Doç. Dr. Yücel Demirer çerçeve yasayı değerlendirdi: Devlet merkezli bir kurgu var, toplumsal barış umudu zayıflıyor
Güvenlikçi politikaların yerini hakiki bir barışa bırakıp bırakmayacağı, teklifin ise siyaseti daraltan sermayenin sıkışıklığını aşma hamlesi niteliği taşıyıp taşımadığı kritik bir tartışma konusu.
Fotoğraf: TBMM
Dicle Sezen Öz
[email protected]
Erdoğan ve Saray iktidarının ortağı Cumhur İttifakı tarafından “Terörsüz Türkiye” söylemiyle yürütülen, devletin ‘güvenlik’ odaklı anlayışını özetleyen sürecin ardından çerçeve yasa Meclis’e sunuldu. Yasada yer alan maddeler; tüm sürecin Cumhurbaşkanlığı ve MGK teyidine bağlanması, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi siyasi tutukluların durumunun yeni idari şartlara bağlanması ve 10 yıla varan siyasi kısıtlamalar getirmesi bakımından tartışılıyor. Metinde ‘toplumsal bütünleşme’ adına öne çıkan noktanın ise cezaevinde ve sürgünde olan binlerce insan için doğabilecek tahliye ihtimali olduğu görülüyor.
Güvenlikçi politikaların yerini hakiki bir barışa bırakıp bırakmayacağı, teklifin ise siyaseti daraltan sermayenin sıkışıklığını aşma hamlesi niteliği taşıyıp taşımadığı kritik bir tartışma konusu. Yasanın iç politikadan Ortadoğu’daki bölgesel pazarlıklara kadar ne anlama geldiğini Siyaset Bilimci Doç. Dr. Yücel Demirer gazetemize değerlendirdi.
“Demokratikleşme buharlaşıyor”
Yasa teklifinin kısa olmasının taşıdığı risklere dikkat çeken Demirer, “Yasalar kısa tutulduğunda yürütmenin önü açılıp uygulamacının yorum alanı genişletilmiş olur. 12 maddeden oluşan Çerçeve Yasa için de bu durum geçerli.” şeklinde konuştu.
Yasa teklifinde yer alan infaz erteleme, yargı denetimi ve MGK/Kurul merkezli idari mekanizmaların, kalıcı barış zemini yaratmaktan ziyade iç siyasette dengeleri yönetmek için kurgulandığını belirten Demirer, yasanın bu çerçeveden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Demirer, yasada ‘devlet aklının’ tek belirleyici olduğuna dikkat çekerek, “Devlet aklının ihtiyaç ve önceliklerine göre hazırlanan Çerçeve Yasa’nın infaz erteleme ve yargı denetimi boyutları; devlet merkezli ve güvenlik odaklı özellikler taşıyor. Yasanın hayata geçirilme sürecine yön vermek için oluşturulan mekanizmaların tekçi mimarisine ve resmi aktörlerine bakıldığında, iç siyasal dengelerin korunmasının temel amaç olduğu ve demokratikleşme hedefinin buharlaştığı görülüyor.” ifadelerini kullandı.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK toplantısı sonrasında “Dünyanın farklı ülkelerinden birçok isim, ‘Sürece üçüncü bir göz olarak dahil olalım’ teklifinde bulundu. Bizim cevabımız nettir: Bu süreçte üçüncü göz diye bir şey yok, sadece milli göz vardır” ifadelerini kullanmıştı. Bu durumun övülerek ifade edilmesine dikkat çeken Demirer, “İktidar partisi sözcüsünün bir gözlemci üçüncü tarafın söz konusu olmayışından övünçle bahsetmesi ve süreci izleyecek kurul üyelerinin devlet dışı aktörler içermemesi sürecin karakteristik özelliklerini görünür kılıyor. Karar vericilerin temel kaygısının demokrasinin kalitesini yükseltmek olmadığı görülüyor. İzleme mekanizmalarının tekçi yapısı, sürecin bir demokratikleşme zemini yaratması konusundaki umutları azaltıyor.” şeklinde değerlendirme yaptı.
AKP eliyle hazırlanan yasa teklifinin oluşturulmasındaki şeffaflık sorununa ilişkin konuşan Demirer, “Hazırlık sürecinin gizliliği, metnin kamuoyuyla paylaşılmadan önce imzaya açılması, izleme ve denetleme kurullarının devlet merkezli oluşu kalıcı bir toplumsal barış umudunu ortadan kaldırıyor. Yasa hakkında olumlu görüş bildiren bazı siyasetçi ve kanaat önderlerinin dahi metnin eksik ve kaygı veren yönlerine dikkat çekişi gözden kaçırılmamalı.” dedi.
“Ortadoğu’da müdahale alanının genişlemesi arzu ediliyor”
Bugün Suriye Dışişleri Bakanı ile Hakan Fidan arasında da bir görüşme gerçekleştirildi. Irak ve Suriye’de kartların yeniden karıldığı, bir yandan da Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) entegrasyonuna yönelik adımların hızlandığı bir dönemde metnin dış politika ve bölgesel pazarlıklar açısından taşıdığı anlama değinen Demirer, sürecin uluslararası boyutuna dikkat çekti. Sürecin başlangıcından itibaren iç siyasete dönük yüzünün uluslararası boyutunu gölgede bıraktığını ifade eden Demirer, “Ancak Çerçeve Yasa’nın “PKK/KCK’ye bağlı örgütler” vurgusuyla sürecin etki alanını Irak ve Suriye’ye doğru genişletmesi bu yanılsamayı ortadan kaldırmış bulunuyor. Erdoğan rejimi, süreç ve ondan doğan yasayla konuyu Ortadoğu’da müdahale alanını genişleteceği bir fırsata dönüştürmeyi arzu ediyor” dedi. Türkiye’deki sürecin ivmesiyle SDG’nin entegrasyonunun da hızlandırılmaya çalışıldığına dikkat çeken Demirer, bu durumun, iktidarın Ortadoğu’da “güçlü ve etkili bir bölgesel liderlik pozisyonuna” talip olduğunu gösterdiğini ifade etti.
“Bütünüyle bakıldığında sürecin ekonomiye katkısı yakın görünmüyor”
Demirer; Türkiye’nin mevcut ekonomik tablosu, yüksek enflasyon ve bütçe ihtiyacı dikkate alındığında güvenlikçi politikaların maliyetini değerlendirdi. Barış süreçlerinin meyve vermesinin ve çatışmaların sonlanmasının ekonomik sonuçlarının önemli olduğunu belirten Demirer, “Fakat uzun yıllara dayanan çatışma/savaş geleneğinin tortusunun dağılması ve ekonomik kaynakların başka alanlara aktarımı bir çırpıda ulaşılacak bir hedef değil” şeklinde konuştu.
Siyasi iklim ile ekonomi arasındaki bağa dikkat çeken Demirer, “Öte yandan ana muhalefet liderinin dokunulmazlığının kaldırılması için an itibarıyla 62 dosyanın yürütüldüğü bir siyasal ortamda, yabancı yatırım girişi açısından umutlu olmak için fazla bir neden yok. Fotoğrafın bütününe bakıldığında, sürecin ekonomik rahatlamaya katkısı çok yakın görünmüyor” dedi.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et