Sanatçı Canan Maktal anlatıyor: 'Uğraştığımız her bir sanat dalı yenisinin kapısını açıyor'
Oyuncu, Yazar ve Kolaj Sanatçısı Canan Maktal ile oyunculuktan biyografi yazarlığına, kadın hikayelerinden resim çalışmalarına uzanan sanat yolculuğunu konuştuk.
Canan Maktal
Nuray Salman
[email protected]
Oyuncu, Yazar ve Kolaj Sanatçısı Canan Maktal, yıllardır sanatın farklı disiplinlerinde üretimini sürdürüyor. Yazdığı biyografilerle unutulmaya yüz tutmuş yaşam öykülerini gün yüzüne çıkarırken, resimlerinde renkler ve imgeler aracılığıyla yeni anlatılar kuruyor. Oyunculuk, yazarlık ve resim arasında kurduğu güçlü bağ, onun sanat anlayışını da besliyor. Canan Maktal ile çok yönlü sanat yolculuğunu, üretim disiplinini ve sanatın yaşamındaki karşılığını konuştuk.
Yazarlık, oyunculuk ve resim… Üçü de farklı ifade biçimleri olsa da ortak noktaları insanı anlatmaları. Siz kendinizi en çok hangisinde özgür hissediyorsunuz?
Aslında yedi sanat dalının birbirinden bağımsız olduğunu söyleyemeyiz. Bir şarkı dinler, çok etkilenir ve o şarkıdan bir şiir yazarsınız. Bir film izlersiniz, bir sahneden ya da karakterden çok etkilenirsiniz ve bu, size resim sanatının kapılarını açar. Sanat dalları birbirinden bağımsız değil, aksine birbirleriyle bir bütün. Gerçek bir sanatçı profesyonel olarak bir sanat dalıyla uğraşsa da diğer sanat dallarından etkilenmeli ve beslenmeli.
"Sanatın farklı dalları birbirini besliyor"
Küçükken sanatın her dalına büyük bir ilgim vardı. Yazıyla başladım, sonrasında resim ve en sonunda oyunculuk geldi. “Şu sanat dalıyla uğraşırken kendimi daha özgür hissediyorum” diyemem. Yaptığım her sanat dalında kendimi özgür ve mutlu hissediyorum. Sanat benim için gerçek dünyaya kapılarını kapatmak, içe dönmek… Bir terapi.
Biyografi yazarı olarak gerçek yaşamların izini sürüyor, ressam olarak ise onları kendi estetik dilinizle yeniden yorumluyorsunuz. Yazmak mı daha zor, resmetmek mi?
Ot Dergi’de “Kadın Hikâyeleri” başlığı altında, eril dünyada kendi düzenlerini kurmaya çabalayan ve bir şekilde kendini var eden kadınların hayat hikayelerini yazıyorum.
Resme ise her zaman büyük bir ilgim vardı. Ortaokul yıllarımda etkilendiğim ve “İleride bu tekniği mutlaka kullanmalıyım” dediğim kolaj tekniğini, yazdığım kadınların portre çalışmalarında kullansam nasıl olur fikriyle ortaya çıktı. Öncesinde bir tablo, beş tablo derken yirmi beş tablo oldu.
Bu çalışmalarımı Labirent Sanat, 2024 yılında ilk kişisel sergimi açmama vesile olarak taçlandırdı. 2025 yılında ise İzmir Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezinde ikinci sergimi açtım.
"Hayatını yazdığım kişiye dönüşmeye çalışıyorum"
Oyunculuk, bir karakterin ruhuna yaklaşmayı gerektiriyor. Bu deneyim, biyografi yazarlığınıza ve resimlerinize nasıl yansıdı?
Kendimi bildim bileli hayat hikayelerine çok meraklıyım. Biyografi filmleri izlemeyi, biyografi kitapları okumayı çok seviyorum. Hikayesini yazacağım bir kadının hayatını derinlemesine araştırıyorum. Onun yaşadığı dönemi, doğduğu çevreyi, hayatındaki dönüm noktalarını ve ona dair olan her şeyi okuyup izliyorum.
Aslında bir nevi o kişi ben oluyorum ve onu hissediyorum. Her birinin hayatı öyle büyüleyici ki bazen yazarken ağlıyorum.
Oyunculukta da bir karakteri canlandırırken onu derinlemesine araştırıp karakter analizi yaparız. Dedim ya, benim hayatımda uğraştığım her sanat dalı birbirine bağlı. Yazarlığın oyunculuğuma ve resimlerime büyük katkısı oluyor.
"Sanat hayatımda annemin etkisi büyük"
Eserlerinizde özellikle güçlü kadın hikayeleri dikkat çekiyor. Sizce tarih, kadınlara hak ettikleri yeri verdi mi; yoksa sanat bugün eksik bırakılan hafızayı tamamlayan bir alan mı?
Hepimiz bir kadınla yetişiyoruz. Benim sanat hayatımda annemin çok önemli bir yeri var. Dergi yazılarıma, “Tarih çoğunlukla erkeklerin hayatını, yaptıklarını, devrimlerini, zaferlerini anlatmış. Ben de tarihe kadınların zaferlerini, devrimlerini, başarılarını bırakayım” fikriyle başladım.
Ne yazık ki kadınlar tarih boyunca meslek hayatlarında erkekler kadar şanslı olamamış. Oy verme hakları ellerinden alınmış, okullarda okumaları yasaklanmış, kitap yazsalar bile erkek adıyla bastırabilmişler. Toplum tarafından biçilen roller yüzünden kadın eve kapatılıp iyi bir eş, iyi bir anne olmak zorunda bırakılmış.
Kolaj çalışmalarınızda parçaları bir araya getirerek yeni bir bütün oluşturuyorsunuz. Bu üretim biçimi, hayatın ve insanın parçalı hafızasını anlatmanın bir yolu mu?
Ablam Dilek Maktal Canko, ilk sergimde küratörlüğümü yapmış ve sergi üzerine çok güzel bir yazı kaleme almıştı. Sanırım sorunuzun tam karşılığı, ablamın güzel sözleri olacak: “Yırtılmış kâğıtlar, bu kadınların başarılarına giden yolda paramparça olmuş kalplerini ve ruhlarını simgeliyor.”
İşte tam da bu.
"Maddi kaygılar sanatçının önünde engel"
Bugünün Türkiye’sinde sanat üretmek sizce hâlâ cesaret isteyen bir uğraş mı? Sansür, otosansür ve ekonomik koşullar sanatçının üretimini nasıl etkiliyor?
Sanatla uğraşan bir insanın ekonomik koşullarının iyi değil, çok iyi olması gerekir. Çünkü sanat, yaratıcı zeka gerektirir. Peki, maddi kaygılar yaşayan bir sanatçı ne kadar verimli olabilir?
Bana göre sanatçı -ama gerçek sanatçı- bir ülkenin kültürel temsilcisidir.
Bazı modern toplumlarda, belirli koşulları sağlayan sanatçılara düzenli kamu desteği sağlanıyor. Bizim ülkemizde de bu durumun olması gerektiğini düşünüyorum.
Sanat için sansür ve otosansür tarihin her döneminde olmuştur. Ama sanata ve sanatçıya pranga vurulamaz.
Yıllar sonra adınız anıldığında insanların Canan Maktal’ı nasıl hatırlamasını istersiniz? İyi bir oyuncu, iyi bir yazar, iyi bir ressam… Yoksa bütün bu ünvanların ötesinde, insanlara dokunabilmiş bir sanatçı olarak mı?
Çevresine ve dünyaya güzellikler katmaya çalışan iyi bir insan demelerini isterim.
İyi olarak saydığınız her şey bir ünvan. Bence önemli olan, çığırından çıkmış bu dünyada her şeye rağmen yüreğine kötülük tohumları ekmeden, dünyadan iyi bir insan olarak geçebilmeyi başarabilmek. Bence hayattaki en büyük başarı budur.
"Dizi yapmak yoğun bir tempo gerektiriyor"
En son yaptığınız dizi Şevkat Yerimdar’dı. 8 yıl boyunca sizi neden ekranlarda göremiyoruz?
Şevkat Yerimdar çok özel bir işti. Ülkedeki son sıcak mahalle dizisi de diyebiliriz. Şevkat Yerimdar’ın 2018 yılında bitmesinin üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen, dizinin yeniden başlamasını ve beni ekranlarda görmek istediklerini dile getiren çok güzel mesajlar alıyorum.
8 yıldır bilinçli bir şekilde ekranlardan uzağım. 2018 yılında, dizinin çekimleri devam ederken annemi kaybettim. Ardından babam rahatsızlandı ve iki sene sonra, 2020 yılında babam vefat etti. Hayatta en sevdiğim iki insanı kaybetmenin acısıyla dizi yapmama kararı aldım. Çünkü dizi çok yoğun bir tempo gerektiriyor. Ruhumu dinlendirmek ve acımı sonuna kadar yaşamak için bu dönemde içime dönüp yazmak, çizmek ve tiyatro yapmak istedim.
Zaten resim çalışmalarım da bu acının bir yansımasıdır. Acı hiçbir zaman geçmiyor. Yüreğinizdeki o acı yanmaya devam ediyor ama yangının şiddeti azalıyor. Ama setleri çok özledim. Artık ekranlara geri dönmeye, o yoğun tempoya hazır olduğumu hissediyorum.
Yeni bir tiyatro projeniz olduğunu biliyoruz. Biraz yeni projenizden bahseder misiniz?
Evet, yeni bir oyunun provalarına başlayacağım. Atilla Şendil’in yöneteceği, Özgür Özdural’ın kaleme aldığı “Aslında Kaşık Yok” adlı tiyatro oyunu, İstanbul Devlet Tiyatrosunda 1 Ekim’de prömiyer yapacak.
Oyunun metni beni çok heyecanlandırdı. Çok güzel bir oyun olacak. Bu yazıyı okuyan, oyunumuzu duyan ve gören herkesi oyuna beklerim.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et