun artık ‘Ne yapacağımızı bilmiyoruz’ noktası değil. İstanbul için risk analizleri, planlar, mevzuat ve teknik kapasite önemli ölçüde mevcut. Asıl sorun bunların bütünlüklü, sürekli ve yeterli hızda hayata geçirilebilmesi” ifadeleriyle özetledi.

‘İhtiyacımız olan bütüncül kamu politikası’

Gürbüz, çözüm için atılması gereken somut adımları ve öncelikleri sıralayarak sözlerini tamamladı:

“Riskli yapıların tespit edilip dönüştürülmesinin yanında; altyapının güçlendirilmesi, tahliye koridorlarının güvence altına alınması, toplanma alanlarının korunması ve enerji-su-haberleşme sistemlerinin afet senaryolarına göre güçlendirilmesi gerekiyor. Bunun da parçalı projeler şeklinde değil, bütüncül bir kent politikası olarak yürütülmesi şart.”

“Dönüşümün maliyetini yalnızca yurttaşın ve özel sektörün üzerine bırakan bir model sürdürülebilir değil. Kamu kaynaklarının en riskli ve ekonomik açıdan en kırılgan bölgelerde daha fazla kullanıldığı bir dönüşüm politikasına ihtiyaç var. İhtiyacımız olan şey yeni bir rapor daha hazırlamak değil; kamu kurumları arasında koordinasyon sağlayan ve kent ölçeğinde uygulanabilir bir dönüşüm programını hayata geçirmek. İstanbul’un depreme hazırlığı bir inşaat faaliyeti değil; uzun vadeli bir şehircilik ve kamu politikası meselesidir.”

202 milyar TL’lik ‘deprem vergisi’

17 Ağustos depreminde temmuz 2010 tarihli rapora göre, 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. Yaklaşık 200 bin kişi evsiz kaldı, 66 bin 441 konut ve 10 bin 901 iş yeri yıkıldı. Depremden 16 milyona yakın kişi farklı düzeylerde etkilendi, 285 bin 211 konut ve 42 bin 902 iş yerinde hasar tespit edildi.

Depremin hemen ardından getirilen “geçici deprem vergisi” kalıcı oldu. Dönemin Maliye Bakanlığının TBMM’ye verdiği resmi rakamlara göre; 1999-2000 sonunda deprem için 2,333 katrilyon TL finansman sağlandı. Bunun içerisinde ek vergiler, bedelli askerlik, bağışlar ve dış finansman bulunuyordu. 2004’ten itibaren ise geçici vergiler büyük ölçüde sona erdi ve özel iletişim vergisi (ÖİV) kalıcı hale getirildi. ÖİV “Sadece deprem için kullanılacak ayrı bir fonda tutulması” şeklinde planlanmadı. Dolayısıyla vergilerin nereye harcandığı sadece yapılan açıklamalarla anlaşıldı. Örneğin 2011’de dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek toplanan paraların eğitim, duble yollar, sağlık harcamalarında kullanıldığını belirtmişti.

2002 yılından 2026’nın ortasına kadar yaklaşık 202 milyar TL özel iletişim vergisi toplandı. Bu tutarın enflasyondan arındırılmış hali yaklaşık olarak 1.8 trilyon TL’ye denk geliyor.

Tüm riskli konutlar kamusal olarak yeniden inşa edilebilirdi

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının verilerine göre 2026’da konut tipi yapılarda metrekare maliyeti 19 bin 800 TL. 16 daireden oluşan, 4 katlı bir bina için (Bina ortalama 2 bin metrekare üzerinden düşünüldüğünde) daire başı maliyet 2 milyon 475 bin TL oluyor.

İstanbul’da bulunan yaklaşık 8 milyon bağımsız birimin 1.5 milyonunun riskli olduğu tahmin ediliyor. Bu 1.5 milyon riskli konutun yerine yenisini yapmanın maliyeti ise ortalama 3 trilyon 712 milyar TL. Yani deprem için çıkarılmış vergilerin tek kalemi bile İstanbul’daki riskli konutların yarısının kamu kaynakları ile dönüştürülmesini sağlayabilir.

Ya da örneğin sadece 2025 yılında merkezi bütçeden faiz gideri 2 trilyon 54 milyar 382 milyon TL, 1 trilyon 270 milyar 455 milyon TL olarak gerçekleşti. Yine sadece iki senelik faiz giderleriyle İstanbul’daki riskli konutların tümü kamusal olarak yeniden inşa edilebilirdi.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
16.08.2026 13:27 / Güncelleme: 14:11

Samandağ’da 'Emperyalizmin Savaş Alanı Ortadoğu' paneli: 'Savaş cepheden çıkıp gündelik hayata sızıyor'

Samandağ 6. Kitap Fuarı’nda düzenlenen panelde Ortadoğu’daki çatışmaların Türkiye’ye ve gündelik yaşama etkileri; emperyalist rekabet, küresel enerji piyasalarındaki maliyetler ve bölgesel siyasi dinamikler ekseninde ele alındı.

Samandağ’da 'Emperyalizmin Savaş Alanı Ortadoğu' paneli: 'Savaş cepheden çıkıp gündelik hayata sızıyor'

Fotoğraf: Evrensel

16.08.2026 15:04

Akın Gürlek orman yangını soruşturmalarının bilançosunu paylaştı

Adalet Bakanı Akın Gürlek son haftada meydana gelen 10 orman yangınıyla ilgili başlatılan soruşturmalar hakkında paylaşım yaptı. 64 orman yangınına ilişkin toplam 43 şüpheli tespit edildiğini aktardı.

Akın Gürlek orman yangını soruşturmalarının bilançosunu paylaştı

Fotoğraf: DHA

16.08.2026 17:48 / Güncelleme: 17:59

MTV tahsilatında rekor kırıldı, Şimşek teşekkür etti

MTV'de 2'inci taksit döneminde 42,8 milyar TL tahsil edilerek tüm zamanların rekoru kırıldı. Ocak ve temmuz toplamı 98 milyar TL'yi aştı. Bakan Şimşek, vergisini zamanında ödeyen mükelleflere teşekkür etti.

MTV tahsilatında rekor kırıldı, Şimşek teşekkür etti

Fotoğraf: DHA

16.08.2026 12:32 / Güncelleme: 13:30

Yeni Partili Özgür Karabat'tan üretim uyarısı: Sıcak paraya dayalı modelin bedeli çok ağır olur

Özgür Karabat, uygulanan yüksek faiz, sıkı kredi ve Türk lirası politikasının sanayi üretimini zayıflattığını belirterek, “Türkiye bilinçli biçimde üretimden çıkarılıyor. Bunun yalnızca ekonomiye değil, ülkemize de bedeli çok ağır olur” dedi.

Yeni Partili Özgür Karabat'tan üretim uyarısı: Sıcak paraya dayalı modelin bedeli çok ağır olur

Fotoğraf: elifalpar/Pixabay

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!