0-6 yaş arası çocukların oyunu: ‘Sayım var’, ‘memur geldi’
2 yaşındaki Azra ve 4 yaşındaki Utku cezaevinde anneleriyle kalan 891 çocuktan sadece 2’si. Çocuklar oyuncakların alınmadığı, kitapların yasaklandığı, yürüme imkanlarının bile zor olduğu cezaevi koşullarında büyümeye çalışıyor.
Eylem Nazlıer
[email protected]
Tunç Başaran’ın 1989 yapımı Uçurtmayı Vurmasınlar filminde küçük Barış’ın hikayesi aradan geçen 37 yıla rağmen bugün hâlâ devam ediyor. Filmde annesiyle birlikte cezaevinde büyüyen bir çocuğun gözünden anlatılanlar, bugün Türkiye’de yüzlerce çocuğun gerçeği.
Türkiye’de anneleriyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda olan çocukların sayısı 800’ün üzerinde. Henüz konuşmayı yeni öğrenen, yürümeye yeni başlayan, oyun çağındaki çocuklar; demir kapılar, sayım sesleri ve sınırlı görüşler arasında büyüyor.
Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde 6 yıl 3 ay hapis cezası alan Emine Sarıoğlu 2 yaşındaki kızı Azra ile; aynı cezaevinde aynı cezayı alan Havva Keklik ise 4 yaşındaki oğlu Utku ile cezaevinde.
‘Kardeşim ne zaman gelecek, baba?’
Emine Sarıoğlu’nun 2 yaşındaki kızı Azra, annesinin yanında cezaevi koşullarında yaşamını sürdürürken; 4.5 yaşındaki oğlu Cihat ise dışarıda babasının yanında büyüyor.
Azra’nın babası Mustafa Sarıoğlu, kapalı görüşlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“İlk zamanlar kapalı görüşte kızımı yanıma alabiliyordum. Sonra ‘yasak’ denildi. Kapalı görüşte cama vuruyor, el sallıyor, öpücük gönderiyor.” Ailenin diğer çocuğu da annesinden ayrı büyüyor. Baba Sarıoğlu, oğlunun her gün aynı soruyu sorduğunu söylüyor: “Kardeşimle annem ne zaman gelecek baba?”
Sarıoğlu, cezaevinde büyüyen çocukların tanık olduklarının da ağır olduğunu vurguluyor: “Hastaneye götürülen kadınlara kelepçe takıldığını görünce, kızım elini uzatıp kendisine de takılmasını beklemiş.”
‘20 aylıkken yürümeye başladı’
Cezaevi koşullarının çocukların gelişimini etkilediğini belirten Sarıoğlu, kızının yürümeyi geç öğrendiğini dile getiriyor: “Normalde 1 yaşında yürümesi gerekirken 20. ayında yürümeye başladı. Koğuşta halı bile yok, eşim iki battaniye alıyor, yere seriyor. Bebeğimiz orada emekliyor, yürümeye çalışıyormuş.”
Sarıoğlu, cezaevine gönderilen oyuncakların büyük kısmının kabul edilmediğini söylüyor: “Oyuncak gönderiyorum, ‘sert’, ‘metal parça var’ denilerek geri gönderiliyor. Bir bebek bile kabul edilmiyor. Zeka küpleri gönderdim, geri gönderdiler.”
Sağlık ihtiyaçlarında da benzer sorunlar yaşandığını belirten baba, “Kızım grip oldu, burun aspiratörü vermek istedim, üç kez götürdüm, almadılar. 20 gün sonra vermişler. Ama çocuk 20 gün boyunca nefes almada sıkıntı yaşamış, iyileşince götürüp vermişler” diyor. Cezaevinde çocuklar için günde yalnızca bir saatlik kreş imkanı olduğunu aktaran Sarıoğlu, bunun yetersiz olduğunu belirtiyor.
‘Kucağımdan ayırmak zorunda kaldım’
Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan Havva Keklik’in oğlu Utku ise henüz 4 yaşında. Utku, annesiyle birlikte 10 Eylül 2025’ten bu yana cezaevinde. Tutuklandığında üç yaşında olan Utku’nun çocukluğu, oyun parklarıyla değil koğuş düzeniyle şekilleniyor.
Utku’nun babası Latif Keklik, daha önce kapalı görüşte babasının yanına girebilen çocuklar için bu hakkın kaldırıldığını şöyle anlatıyor: “Eşim ‘Utku’yu yanına veremiyorum’ dedi. Üç yaşındaki çocuğum camın önünde ‘baba’ diye ağlamaya başladı. Çocuk 35 dakika boyunca ağladı.” Dakikalar süren ağlamanın ardından bir gardiyanın kapıyı açmasıyla Utku koşarak babasının kucağına atlamış. Baba Keklik, “Onu kucağımdan ayırmak zorunda kaldım” diyor.
‘İlk günler aç bırakıldı’
Baba Keklik, Havva Keklik’in adli tutukluların bulunduğu koğuşa yerleştirildiğini burada hem annenin hem de çocuğun aç kaldıklarını anlatıyor: “Çocuğum iki gün aç kalmış. İlk görüşte ‘Baba karnım aç’ dedi. Bir gardiyanın cebindeki yiyecekten verdik. Nasıl yediğini gözlerimle gördüm” dedi. Aile, yaşananlara ilişkin suç duyurusunda bulunduğunu ancak bir sonuç alamadığını ifade ediyor.
Çocuk kitabı yasak!
Bazı çocuk kitaplarının bile gerekçesiz şekilde içeri alınmadığını söyleyen Keklik, “Çocuk kitabı bu. Nesi yasak olabilir?” diyerek tepki gösteriyor.
Baba Keklik, Ankara’dan cezaevine oyuncak göndermenin yasak olduğunu, yalnızca şehir dışından gönderim yapılabildiğini belirtiyor: “Çocuğuma oyuncak götüremiyorum. Göndermek için şehir dışına gitmek zorundayım. Kayseri’ye gittiğimi biliyorum sırf bunun için.” Baba Keklik bir oyuncağın ise “Şeytani görünümü var” denilerek içeri alınmadığını aktarıyor.
Çocuğunun her görüşte oyuncak sorduğunu belirten baba, “Bisiklet istedi oğlum, götürdük yasak dediler. Kesici alet yapılabilir denildi. Plastik bir bisiklet getirelim dedim onu da kabul etmediler” diyor.
Utku’nun dış dünyayla bağı, evde bıraktığı kuşu “Pamuk”. Her görüşte babasına onu soruyor: “Pamuk ne yapıyor?” Babası kuşun fotoğraflarını gönderiyor.
Utku, annesinin neden cezaevinde olduğunu anlamaya çalışıyor. Baba Keklik, cezaevinde bulundukları durumu Utku’ya anlatabilmek için zaman zaman gerçeği farklı şekilde ifade ettiklerini belirtiyor.
‘Çocuklar için bütün dünya cezaevi oluyor’
DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevlerinde anneleriyle birlikte kalan 0-6 yaş arası çocukların sayısının 891 olduğunu ifade ediyor. Gergerlioğlu, cezaevinde annesiyle kalan çocukların altı yaşına geldiğinde zorunlu olarak annelerinden ayrıldığını ve bunun ciddi bir kırılma yarattığını vurguluyor. Bu ayrılığın hem çocukta hem annede derin psikolojik etkiler bıraktığını, çocukların çoğu zaman anneden kopmak istemediğini ifade ediyor. Süreçte yeterli psikolojik destek sağlanmadığını belirten Gergerlioğlu, yaşananların çocuklar açısından kalıcı travmalara yol açabildiğini söylüyor. Aile desteğinin yetersiz kaldığı durumlarda çocukların devlet kurumlarına yönlendirildiğini, tüm bu koşulların çocuklar için ağır bir tablo oluşturduğunu dile getiriyor.
Çocukların cezaevi koşullarında büyümesinin başlı başına ağır bir tablo olduğuna dikkat çeken Gergerlioğlu, çocukların sınırlı saatlerde kreşe gidebildiğini anlatıyor. Gergerlioğlu, “Çocuklar bu kreşlere yalnızca belirli saatlerde gidebiliyor; hafta sonları ise genellikle bu imkân bulunmuyor. Ayrıca cezaevlerinde çocuklar için yeterli park alanı ya da bağımsız oyun salonları da çoğu yerde yok. Koğuş içindeki oyuncaklar ise oldukça yetersiz kalıyor” ifadelerini kullanıyor.
Koğuş içi oyuncak meselesine dikkat çeken Gergerlioğlu, “Bu asıl sorun oluşturuyor çünkü çocuk sınırlı saatlerde kreşe gidiyor ve koğuş içinde oyun ihtiyacı bulunuyor. Buradaki oyuncaklar genelde çok yetersiz kalıyor. Bazen sarı, kırmızı, yeşil renkler verilmiyor. Kürt meselesiyle bağlantılı olarak Diyarbakır Cezaevi’nde buna rastlıyorum. Yine bazı mekanik oyuncakların içindeki düzenekler yasak olduğu için içeri alınmıyor ya da aramalarda bu oyuncaklar toplanıyor. Anneler, çocukların buna çok şaşırdığını ve şok yaşadığını anlatıyor” diyor.
Gergerlioğlu, çocukların koğuş içinde oyun oynarken çok zorlandığını dile getiriyor: “Yere battaniye serilerek emekleyen çocuklar, betonda emeklediği için sık sık pantolonu yırtılan bebekler, kapı memur tarafından kapatıldığında aradan çıkamadığı için ağlayan bebekler, bebeklere uygun olmayan dik merdivenlerden düşen çocuklar, yataktan ya da ranzadan düşüp kafasını yaralayan bebekler…”
Cezaevinde iki çocuğu olan bir anneyle görüştüğünü anlatan Gergerlioğlu, dört yaşındaki otizmli çocuğun ve 1,5 yaşındaki bebeğin aynı anda bakım ihtiyacının küçük bir görüşme kabininde büyük bir yük oluşturduğunu söylüyor. Gergerlioğlu, “En büyük sorunlardan biri, annenin cezaevi dışında otizmli çocuğunu özel eğitim merkezine gönderme hakkının olmaması olarak öne çıkıyor. Oysa otizmde erken ve düzenli eğitim hayati önem taşıyor; zamanında destek alınmadığında durum ilerliyor ve sonrasında telafisi oldukça zor hale geliyor” diyor.
Cezaevinde annesiyle kalan çocukların sağlık hizmetlerine erişiminde de ciddi aksaklıklar olduğunu ifade ettiğini dile getiren Gergerlioğlu sözlerini şöyle sürdürüyor: “Zamanında hastaneye ulaşmak çoğu zaman mümkün olmuyor. Çünkü önce cezaevi revirine gitmek gerekiyor; ancak revir uygun görürse hastaneye sevk yapılıyor. Fakat sevk kararı alınsa bile süreç burada bitmiyor. Cezaevlerinin aşırı kalabalık olması nedeniyle jandarma personeli çoğu zaman yetersiz kalıyor. Yeterli personel, uygun araç ve güvenlik organizasyonu sağlanmadan mahpusların hastaneye götürülmesi mümkün olmuyor. Bu da özellikle acil sağlık ihtiyaçlarında ciddi aksamalara yol açıyor. Hastalandıklarında hastaneye götürülmeleri konusunda önemli gecikmeler yaşandığını biliyorum. Özellikle gece saatlerinde ateşlenen ya da rahatsızlanan bebekler için anneler büyük sıkıntılar yaşıyor. Çünkü cezaevlerinde gece doktor bulunmuyor ve hastaneye sevk süreci oldukça zor işliyor.”
Beslenme ve bakım koşullarının da yetersiz olduğunu dile getiren Gergerlioğlu, “Süt, yoğurt ve mama gibi hayati besinlere erişimde sorunlar yaşanıyor. Anneler yoğun stres altında oldukları için çoğu zaman erken sütten kesilmek zorunda kalıyor. Cezaevindeki anneler sıkça şikâyet ediyor: Yumurtanın az verilmesi, sütün yetersiz olması gibi temel beslenme sorunları bulunuyor. Bazı anneler yemeklerle ilgili çarpıcı şeyler anlatıyor. Yemekleri kirli buldukları için yıkıyorlar ya da çok baharatlı olduğu için sudan geçiriyorlar. Yemeklerin yağlı olması da bebekler ve küçük çocuklar için ayrı bir sorun oluşturuyor. Çünkü cezaevlerinde yemekler yetişkinlere göre hazırlanıyor; bebeklerin ve küçük çocukların ihtiyaçlarına uygun bir beslenme standardı bulunmuyor” diyor.
Çocukların barınma koşullarında da sorunlar olduğunu ifade eden Gergerlioğlu, “Bir dönem çocuklar için yatak dahi verilmiyor. Daha sonra çocuk yatağı temin ediliyor; fakat bu kez anneler, ranzalar arasındaki sıkışık alanlarda bu yatakları kullanmak istemediklerini, çocuklarıyla birlikte yatmak zorunda kaldıklarını anlatıyor. Bu durum yatağın daralmasına ve annenin gece uykusunun ciddi şekilde bölünmesine yol açıyor” diyor.
Çocuklar için adeta bütün dünyanın cezaevi olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, oyunlarını bile cezaevi terminolojisiyle kurduklarını belirtiyor: “ ‘Sayım var’, ‘memur geldi’ gibi ifadeler günlük oyun diline dönüşüyor. Yaptıkları resimlerde de çoğunlukla cezaevi sahneleri yer alıyor. Kısacası onların bütün dünyası bu kapalı cezaevi ortamıyla sınırlı kalıyor. Çocukların söyledikleri sözler, çizdikleri resimler, gördüklerini anlattıkları rüyalar, birbirlerine aktardıkları hikâyeler ve kendi aralarındaki sohbetler neredeyse tamamen cezaevi deneyimi etrafında şekilleniyor. Böyle bir ortamda çocuklar, ruhsal gelişimlerini kısıtlayan ve aslında çocuklara uygun olmayan bürokratik bir disiplin ve ciddiyet içinde çocukluklarını yaşamaya çalışıyor. Bu durum onların gelişimi açısından önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et