Uykusuz yazarları ile söyleşimizden izlenimler
“Neşenize, enerjinize, dayanışma ruhunuza ortak olmaktan ve sizlere Deniz’den haber getirmekten çok mutlu olduk. Seneye kanlı canlı, tişörtlü ve bıyıklı Deniz'le birlikte tekrar görüşmek dileğiyle…”
Soner Mert USKAN
İstanbul Üniversitesi
23. Gençlik Yaz Kampı’nın son gününde Uykusuz yazarları; Akın Aslan, Fırat Budacı, Uğur Gülsoy ve Cihan Ceylan’ı ağırladık. 5 yıldır stand-upla uğraşan bir genç olarak bu söyleşiye ilişkin izlenimlerimi yazıyor olacağım.
Bu söyleşi Türkiye’de her şey gibi mizahın da baskılarla susturulmaya çalışıldığı günlerde gerçekleşti. Artık bütün ülkenin tanıdığı Deniz Göktaş; haziran sonunda yayınladığı “Ölü Deniz” gösterisinin akabinde havaalanında gözaltına alınıp ilk duruşmada tutuklanmış ve Karatepe “kuyu tipi” Cezaevi’ne sevk edilmişti. Bunun üzerine kampta gerçekleştirmeyi planladığımız “Türkiye’de mizah ve stand-up” konulu söyleşisini gerçekleştiremeyeceğimiz bir koşulun ortaya çıkmasına sebep olmuştu.
Genç mizahçılar ne yapmalı?
Sıcak ve güneşli bir günde söyleşinin düzenleneceği alan hazırlanıyor. Kısa bir rötar ile sohbetinize başlıyoruz. Deniz Göktaş’ın en yakın arkadaşlarından Akın Aslan; sahnedeki kafa figürünün ne ifade ettiğini, Deniz’in gözaltına alındığı günü ve ailesinin tutukluluğuna ilişkin tepkilerini anlamamıza yardımcı oldu. Her ne kadar yayınladığı tek mektupta biraz açıklayabilmiş olsa da çıkıp kendisinin bunları yüz yüze açıklayacağı günü sabırsızlıkla beklemeye devam ediyoruz.
Akabinde konu politik mizah ve dışarıdakilere geliyor. Bu noktada misafirlerimiz verilen hiçbir soruya cevap vermese de bayağı bir şeyler söylüyorlar. Soruyu alır almaz bilinç akışı moduna geçip dörder dakikalık kâh şakalı kâh ciddi birer monolog ardından “soru neydi ya” diyerek kafalarını kaşıyorlar. Uğur Gülsoy politik mizahı tanımlarken “önce komik olacak” diyor. Akın Aslan ile beraber “Ölü Deniz” sonrası yeni politik mizah paradigmasını açıklamaya koyuluyorlar. Bütün masa artık çıtanın başka bir yere geldiği konusunda hemfikir. Örneğin artık Kılıçdaroğlu üzerine yumuşak şaka yapanın kendisini politik mizah yapıyor olarak beyan edemeyeceğinden bahsediliyor. “Benim” diyen başka bir yol bulmalı diyorlar. Hepsini bir arada bulmuşken ben de “Şimdinin mizah yazarlarları arasında iki farklı eğilim var: ya ‘tam gaz girip mizahın cephesini genişleteceğiz’ ya da ‘mecbur dikkatli olacağız biz de bu işten kira ödüyoruz’ eğilimlerinden birine dahil olmak zaruri gibi, genç mizahçılar ne yapmalı?” diye soruyorum. Akın Aslan, kişinin kendi gerçekliğini anlattığı senaryoda zaten meselenin sanatsal olarak otomatik şekilde politik bir zemine oturuyor olacağından bahsediyor. Dolayısıyla bir metrobüs şakasını tabii olarak apolitik saymanın bizi bir safsataya meşgul edeceğini anlatıyor.
Deniz bizlere mektup göndermiş
Ardından Deniz Göktaş’ın mektubunu bizimle paylaşıyorlar. Fırat Budacı Pamucak semalarına bırakıyor satırları.
“Merhabalar,
Birtakım teknik sebeplerden dolayı aranızda değilim, kusura bakmayın. Uykusuz Dergisi’nden abilerimi gönderdim, affedersiniz umarım. 2010 yılında, lise ikinci sınıftayken Uluslararası Gençlik Kampı’na katılmıştım. Bitmiş halinin hala orada olduğunu öğrendiğim Guernica heykeli o yıl yapılmıştı. Kamp boyunca ‘Bu insanlar neyle uğraşıyor? Deniz kenarındayız, bi’ rahatlayın’ diye izledim uğraşlarını. Son gün o harika eserin son halini görünce tarihin yanlış tarafında olduğumu anladım. Çok güzel hatırlıyorum kampı, futbol turnuvasında sakatlanmam dışında. Dayanışma duygularımızı sahanın dışında bırakmayalım, başka Deniz’ler sakatlanmasın diyeceğim ama bu çok düşük bir olasılık.
Benim dönemimde kamptakilerin yarısının ismi Deniz, diğer yarısının ismi de İmran’dı. Bu yüzden sürekli bana seslenildi sanıyordum. Ortaklaşa yapılan iş bölümlerinde arkadaşımın çadırında kalıp bir süre kaytardığımı sanmıştım. Yemek sorumlusu yakalayınca herkesten çok çalıştırdılar beni. Yine de size bir tavsiye; yemekte reçel çıktığı gün çöp görevini almayın, arılar mahvediyor. Umarım ömürlük arkadaşlıklar edineceğiniz unutulmaz bir kamp olur sizin için.
Sevgiler,
Karatepe Cezaevi’nin asi çocuğu İmran Deniz”
Seneye bıyıklı Deniz’le birlikte görüşmek üzere!
Akın Aslan’ın bunun veda hutbesi gibi en sonda okunmaması gerektiğinin ısrarı ile bir süre daha sohbetimize devam ediyoruz.
Uğur Abi Gezi direnişi zamanlarından bir anekdot anlatıyor. Dergiye kontrole uğrayan bir polis memuru duvarda boydan boya dizilmiş yüzlerce Uykusuz kapağı önünde Uğur Abi ile sohbet etmeye çalışıyor. O sırada Uğur Abi duvardaki kapaklardan birinin kolluk kuvvetlerince görülmemesi gerektiğini fark edince eliyle duvara yaslanıyormuş gibi yaparak kısa bir sansür şovu yaptığını taklit ediyor ve gülüşmeye başlıyoruz. Akın Abi (ancak son paragrafa doğru abi kardeş olduk) avukat aracılığıyla kamptan fotoğraf göndereceğini söylüyor. Fotoğrafı çekilmek için sloganlar eşliğinde Guernica heykelinin önüne yürüyoruz. Fotoğrafın ardından Akın Abi’ye bir umut “Abi oturun bir kahve ısmarlayayım, bir iki şaka duyayım.” diyorum. “Abi bi yere daha geç kaldık, kaçmamız lazım” diyor. Kendimi Marksizmin kollarına geri bırakıyorum. Ve seneye görüşürüz diyerek konuklarımıza veda ediyoruz. Döndükten sonra Fırat Budacı’ya kampla alakalı fikirlerini soruyoruz. İlettiği bu temenni ile de yazımı sonlandırmak isterim.
“İyi ki gelmişiz. Neşenize, enerjinize, dayanışma ruhunuza ortak olmaktan ve sizlere Deniz’den haber getirmekten çok mutlu olduk. Bizlere gösterdiğiniz ilgi ve misafirperverlik için teşekkür ederiz. Dayanışmanız eksik olmasın. Seneye kanlı canlı, tişörtlü ve bıyıklı Deniz’le birlikte tekrar görüşmek dileğiyle…”
(Genç Hayat)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et