31.07.2026 22:30 / Güncelleme: 22:59

Solun bir kesimi İspanyol emperyalizmi anlatısını benimseyip Fas'ın yeniden iyi bir jandarma rolü oynamasını beklerse…

Öncelikle, 'son derece demokratik' ve 'son derece ilerici' İspanya’yı şantajla tehdit etmeye çalışan bir Fas rejiminin resmedildiği bir senaryo sunuluyor. Göç konusunda, kurbanın binlerce kişinin ölümünden sorumlu emperyalist güç olması ironiktir

Solun bir kesimi İspanyol emperyalizmi anlatısını benimseyip Fas'ın yeniden iyi bir jandarma rolü oynamasını beklerse…

Fotoğraf: AA

Santiago Lupe*
izquierdadiario.es

Sağ ve aşırı sağ, Ceuta’daki göç krizini fırsat bilip daha fazla ordu, daha fazla sınır ve daha fazla sınır dışı etme talep ederken, “ilerici” hükümet onların başlıca taleplerini tek tek kabul ediyor.

Şimdiye kadar alınan önlemleri gözden geçirelim: Kara Kuvvetleri’nin konuşlandırılması ve çevik kuvvet takviyeleri, Ceuta ve Melilla’daki iki sömürge yerleşim bölgesinin sınırlarının kapatılması, “kendi yöntemleriyle” baskı uygulamasını sağlamak için Fas diktatörlüğüyle yapılan anlaşmalar –2022’deki Melilla çit katliamında bunun ne anlama geldiğini gördük- ve herhangi bir hukuki güvence olmaksızın, sığınma hakkını açıkça ihlal ederek yeni acil sınır dışı işlemlerini yürütmek…

İnsani krize müdahale etmek için en temel önlemler bile masaya yatırılmadı. Ne sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ne de son saatlerde sınırı geçen on binlerce kişinin beslenme ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması, eylem planları arasında yer alıyor.

Plan, onları daha çok “düşman” olarak; ilgilenilmesi gereken değil, mümkün olan en hızlı şekilde sınır dışı edilmesi gereken “işgalciler” olarak ele almaktır. Onlara “kuşatılmış düşman” mantığı uygulanıyor; temel hayatta kalma imkanlarına sahip olmazlarsa “teslim olmaları”, kendi imkanlarıyla Ceuta’yı terk etmeleri ya da zorla sınır dışı edilmeye daha az direnç göstermeleri daha kolay olurdu!

Ancak bu, “ilerici” başkanımız ve bakanlarımızın birdenbire “faşist” haline geldikleri anlamına gelmez. Sorun şu ki, İspanyol emperyalizminin çıkarlarını savunma konusundaki taahhütleri, bu konuda Abascal (faşist Vox partisi lideri) veya Feijoo’nun (sağcı Halk Partisi lideri) izleyeceği politikadan farklı bir politika izleme imkânını büyük ölçüde kısıtlıyor.

“Kale Avrupa”nın güney sınırını savunma taahhüdü, emperyalist kulübün bir parçası olarak uluslararası aldığı konum ve İspanya bağlamında Ceuta ve Melilla sömürge bölgelerinin korunması, sadece Avrupa’daki çokuluslu şirketlerin ve diğer güçlerin Afrika’daki yağmalamalarının yol açtığı savaş ve sefaletten kaçan milyonlarca insanın göç etme iradesini bastırmak için insan haklarını ihlal eden bir politika izlemeye yol açabilir.

Ancak aşırı sağın bu çerçevesini benimsemek, yalnızca (iktidar partisi) PSOE, Sumar (2023’te kurulan sol bir parti) ya da parlamento ortaklarının çoğunun sorunu değildir. “İlericilik” akımına mensup gazetecilerin, televizyon yorumcularının ve influencer’ların büyük bir kısmı, bu günlerde “kendi” hükümetleriyle ve İspanyol emperyalizminin “sağduyusunu” ve çıkarlarını savunmak için yeniden kenetleniyor.

“Yine” diyorum çünkü 2021’de de, bu yazımda ele aldığım üzücü bir manzaraya tanık olmuştuk; o zaman hükümet ortakları – Podemos ve IU (Komünist Parti öncülüğündeki ittifak) – plajlarda çocukları gözaltına almak için ordunun gönderilmesini desteklemiş ve PCE (Komünist Parti) Genel Sekreteri Enrique Santiago’nun ifadesiyle bunu “ulusal egemenliğin savunulması” olarak nitelendirmişlerdi.

Şu anda Ceuta’da yaşananları açıklamak için öne sürülen ana tez, Tarajal geçişinden gelen göçmen sayısındaki artışın, Fas’ın daha önce pek çok kez yaptığı gibi, İspanyol Devleti’ne karşı bir baskı aracı olarak göçü kullanmasından kaynaklandığı yönündedir.

Bu, yaşananların konjonktürel nedenleri üzerine yapılan analiz ve tartışmalar için geçerli bir unsur olabilir. Ancak bu sefer, son günlerdeki olaylar bu teze daha fazla şüphe uyandırıyor gibi görünüyor.

İspanyol hükümeti, 2021’den farklı olarak, başından itibaren Fas hükümetiyle birlikte geri gönderme ve ülkesine geri dönüş süreçlerini hızlandırmak için iş birliğini güçlendireceğini duyurdu. Perşembe günü Fernando Grande-Marlaska, Fas güvenlik güçlerinin iş birliğine kamuoyu önünde teşekkür etti ve her iki hükümet de Ceuta’ya giren kişileri “mümkün olan en kısa sürede” teslim etme konusunda anlaştı.

Öte yandan, yüzerek girenler için acil geri gönderimleri sınırlayan Yüksek Mahkemenin son kararı, sosyal medyada gerçek bir toplumsal hareket yaratmış ve binlerce genci Ceuta’ya ulaşmaya çalışmak üzere harekete geçirmiş olabilir.

Ancak her şeyi “Fas’ın sorumluluğu”na odaklayan bu hipotezin asıl sorunu, analitik geçerliliği değil; bu yaklaşımın, dinlemesi bile dayanılmaz olan emperyalist bir manikeizmden kaynaklanması ve jandarmaların işini yeniden düzgün yapmasını desteklemeye ya da arzulamaya yol açmasıdır.

Öncelikle, “son derece iyi”, “son derece demokratik” ve “son derece ilerici” İspanya’yı şantajla tehdit etmeye çalışan kötü niyetli bir Fas rejiminin resmedildiği bir senaryo sunuluyor. Göç konusunda, kurbanın Atlantik ve Boğaz rotalarında binlerce kişinin ölümünden sorumlu emperyalist güç olması oldukça ironik.

Bu tutumun bir örneği olarak, Instagram hesabında şu paylaşımı yapan gazeteci Alan Barroso’yu gösterebiliriz: “Bugün Fas Kralı, ülkemize ders vermek amacıyla bu vahşeti yapmaya ittiği on genç öldü. Ve hâlâ ülkemizde, halkını bize şantaj yapmak için yem olarak kullanan bu istismarcı hükümdarın oyununa gelen alçaklar var. İğrenç.”

Barroso ve onun gibiler, bu diktatörlüğün on yıllardır başlıca Batılı güçlerin siyasi, ekonomik ve askeri desteğiyle ayakta tutulduğu gerçeğini göz ardı ediyorlar. Sadece ABD değil, Fransa ve İspanya devleti de buna dahil.

Bourbon hanedanının Fas kraliyet ailesiyle olan dostluğu herkesin malumu olduğu gibi, PSOE liderleriyle de mükemmel ilişkileri vardır; González’den – ki bir zamanlar (Fas kenti) Tangier’de muhteşem bir malikaneye sahipti – (Eski İspanya Başakanı) Zapatero’ya ve şimdi de Sánchez’e kadar uzanan bu ilişkiler, Batı Sahra’nın işgaline verdikleri desteği de içermektedir.

Bu destekler karşılıksız değildir. Diğer pek çok otoriter ve kanlı rejim gibi, VI. Muhammed diktatörlüğü de AB ve üye devletlerine çeşitli hizmetler sunmaktadır. Güney sınırının bir kısmında “jandarma” rolünü üstlenmekten, Avrupa çokuluslu şirketlerinin ülkedeki ve bölgedeki kaynakları yağmalamasına ve talan etmesine izin vermeye kadar uzanmaktadır. Acciona, Sacyr veya FCC, bu tarihi ilişkilerden faydalanan IBEX35 endeksindeki dev şirketlerden bazılarıdır.

Fas monarşisinin zenginliği ve halkının yoksulluğu, Washington, Paris, Berlin ve tabii ki Madrid’deki efendileri ve emperyalist ortakları için yürüttüğü uşaklık yönetimine dayanmaktadır. Bu durum, sürtüşmelerin ve gerilimlerin ortaya çıkmasını engellemiyor. Bunu Batı Sahra meselesinde ya da bölgesel rakibi Cezayir ile yapılan anlaşmalarda gördük. Ancak bunlar her zaman aynı çıkar topluluğunun parçası olma çerçevesinde kalan anlaşmazlıklardır.

Hayatlarını tehlikeye atan binlerce gencin, Faslı despotun yarattığı sefaletten kaçtığı vurgulanırken, İspanyol “ilericiliğin” sözcüleri, bunun kendi Avrupalı satraplarımızla da fazlasıyla paylaşılan bir sorumluluk olduğunu unutuyorlar.

Göç eden milyonlarca insan, on yıllardır Avrupa çokuluslu şirketlerinin emperyalist yağmalamasına, eşitsiz ticaret anlaşmalarına, kaynak sömürüsüne ve gayrimeşru bir borcun ödenmesine maruz kalan bir kıtadan kaçıyor; tüm bunlar, yerel elitlerin ve Fas gibi otoriter rejimlerin suç ortaklığıyla sürdürülüyor.

Ancak bu “Fas’ın sorumluluğu” analizinin bir siyasi öneriye dönüştüğü anda, AB’nin suç niteliğindeki sınır politikalarıyla olan örtüşmeler utanmadan su yüzüne çıkıyor. Eğer “ilerici öfkenin” ana nedeni Fas’ın “şantajı” ise, sonuçta verilen mesaj, kendisine atanan jandarma rolünü oynamayı bırakmaya cüret eden hükümdarın “itaatsizliğini” kınamak gerektiğidir.

Fas polisinin “işini düzgün yapmaması”, “görmezden gelmesi”, “geçmesine izin vermesi”… Bunda kınanacak ne var? Ondan ne yapmasını talep etmeliyiz ya da hükümetlerimizden ondan ne yapmasını sağlamalarını talep etmeliyiz? Melilla’da olduğu gibi binlerce gencin önünü tazyikli su, göz yaşartıcı gaz ya da gerçek mermiyle kesmesini mi?

Bu “ilericiler” için krizin çözümü ne olurdu? Kriz öncesi duruma geri dönmek mi? Göç etmek isteyen binlerce gencin, “ortaklarımız” işini iyi yaptığı için bunu yapamadığı ya da denemeye cesaret edemediği “normallik”e mi?

Aynı bu “ilericiler”, AB ile Kuzey Afrika’daki uşak hükümetler arasında sınırların dışsallaştırılmasına yönelik anlaşmalar yüzünden feryat ederken, neyden şikayet ediyorlar? Bu anlaşmalar tam da AB’nin doğrudan sınırlarındaki göç baskısını azaltmak için tasarlanmıştır. Ve Fas diktatörlüğü, öncü ve son derece verimli bir şekilde, on yıllardır bunu yapmaktadır.

Barroso gibiler gibi “ilericiler”in bu günlerde sosyal medyada yakındıkları şey, Fas diktatörlüğünün, diyelim ki, “sözleşmeyi ihlal ediyor” olmasıdır. “Geçişe izin vermek”, ulusal topraklarımız üzerindeki göç baskısını artırıyor – çünkü evet, elbette kimse bu Kuzey Afrika yerleşim bölgesinin İspanyolluğunu sorgulamayacak, ancak herkes Cebelitarık’ın İspanyol olduğu konusunda hiçbir şüphesi yok.

Bu saçma sapan tutumlarını gerekçelendirmeleri ise, ya bu krize bir son verilecek ya da Ceuta’nın aşırı yük altında kaldığına dair görüntüler aşırı sağın canavarını besleyecek. Oysa yaptıkları şey, tam da bu canavara yüksek proteinli bir diyetle beslemektir. Tutumları, sonuçta İspanya-Fas iş birliğiyle iyi düzenlenmiş bir sınırdan yana olmaktadır ve AB’nin göç ve sığınma hakkına karşı yürüttüğü gerici saldırının dayandığı ideolojik zemine tam anlamıyla girmektedir.

Moritanya, Libya, Mısır veya Türkiye’de toplama kamplarının kurulmasını normalleştiren utanç verici anlaşmaların dayandığı temayı benimsiyorlar. Barroso ve arkadaşları, Fas Jandarması’nın şimdiye kadar olduğu gibi tüm gücüyle çalışmaya devam etmesini ve böylece “İberya’nın ilerici bahçemizin” huzurunu bozmaması için çaba gösteriyorlar.

Podemos gibi diğer sesler, toplu ve aceleyle yapılan sınır dışı etme duyurularını kınadıklarında ya da düzenleme sürecinin genişletilmesini talep ettiklerinde haklıdırlar. Ancak hemen ardından, “Fas’ın sorumluluğu” çerçevesini benimsiyorlar ve hükümetten Rabat’a karşı daha sert bir tutum sergilemesini, yani Fas’ın jandarma rolünü layıkıyla yerine getirmesi için baskı yapmasını talep ediyorlar.

Gerçek anlamda enternasyonalist ve antiemperyalist bir bakış açısıyla bakıldığında, talep daha etkili bir “jandarma” değil, Avrupa Birliği’nin milyarlarca avroyla otoriter hükümetlere dışsallaştırdığı ölümcül sınır sisteminin ortadan kaldırılması olmalıdır.

Bu nedenle, “Regularización Ya/Düzenleme, Şimdi” platformu tarafından ifade edilen tutum özellikle önemlidir. Bu platform, göçmenlerin geri gönderilmesini ve suçlu muamelesi görmesini reddederek hem İspanyol devletinin hem de Fas’ın sınırları şiddet ve ölüm alanlarına dönüştüren bir politikanın ortak sorumluları olduğunu ifşa etmekte ve sınırların kapatılmasına karşı çıkarak hakları, yasal statü kazanmayı ve hareket özgürlüğünü savunmaktadır.

“Girmelerine engel olunmasını” istemiyoruz; istedikleri takdirde tam haklara sahip olarak girebilmelerini ve hareket özgürlüğü ile sığınma haklarının güvence altına alınmasını istiyoruz. Bu nedenle, CIEs’i (Yabancılar İçin Gözaltı Merkezleri), Yabancılar Kanunu’nu ve AB’nin sığınma ve iltica hakkına aykırı Anlaşmasını ortadan kaldırmak istiyoruz.

Yoksullar arasında, sondan bir önceki ile en sondaki arasındaki bir savaşa girmeyeceğiz. Bu nedenle kamu hizmetlerinin, barınmanın, insana yakışır ücretlerin ve herkes için güvencesiz olmayan işlerin, işverenlerin talebi doğrultusunda belirlenen giriş kotaları yoluyla değil, büyük servetlere ve şirket kârlarına vergi uygulanması, maaş kesintisi olmaksızın çalışma saatlerinin paylaşılması, büyük mülk sahiplerinin mülklerine el konulması veya stratejik sektör ve şirketlerin kamulaştırılması gibi önlemler yoluyla garanti altına alınmasını istiyoruz.

Ayrıca, milyonlarca insanın evlerini terk etmek zorunda kalmasının ardında yatan kendi emperyalizmimizin sorumluluğunu gizleyen “ulusal çıkarlar” savunması tuzağına da düşmeyeceğiz. Kardeş halkların yağmacı çokuluslu şirketlerimizi kovmasını istiyoruz; bu nedenle emperyalist baskıya karşı mücadelelerini destekliyor, büyük güçlerin konumlarını sağlamlaştırmak isteyen yeniden silahlanma planlarına karşı mücadele ediyor ve Repsol, ACS ve benzer şirketlerin kamulaştırılması, tüm varlıklarının ve yatırılmış sermayelerinin iade edilmesi ve yıllarca süren yağmalamaların bedelinin kârları ve fonlarıyla ödenmesi için mücadele ediyoruz.

(Dış Haberler)

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
31.07.2026 17:49

Chelsea'ye tarihi ceza: Transfer yasağı, milyonlarca sterlin para cezası

Chelsea, Roman Abramovich'in kulüp sahibi olduğu döneme ilişkin mali usulsüzlükler nedeniyle para cezası ve transfer yasağı aldı. İtirazın ardından transfer yasağının uygulanması ertelenirken, para cezası kesinleşti.

Chelsea'ye tarihi ceza: Transfer yasağı, milyonlarca sterlin para cezası

Chelsea logosu 

31.07.2026 14:45

Ambarlı Limanı'nda ilaç üretiminde kullanılan 3 ton uyuşturucu madde ele geçirildi

İstanbul Ambarlı Limanı'na yanaşan Çin bayraklı bir gemide bulunan konteynerde, yeşil reçeteli ilaç üretiminde kullanılan 3 ton pregabalin ele geçirildi.

Ambarlı Limanı'nda ilaç üretiminde kullanılan 3 ton uyuşturucu madde ele geçirildi

Fotoğraf: DHA

31.07.2026 13:22

Büro emekçileri Dokuz Eylül SGM’nin devredilmesine karşı iş bıraktı: 'Emekçilerin haklarına öncelik verin'

BES ve Büro-İş üyeleri, Dokuz Eylül Sosyal Güvenlik Merkezi'nin devredilmesine karşı tam gün iş bıraktı. SGK önünde açıklama yapan emekçiler, devir kararının durdurulmasını ve kreş taleplerinin karşılanmasını istedi.

Büro emekçileri Dokuz Eylül SGM’nin devredilmesine karşı iş bıraktı: "Emekçilerin haklarına öncelik verin"

Fotoğraf: Evrensel 

31.07.2026 16:20

İletişim Başkanlığı 216 yangına müdahale edildiğini duyurdu

İletişim Başkanlığı, 29 Temmuz’dan bu yana yurdun farklı bölgelerinde 206 yangın meydana geldiğini, bu yangınların 133’ünün orman dışı alanlarda gerçekleştiğini duyurdu.

İletişim Başkanlığı 216 yangına müdahale edildiğini duyurdu

Fotoğraf: AA

31.07.2026 12:56

Pozantı-Ceyhan Otoyolu'nun ÇED toplantısı yapıldı: '15 dakikalık hız için tarım alanları ve ormanlar feda ediliyor'

Adana Ekoloji Platformu, Pozantı-Ceyhan Otoyolu Projesi'nin ÇED toplantısında yaklaşık 655 hektarlık kamulaştırma alanının büyük bölümünün tarım arazileri ve ormanlardan oluştuğuna dikkat çekerek projeye tepki gösterdi.

Pozantı-Ceyhan Otoyolu'nun ÇED toplantısı yapıldı: "15 dakikalık hız için tarım alanları ve ormanlar feda ediliyor"
31.07.2026 22:00

Mardin'de DEDAŞ'a elektrik kesintisi tepkisi: Her gün elektriğin 8 saat kesilmesi kabul edilemez

Mardin’de Demokratik Kurumlar Platformu, bölgede yaz sıcaklarında günde 8 saati bulan DEDAŞ elektrik kesintilerini protesto etti. Kesintilerin tarımsal üretime, esnafa ve cihaza bağlı hastalara zarar verdiği vurgulanan eylemde acil çözüm talep edildi

Mardin'de DEDAŞ'a elektrik kesintisi tepkisi: Her gün elektriğin 8 saat kesilmesi kabul edilemez

Fotoğraf: ANKA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!