Geleceğin provasını bugünün mücadelesine taşıyalım!
Kamptan sadece güzel anılarla ayrılmıyorum. Öğrendiğim bilgiler, kurduğum dostluklar ve büyüyen mücadele inancımla ayrılıyorum. Şimdi sıra burada kazandıklarımızı okullarımıza, iş yerlerimize, mahallelerimize taşımakta!
Dila ÖZTÜRK
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Geleceğin peşinde, emeğin izinde, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya hedefiyle çıktığımız bu kampta aslında yalnızca birkaç gün geçirmedik; aynı hayali kuran yüzlerce insanın arasında, umudun örgütlenince nasıl büyüdüğünü de gördük. Bunu yalnızca atölyelerde ya da forumlarda değil; sabah erkenden gazete için uyanırken, yemek dağıtırken, çöp toplarken, nöbetlerde birbirimizin yükünü omuzlarken de hissettik. Sadece bir hafta boyunca bile olsa, gelecekte kurmak istediğimiz yaşamın küçük bir provasını yaptık. Belki de en güzel yanı buydu; hayalini kurduğumuz dünyanın aslında ulaşılmaz bir düş değil, birlikte kurulduğunda ne kadar gerçek ve mümkün olduğunu görmekti.
Üniversite forumundan reçetemizi bulduk
Bu duygunun en çok hissedildiği yerlerden biri de üniversite forumlarıydı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce gencin kendi okulunda yaşadığı sorunları ve bunlara karşı nasıl mücadele ettiğini dinledik. Şehirlerimiz farklı olsa da dertlerimizin ne kadar ortak olduğunu, bu ortak sorunların ise ortak bir mücadeleyi zorunlu kıldığını bir kez daha gördük. Forumlardan yalnızca yeni fikirlerle değil, döndüğümüzde ne yapacağımıza dair somut planlarla ayrıldık. Hatta daha kamp bitmeden, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi olarak bir araya gelip okulumuzdaki kadın topluluğu eksikliğini yeniden konuştuk; dönem başında bunu nasıl kurabileceğimizi, nereden başlayacağımızı planlamaya başladık bile.
Atölyelerde neler konuştuk?
Atölyelerden de bahsetmeden olmaz. Ama önce organizasyona küçük bir sitem: aynı saate bu kadar güzel atölye koymak hiç adil değildi. İnsan kendi atölyesinden memnunken diğerlerinde neler konuşulduğunu merak etmekten kendini alamıyor.
Ben kadın çalışmaları ve devrimler tarihi atölyelerine katıldım. Özellikle kadın çalışmaları atölyesi, kadın mücadelesine bakışımı değiştiren duraklardan biri oldu. Kadınların tarih boyunca verdiği mücadeleyi, farklı feminizm akımlarını, kadın emeğiyle kapitalizm arasındaki bağı konuşurken aslında bugünü anlamaya çalıştık. En önemlisi de bugün sahip olduğumuz hiçbir hakkın gökten inmediğini, hepsinin örgütlü mücadeleyle kazanıldığını bir kez daha gördük. Belki de bu yüzden kampın son günü yapılan geleneksel kadın yürüyüşü benim için çok daha farklı bir anlam taşıdı. Birkaç gün boyunca üzerine konuştuğumuz mücadele, bu kez elimizde pankartlarla, sloganlarımızda ve yan yana yürüyen yüzlerce kadının sesinde karşılık buldu.
Devrimler tarihi atölyesinde ise farklı dönemlerde yaşanan devrimleri karşılaştırmalı örneklerle ele aldık. Üretim biçimlerindeki ve üretim ilişkilerindeki değişimlerin yalnızca devletleri ve toplumları değil, insanların günlük yaşamını, kültürünü, hatta oynadığımız oyunlara kadar birçok şeyi nasıl şekillendirdiğini konuştuk. Tarihsel olaylara tek tek değil, neden-sonuç ilişkileri içinde ve birbirini besleyen süreçler olarak bakmak benim için atölyenin en değerli kazanımlarından biri oldu. Özellikle atölye boyunca Adanalıların tarihsel süreçteki şaşırtıcı etkisine de bolca değindik. (Biraz mizah, biraz gerçek… karar sizin.)
Ve tabii içimizde kalan, gidemediğimiz atölyelerin buruk acısı… Seneye beni bekle politik iktisat, Manifest hileli dansı… Tabii ki kamp boyunca söyleşilerde ve panellerde bizimle deneyimlerini, birikimlerini ve mücadelelerini paylaşan herkese de teşekkür etmek gerekiyor.
Deniz Göktaş bu yıl aramızda olması gerekirken bize mektubuyla ulaştı. Ama onun sesini yalnız bırakmayan, dayanışmayı büyüten ve onu bizimle buluşturan arkadaşlara da ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Deniz’i mektubuyla dinlemek kıymetliydi ama umarım gelecek kamplarda onu mektubundan değil, bizzat kendisinden dinleyebiliriz. Yalnızca Deniz için değil; düşüncelerini özgürce ifade edebilen, düşünceleri nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılmayan herkes için daha özgür, daha eşit ve daha demokratik bir ülkede yeniden aynı kamp alanında buluşmayı diliyorum.
Kamptan öğrendiklerimizle mücadeleyi büyütmeye!
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen 23. Gençlik Yaz Kampı da sona erdi. Geriye ise hâlâ kulaklarımızdan silinmeyen Işık Berfin’in sesi, Ostim ekibinin inanılmaz müzikal şöleni, Ankaralı olmak ya da olmamak, Mehmet Türkmen’in elinden gözleme yemek ve tabii ki hâlâ çözemediğimiz Redd grubunun o meşhur Starbucks konuşması kaldı. Sanırım bunların bir kısmını kampa gelmeyen arkadaşlar hiç anlayamayacak. Olsun, biraz da kampa gelenlerin sırrı olarak kalsın.
Ben bu kamptan sadece güzel anılarla ayrılmıyorum. Kendime kattığım bilgilerle, kurduğum dostluklarla ve büyüyen mücadele inancımla ayrılıyorum. Şimdi sıra burada kazandıklarımızı okullarımıza, işyerlerimize, mahallelerimize taşımakta. Çünkü kampın asıl anlamı çadırlar toplandığında bitmiyor; tam tersine, asıl o zaman başlıyor. Umarım seneye aynı kamp alanında, daha da çoğalmış, daha da güçlenmiş ve bu bir yıl boyunca verdiğimiz mücadelenin hikâyelerini birbirimize anlatıyor oluruz. O zamana kadar mücadelelerimizde görüşmek üzere.
(Genç Hayat)Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et