Faslı gençlerin ölüme sürüklenmesinin arkasında yıkılması gereken bir düzen var
İspanya Komünist Partisi (m-l) ve Fas Demokratik İşçi Yolu Partisi, yayımladıkları açıklamalarda göç krizinin arkasındaki sosyal ve siyasal nedenlere dikkat çekti. Tepkilerin kurbanlara değil emperyalist politikalara yönelmesi gerektiğini vurgulandı.
Fotoğraf: AA
Okan Evrim
[email protected]
İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) ile Fas Demokratik İşçi Yolu Partisi, Fas’ın El-Fnideq şehrinden İspanya’nın sömürge toprağı olan Ceuta şehrine yönelik kitlesel göç ve sonuçlarına dair açıklamalar yayımladılar. Demokratik İşçi Yolu, yaşananlarda Fas rejiminin sosyal politikalarının yarattığı toplumsal çaresizliğe dikkat çekerken, tepkilerin kurbanlara değil bu çaresizliği yaratan politikalara yönelmesi gerektiğinin altını çizdi. Açıklamada, ayrıca, “Partimiz Faslı gençlerin Fas devleti, İspanya devleti ve Avrupa Birliği arasındaki jeopolitik hesaplarda bir koz olarak kullanılmasını reddediyor” denildi.
İspanya Komünist Partisi (m-l) ise bir yandan İspanya hükümetinin Batı emperyalizminin bir parçası olarak uyguladığı gerici göç politikalarına dikkat çekerken diğer yandan ABD ve İsrail’in Fas devletiyle ilişkileri üzerinden İspanya’da aşırı sağı iktidara getirme hedefiyle gerçekleştirilen müdahalelerine vurgu yaptı. Açıklamada, “Sınıfımızın tepkisi ırkçı ve emperyalist çıkarlar tarafından yönlendirilemez. Tam tersi olmalıdır. Halk kesimleri ve özel olarak işçi sınıfı, bu katliamda Amerikan emperyalizmi, Fas diktatörlüğü ve İsrail’in Nazi-siyonizmi arasındaki suç ortaklığını; faşizmin demagojisini; Avrupa’nın bu konudaki utanç verici tutumunu ve İspanyol rejiminin bunlara karşı sergilediği ılımlı tepkiyi açıkça kınamalıdır” denildi.
"Bu manzara Fas rejiminin yarattığı yapısal krizin sonucudur"
Fas Demokratik İşçi Yolu Partisi Siyasi Bürosu tarafından yapılan açıklamanın öne çıkan bölümleri şöyle:
“Binlerce genç kadın ve erkek, aralarında reşit olmayanlar da olmak üzere, benzeri görülmemiş bir kriz ve çıkmaza ulaşan sosyal, siyasi ve ekonomik gerçeklikten kaçmak için hayatlarını tehlikeye attılar. Bu acı verici manzara ne tesadüfi bir olay ne de sadece geçici bir göç krizidir. Aksine, despotizm, yolsuzluk, rantçılık ve bağımlılığa dayanan ve halkın çoğunluğu için en temel insanca yaşam koşullarını bile sağlayamayan bir siyasi rejimin altında Fas toplumunun yaşadığı yapısal krizin yoğun bir ifadesidir.”
Fotoğraf: AA
"Hedef kurbanlar değil, bu umutsuzluğu yaratan politikalar olmalı"
“Bu durum, resmi kalkınma modelinin iflasının ve kalkınma ile sosyal adaleti sağlamanın bir yolu olarak lanse edilen kamu politikalarının başarısızlığının açık bir ilanıdır. Zira bu politikalar, yoksulluğun ve sınıfsal eşitsizliklerin genişlemese, rantçılık ve tekelciliğin yaygınlaşmasına, borçluluğun artmasına, satın alma gücünün erimesine ve kamu hizmetlerinin gerilemesine yol açmıştır. Binlerce genç için vatan, iş, eğitim, sağlık, barınma ve haysiyet haklarından mahrum bırakıldıkları, hayallerine kapalı bir alan haline geldi. Bir insan denizde ya da dikenli tellerde hayatını tehlikeye atmayı seçtiğinde, bu refah arayışı değil, umudun yitirildiği bir gerçeklikten kaçıştır. Bu nedenle asıl soru kurbanlara değil, bu toplu umutsuzluğu yaratan politikalara yöneltilmelidir.”
"Sınırların militarizasyonu göçü durduramaz, göç bir suç değildir"
“Kamu işlerini yönetme görevini sırayla üstlenen ve neoliberal politikaların uygulanmasına katılmayı kabul eden partiler, haklara ve kazanımlara yönelik saldırılara zemin hazırlayarak toplumsal krizin derinleşmesinin siyasi sorumluluğunu taşımaktadırlar. Kamu sektörlerinin özelleştirilmesini onaylamış, büyük sermayenin yayılmasını meşrulaştırmış ve milyonlarca Faslıyı gerçek bir sosyal koruma olmaksızın işsizlik, yüksek yaşam maliyeti ve marjinalleşmeyle baş başa bırakmışlardır.”
“Bu trajedinin güvenlik mantığıyla ele alınmasının, onu yeniden üretmekten başka bir şeye yol açmayacağını vurguluyoruz. Baskı kalkınma sağlamaz, güven oluşturmaz ve umudu geri getirmez. Sınırların askerileştirilmesi, gözetimin sıkılaştırılması ve Avrupa Birliği ile güvenlik koordinasyonu, göçün yapısal nedenleri ortadan kalkmadıkça göçü durdurmayacaktır. Göç bir suç değil, dışlanma ve umutsuzluğa yol açan ekonomik ve sosyal politikaların doğrudan bir sonucudur.
Fotoğraf: AA
"Fas halkının haysiyeti jeopolitik pazarlık konusu olamaz"
“Partimiz Faslı gençlerin Fas devleti, İspanya devleti ve Avrupa Birliği arasındaki jeopolitik hesaplarda bir koz olarak kullanılmasını reddediyor. Fas halkının haysiyeti pazarlık konusu olamaz; gençlerin çektiği acılar, göçün gerçek nedenleri çözülmeden kalırken güvenlik veya diplomatik gündemlere hizmet etmek için bir araç haline getirilmemelidir.”
“Siyasi Büro, bu trajedinin, servet ve ayrıcalıkları biriktiren, rant ve tekel ekonomisini pekiştiren, ulusal ekonomiyi bağımlılık mantığına tabi kılan ve ülkenin geleceğini küresel tekelci finans sermayesinin ve kurumlarının dayatmalarına bağlayan egemen sınıf blokuna karşı kapsamlı bir hesap sormayı gerektirdiğini düşünmektedir. Bu tercih, üretken ekonominin parçalanmasına, ekonomik egemenliğin zayıflamasına ve Fas’ın, nüfuzlu bir azınlığın yararına kâr biriktirme alanı ve açık bir pazara dönüştürülmesine yol açarken, krizin bedelini halkın çoğunluğu ödemektedir.”
"Resmi propaganda ile vatan inşa edilemez"
“Vatan, ne resmi propaganda ne de soyut göstergelerle inşa edilebilir; ancak vatandaş, ülkesinin zenginliklerinin kendisine haysiyet, özgürlük ve sosyal adalet olarak geri döndüğünü hissettiğinde inşa edilir. Oysa servet tek elde toplanırsa, iktidar tekelci ve baskıcı hale gelirse ve siyasi kararlar halkın iradesinden uzaklaşırsa, vatan kendi evlatlarını uzaklaştıran bir alana dönüşür. Bu teşhisten hareketle, Demokratik İşçi Yolu Partisi, bu krizden çıkmak için Makzen (Fas rejimi) ile ve onun bağımlı liberal tercihleriyle ilişkilerin kesilmesini, halk çoğunluğunun çıkarlarına hizmet eden üretken bir ulusal ekonominin inşasını, devletin sosyal rolünün geri kazanılmasını; rant, tekel ve yolsuzlukla mücadeleyi, iş, eğitim, sağlık ve barınma haklarının güvence altına alınmasını, kamusal özgürlükler ile sendikal ve siyasi hakların korunmasını ve halk egemenliği ile sosyal adalet üzerine kurulu gerçek bir demokratik devletin kurulmasını gerekli görmektedir.”
"Kriz yaratan bu rejime karşı mücadele görevdir"
Yaşananlar sadece bir göç krizi değil, mevcut rejimin yaşadığı tarihsel bir krizin ve umut yaratamayan ve toplumsal istikrar sağlayamayan siyasi ve ekonomik modelin iflasının bir yansımasıdır. Dolayısıyla bugün işçi sınıfının ve diğer emekçilerin; gençlerin, kadınların, demokratik ve ilerici güçlerin önündeki görev köklü bir demokratik değişimi dayatabilecek bir halk güç dengesi oluşturmak için mücadele etmektir. Otoriterlik, rantçılık, yolsuzluk ve bağımlılıkla hesaplaşan ve ulusal servetin halka ait olduğu, iktidarın halkın iradesine tabi olduğu, kalkınmanın kâr ve tekelcilik için değil insanlık için hizmet ettiği, özgürlük, haysiyet ve sosyal adaletin hakim olduğu bir Fas’ın temellerini atacak bir güç dengesi oluşturmaktır. Demokrasi, özgürlük ve sosyal adalet için mücadele eden Fas halkı yaşasın!”
İspanya PCE (m-l): Emperyalizm yeni bir suç işliyor
İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) Merkez Komite Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada öne çıkan kısımlar ise şöyle:
“30 Temmuz’da binlerce Faslı gencin İspanya’nın Ceuta bölgesine ulaşmak için çaresizce çabaladıkları dramatik sahneler, çeşitli ülkelerin burjuvazilerinin proletarya ve halklara karşı uyguladıkları baskıcı, militarist ve sömürücü politikaların tırmanışını besleyen gerilimler ve istikrarsızlıklarla alevlenen emperyalistler arası çekişmelerin sonuçlarının acı bir örneğidir ve özellikle AB’de göçmen karşıtı politikalara daha da gerici bir yön kazandırmaktadır.”
Fotoğraf: AA
"İspanyol devleti Batı emperyalizminin bir parçasıdır"
“Göçler, temelde emperyalizmin ülkeler ve halklar üzerinde yarattığı etkiye bağlıdır. Bu etki, onları yoksulluğa, sefalete ve azgelişmişliğe sürükler ve her türlü çatışma ve savaşa yol açar. Bu durumdan kaçan halklar, başka ülkelerde daha iyi bir yaşam arayışına girerler. Emperyalistler arası çatışmanın (ABD/AB – Çin/Rusya) keskinleşmesi nedeniyle bu durum günümüzde daha da hız kazanmaktadır. İspanyol devleti, son iki koalisyon hükümeti de dahil olmak üzere, monarşinin başını çektiği tüm hükümetlerle birlikte, Batı emperyalizminin bir parçasıdır ve binlerce kişinin ölümüne, kaçırılmalarına, işkenceye, tecavüze… yol açan AB’nin göçmen karşıtı politikalarını temel olarak desteklemekte ve bunlara katılmaktadır.
"Fas rejimi İspanya hükümetini etkilemek için halkını kullanıyor"
“Fas diktatörlüğü altındaki sefil ve boğucu yaşam ve çalışma koşulları, onları sürekli olarak sınıra itiyor. Geçen eylül ayında düzenlenen ve Faslı tiran tarafından sert bir şekilde bastırılan gösterileri hatırlayalım. Bu gösterilere, sloganı ‘Futbol sahaları değil, hastaneler istiyoruz’ olan, Z kuşağı denilen gençler katılmıştı. 2021 yılında Ceuta sınırında, tam da Tarajal Plajı’nda yaşanan katliamı da unutamayız. O gün Faslı ve İspanyol baskı güçleri, yaklaşık 8 bin göçmenin geçişini engellemiş ve bu olayda yaklaşık 15 kişi hayatını kaybetmişti. 30 Temmuz’da yaşanan olayda ise ölü sayısı 72’ye (bugün itibarıyla 88) ulaştı. Fas’ın içinde bulunduğu feci durum, rejim tarafından istismar ediliyor. Rejim, İspanya hükümetinin kararlarını etkilemek için halkını alçakça kullanıyor. Bunu 2021’de de gördük ve şimdi de her şey, rejimin vatandaşlarının Ceuta’ya kitlesel girişini kasten düzenlediğini gösteriyor.”
"Fas rejiminin eyleminin ABD-İsrail tarafından yönlendirilmiş olması mümkündür"
“Bu eylemin ABD ve İsrail tarafından uzaktan yönlendirilmiş olması da oldukça muhtemeldir. Kuzeybatı Afrika’da, ABD’nin desteğiyle güç dengesi son zamanlarda Fas diktatörlüğünün lehine kaymıştır. Bu diktatörlük, hem Washington’un hem de İsrail’in vasalı olma rolünü seve seve üstlenmektedir. Bunun amacı, İspanya’yı ve Avrupa emperyalizmini çelişkiler yaratarak zayıflatmaktır, 2026 tarihli ‘ulusal savunma stratejisi’ belgesinde göçün Avrupa’da aşırı milliyetçi söylemleri teşvik etmek için elverişli bir araç olduğu açıkça kabul edilmektedir. Bu, Avrupa Birliği’ni parçalayacak Washington’un ‘müttefik’ (yani vasal) hükümetlerini (bizim durumumuzda bir PP-VOX koalisyonu) kurmanın ilk adımıdır.
“ABD Dışişleri Bakanlığı, yaşananlarla ilgili olarak şunları söylemiştir: ‘Amerika Birleşik Devletleri, egemenliklerinin ve insan haklarının bu korkunç ihlali karşısında İspanya halkının ve tüm Avrupalıların yanındadır. Bu kabul edilemez olay, İspanya hükümetinin Avrupa’ya yönelik kitlesel yasa dışı göçe izin vermek ve kolaylaştırmak için kasten gösterdiği çabaların doğrudan bir sonucudur. Bu tehdit karşısında, hem ülke içinde hem de dışında bulunan Amerikalıları korumak için önlemler almayı değerlendiriyoruz ve benzer seçenekleri değerlendiren diğer Avrupalı müttefiklerimize yardım etmeye hazırız.’ İtalya ve Finlandiya hükümetlerinin, İspanya’nın Schengen alanından çıkarılmasını talep eden aceleci ve dar görüşlü tepkileri, ayrıca İspanyol aşırı sağının hükümete yönelik yapmacık eleştirileri, Amerikan emperyalizmine siyasi boyun eğme projesinin Atlantik’in bu tarafında da destek bulduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu bağlamda, İspanya’nın Çin ile ticari ilişkilerini derinleştirdiğini, ABD’nin İran’a yönelik saldırısında Morón ve Rota üslerinin kullanımını engellediğini ve İsrail devleti ile siyonizmin Filistin’de, özellikle de Gazze’de yaptığını soykırım olarak nitelendirdiğini göz önünde bulundurmak gerekir. İspanya’nın ikiyüzlü ve sahte tutumuna rağmen (ABD’yi stratejik müttefiki olarak görmeye devam ediyor; göçü bir tehdit ve müdahale edilmesi gereken bir sorun olarak nitelendiren NATO’nun içinde yer alıyor; sSiyonist devletle ilişkilerini kesmiyor ve Avrupa’nın göç karşıtı stratejisine temel düzeyde katılıyor), mevcut İspanyol hükümeti ABD ve İsrail için bir baş belasıdır. Bu konudaki bir diğer faktör ise, iki hafta önce Başbakan Sánchez’in Cezayir’e yaptığı ziyaretle İspanya’nın bu ülkeyle siyasi ve ekonomik ilişkilerini yeniden başlatmasıdır; oysa Fas ile Cezayir arasında, sadece Batı Sahra meselesi nedeniyle değil, aynı zamanda Kuzey Afrika’da süper güçler olarak hegemonyayı ele geçirme çabaları nedeniyle de tarihi bir çatışma bulunmaktadır.”
"Sınıfın tepkisi ırkçı ve emperyalist çıkarlar tarafından yönlendirilemez"
“Bu koşullar altında, sınıfımızın tepkisi ırkçı ve emperyalist çıkarlar tarafından yönlendirilemez. Tam tersi olmalıdır. Halk kesimleri ve özel olarak işçi sınıfı, bu katliamda Amerikan emperyalizmi, Fas diktatörlüğü ve İsrail’in Nazi-siyonizmi arasındaki suç ortaklığını; faşizmin demagojisini; Avrupa’nın bu konudaki utanç verici tutumunu ve İspanyol rejiminin bunlara karşı sergilediği ılımlı tepkiyi açıkça kınamalıdır.
İspanya üzerindeki yabancı siyasi ve askeri egemenliğin ortadan kaldırılması, ABD askerlerinin, savaş gemilerinin ve uçaklarının geri çekilmesi, emperyalizmin hizmetinde bir askeri araç olan NATO’dan çıkılması ve göçü suç saymaya ve bastırmaya yönelik sermaye Avrupa’sının anlaşma ve sözleşmelerinin kınanması olmadan hiçbir diplomatik tepki etkili olamaz. Sınıf kardeşlerimizin her zaman yanında olacağız. Emperyalist terörizme son! Yaşasın işçi enternasyonalizmi!”
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et