‘Sadece silahların sustuğu değil, hakkımızı alabildiğimiz bir barış istiyoruz’
Bölgedeki işçiler, TBMM’deki çerçeve yasayı eksik bulsalar da barışa katkısı nedeniyle desteklediklerini ancak kalıcı barış, güvenceli istihdam ve sömürü koşullarının olmadığı bir geleceğin ancak örgütlü mücadeleyle sağlanabileceğini dile getirdi.
Fotoğraf: Evrensel
Umut Yeğin
Van, Diyarbakır ve Şırnak’ta çeşitli iş kollarında çalışan işçilerle TBMM’de kabul edilen çerçeve yasayı ve bundan sonrasına dair beklentilerini konuştuk. İşçiler kanunun Kürt meselesinin çözümü için yetersiz olduğunu ancak yine de barışa hizmet edebilmesi için desteklediklerini söylüyor. Sürecin başından beri patron temsilcilerinin istihdam, yatırım ve kalkınma taleplerini değerlendiren işçiler, “Yatırım yapılırsa işçiye ne düşecek?” sorusunu soruyor. Barışa en çok işçilerin ihtiyaç duyduğunu söyleyen işçiler, “Barış geldi diye sermaye kendiliğinden işçiye daha fazla pay vermeyecek. İşçi örgütlü olacak, hakkını isteyecek” diyor.
‘İşçinin hakkını arayabilmesi için de demokrasi gerekiyor’
Van’dan Karayolları İşçisi Furkan Demir, barışın gelmesiyle işçinin ücretinin ertesi gün artmayacağını, demokratik hakların kazanılmasıyla işçilerin hak arama mücadelesi açısından ilerleme olabileceğini söylüyor: “Ben bir işçi olarak barışa sadece ‘Ücretimiz artacak mı, iş imkanı çoğalacak mı?’ diye bakmıyorum. Elbette bunlar önemli. Hepimiz daha iyi koşullarda yaşamak istiyoruz. Ama işçi dediğimiz insan sadece fabrikaya, şantiyeye ya da iş yerine gidip gelen bir insan değil.” Kürt meselesinin demokratik yollarla konuşulabildiği, insanların düşüncesi ve kimliği nedeniyle baskı görmediği bir ortam istediğini belirten Demir, “İşçi olarak hak ararken ben de zaman zaman resmi makamların hukuksuz uygulamalarıyla karşı karşıya kaldım. O yüzden demokrasi dediğimiz şey benim için soyut bir mesele değil. İşçinin de hakkını özgürce arayabilmesi için demokrasi gerekiyor” diye konuştu.
‘İşçiye kendiliğinden bir şey düşmez’
Sürecin tamamlanmadığını ve katedilmesi gereken çok yol olduğunu belirten Demir, “Her şey çözüldü demiyorum, daha yolun başındayız. Ama uzun yıllardan sonra çatışmanın kalıcı biçimde geride bırakılması ve demokratik çözüm ihtimalinin bu kadar güçlü konuşulmasını önemli buluyorum. Barışın gelmesi işçinin maaşını ertesi gün yükseltmez tabii. Ama çatışmanın olmadığı, demokratik siyasetin güçlendiği, insanların haklarını daha rahat savunabildiği bir ortam oluşursa bunun ekonomik ve sosyal hayata da etkisi olur” değerlendirmesini yaptı.
Sömürü koşullarının olmaması için işçilerin örgütlü olması gerektiğini vurgulayan Demir, “Barış geldi diye sermaye kendiliğinden işçiye daha fazla pay vermeyecek. İşçi örgütlü olacak, hakkını isteyecek. Barış ortamında da sınıf mücadelesi devam edecek” dedi. Demir, istediği barışı ise şöyle tarif etti: “Sadece silahların sustuğu değil; insanların kendini daha özgür hissettiği, hakkını daha rahat aradığı, çocuklarımızın geleceğe daha umutlu baktığı ve emekçinin de bu ülkenin zenginliğinden hak ettiği payı alabildiği bir barış.”
Furkan Demir, barışın ve çatışmaların sona ermesinin herkesin istediği bir şey olduğunu belirterek, bölgeye yatırım yapılması, üretimin artması ve insanların kendi memleketlerinde iş bulmasının olumlu olduğunu söylüyor. Ancak bu kalkınmanın, istihdamın işçilere kendiliğinden bir refah getirmeyeceğine dikkat çeken Demir, “İşçi örgütlü değilse, hakkını aramıyorsa, mücadele etmiyorsa yaratılan zenginlikten alacağı payı yine başkaları belirler. Patron yatırım yapar, işletmesi büyür, üretim artar ama işçinin ücreti aynı yerde sayar. Daha fazla istihdam yaratılması da tek başına yeterli değil. Nasıl bir istihdam olacak? Güvenceli mi olacak, sendikalı mı olacak, işçi insanca bir ücret alabilecek mi, çalışma koşullarına söz söyleyebilecek mi? Bunlara bakmak gerekiyor. Yeni iş yerlerinde sendikal örgütlenmenin önünün açılması, güvenceli çalışma, insanca ücret ve iş güvenliği temel talepler olmalı. Yoksa ‘Yatırım geldi, kalkınma oldu’ denilir ama işçi yine yoksullukla baş başa kalır” diye vurguladı.
‘Kürt işçisi ucuz iş gücü olsun anlayışını kabul etmem’
Bölgesel asgari ücret tartışmalarına değinen Demir, bunun “ucuz iş gücü” anlamına geleceğinin altını çizdi: “Barıştan söz ederken Kürt illerindeki işçinin emeğini daha ucuz hale getirmeyi konuşmak çok yanlış olur. ‘Buraya yatırım gelsin, istihdam artsın’ deniliyor ama bunun şartı işçinin daha düşük ücrete çalışması olacaksa burada bir sorun var demektir. Van’da yaşayan insanın elektriği, doğal gazı, gıdası bedava değil. Buradaki işçinin çocuğunun ihtiyacı İstanbul’daki işçinin çocuğundan daha az değil. Biz neden aynı işi yapıp daha düşük ücret alalım? Bir bölgenin ekonomik olarak geri bırakılmış olması, orada yaşayan işçinin ücretini düşürmenin gerekçesi olamaz. Kürt işçisi ucuz iş gücü olsun, sermaye bunun üzerinden bölgeye gelsin anlayışını kabul etmem.”
‘Büyümeden benim cebime bir şey girmiyor’
Şırnak’ta petrol işçisi olarak çalışan Mehmet Kandemir ise barış gündeme geldiğinde sürekli yatırımdan, istihdamdan, büyümeden söz edildiğini belirterek, “Bu büyümeden ben nasibimi alamıyorum. Onların cebi para doluyor ama benim maaşım aynı. Her gün temel ihtiyaçlara zam geliyor. Madem samimiler o zaman bizim maaşımıza da zam yapsınlar. Ocak ayını beklemesinler” diye konuştu.
‘Taraflar bir masa etrafında toplanmalı’
Kandemir, Mecliste onaylanan kanun teklifinin Kürt meselesinin çözümüne dair bir katkı sunmayacağını belirtiyor ama şunları söylüyor: “Bu kanunu eksik bulsam da hiç yoktan iyidir diyorum. Ama çözüm olduğunu da düşünmüyorum. Yine de gerillanın gelip siyaset yapmasına, cezaevlerinden sınırlı sayıda da olsa siyasilerin serbest bırakılmasına vesile olabilir diye düşünüyorum.” Sürecin ilerleme biçimini ve Mecliste kurulan komisyonun çalışmasını eleştiren Kandemir, “Şimdi bu süreç sadece devlet, Cumhur İttifakı, İmralı arasında sürmemeli. Tüm siyasi partiler olmalı bu süreçte. İşçilerin sendikaları olmalı, akademisyenler olmalı, yoksulların sesi olmalı, asker-polis annesi olmalı, gerilla anneleri olmalı. Bunlar bir masa etrafında toplanırsa barış güvence altına alınır” diyor. Hâlâ gazetecilerin haber yaptığı için, siyasilerin iktidarı eleştirdiği için içeride olduğunu söyleyen Kandemir, “Bütün Kürt halkı bedel ödedi. Ödemeye de devam ediyor. Bu sorun çözülecekse somut adımların da atılması gerekir” diye belirtiyor.
‘Kurtarıcı beklememek lazım’
Bölgede zaten asgari ücretin altında çalıştırılan işçiler olduğunu ifade eden Kandemir, “Şimdi bu bölgesel asgari ücret ile yasal olmayan bu tutumu yasal hale getirecekler. Ben kesinlikle karşıyım” diyor. İşçilerin haklarını ancak mücadele ederek kazanabileceğini belirten Kandemir, “Biz hakkımızı aramazsak alamayız. Oturduğumuz yerden olmaz bu. Evrensel’den okuyoruz, ülkenin her yerinde hak arayan işçiler var. Madencisi var, metal işçisi var, öğretmeni var. Ses çıkarmamız lazım. Kurtarıcı beklememek lazım, adım atmamız lazım” diyerek mücadele çağrısı yapıyor.
‘Eşit işe eşit ücret ilkesi zedelenir’
Diyarbakır’dan adını vermek istemeyen bir gıda işçisi ise Mecliste onaylanan kanunu eksik bulsa da desteklediğini söylüyor: “Süreci eksik bulsam da olumlu buluyorum. Ama yeterli değildir. Şimdiye kadar ilk defa böylesi bir yasal düzenleme oldu. Yeterli olması için de bizim mücadeleye devam etmemiz gerekiyor.” Bölgesel asgari ücretin geçmişte de uygulandığını hatırlatan işçi, bunun adaletsiz olduğunu belirterek “Buradaki kira fiyatlarına bakın, batıdan ne farkı kaldı. Her şey ateş pahası... Zaten asgari ücret alabilen de şükrediyor haline.”
Van’dan Karayolları İşçisi Harun Adsaz ise bölgesel asgari ücretin yalnızca ekonomik açıdan değerlendirilmemesi gerektiğini, uygulamanın “İş barışını bozacağını ve huzurlu çalışma ortamını ortadan kaldıracağını” vurguluyor. Bölgesel asgari ücretin de ücret dengesizliği anlamına geleceğini ifade eden Adsaz, “İşçilerde slogan haline gelen ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesini zedeler” diyor.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et