Doç. Dr. Hakan Güneş: Ankara NATO zirvesi Ukrayna savaşı açısından bir dönüm noktası
NATO'nun Ankara zirvesi sonrası şiddetlenen Ukrayna savaşının geldiği noktayı, İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve aynı zamanda TİP Uluslararası İlişkilerden Sorumlu PM Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş ile konuştuk.
Doç. Dr. Hakan Güneş
Elif Görgü
Donald Trump’ın ikinci kez iktidara gelir gelmez hemen çözeceğini iddia ettiği Ukrayna savaşı dördüncü yılında şiddetlenerek devam ediyor. Ankara’daki NATO zirvesinden yenilenen bir Batı desteğiyle ayrılan Ukrayna yönetimi, Rusya’nın içlerine yönelik İHA’lı saldırılarını artırdı, hatta Hazar Denizi’nde İran gemisi vuracak kadar ileri gitti. Benzer şekilde Rusya’nın hava saldırıları da şiddetlendi.
Ukrayna savaşının geldiği noktayı İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve aynı zamanda TİP Uluslararası İlişkilerden Sorumlu PM Üyesi Doç. Dr. Hakan Güneş ile konuştuk. Güneş, bir yandan ABD ve genel olarak Batı’nın asıl meselesinin Çin olmaya devam etmesi nedeniyle Rusya ile bir barışın hâlâ mümkün olduğuna değinirken, öte yandan Ankara zirvesiyle değişen dengelerle birlikte Ukrayna saldırılarının etkinliğinin artmasının Rusya’yı daha da zorlayacak bir noktaya getirmesi halinde taktik nükleer silahların devreye gireceği daha sert bir evrenin de gelebileceği uyarısı yaptı.
Trump’ın hızlı barış iddiası neden gerçekleşmedi?
Çok kısa özetlersek ocak ayında Trump’ın gelmesiyle Ukrayna’da bir barış süreci başlayacağı, hatta çok hızlı çözüleceği söylenmişti. Alaska’da görüşme oldu, ardından Ukrayna’yla Rusya arasında çeşitli görüşmeler oldu ancak şu ana çözüm neden olmadı? Geçen zamanda yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben de Trump’ın gelişiyle birlikte sürecin hızlanacağını ve çözülme ihtimalinin hayli yükseldiğini düşünenlerden bir tanesiydim. Çünkü bu konu şu iki parametreyle ilgiliydi: Birincisi Amerika Birleşik Devletleri küresel düzeyde güç kaybediyor ve Rusya’yı yanına çekmek istiyordu. Liberal dünyada böyle resmedildi ancak iki otoriter sağcı liderin birbirini sevmesi değildi konu. Ama Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya’yı Çin’e yakın değil kendisine yakın tutması mantıklı görünüyordu; Trump bu çizgiyi temsil ediyordu. Birinci faktör bu.
İkinci faktör Sovyetler çöküşünden bu yana Rusya burjuvazisinin, yani Rus oligarklarının yatırımlarının ve bağlantılarının çok önemli bir kısmının Batı dünyası ile olmasıydı. Şimdi bu iki faktörü bir araya getirdiğinizde -Avrupa’da da İngiltere ve diğerlerinin izlediği agresif politika bir yana bırakıldığında- çözüm bu iki tarafın da aslında çıkarına bir durumdu. Bu nedenle de barış mümkündü.
Ben hâlâ bu koşullar belirli ölçülerde var diye düşünüyorum, fakat neden bu kadar uzuyor ve bir anlaşmaya varılmıyor? Tabii ki bir savaşı başlatmak kolay ve bitirmek kolay değil, bir tarafı bu. İç kamuoylarına bunu nasıl anlatacaklar mesela. Ama Rusya, Amerika Birleşik Devletleri’nin çöküş sürecinin çok hızlandığını okumaya başladı. Bence bir okuma değişikliğine geçildi. Yani Çin’in olağanüstü hızlı yükselişi, özellikle son birkaç yıldaki öne geçişi, Rusya’ya Batı ile ilişkilerini bir kez daha gözden geçirme fırsatı verdi. Dolayısıyla daha dengeli bir yerde; kendisini hem Çin’e hem Batı’ya daha yüksek fiyata sunabilecek şekilde görmeye başladı. Bu da bir barış olasılığını zorlaştırıyor. Çünkü sahada kazanamıyor. Dört buçuk yıl oldu, metre metre ilerleyebiliyor. Putin’in tüm anlatısına rağmen, koca Rus ordusunun, herhalde Romanovlardan bu yana en büyük başarısızlık örneklerinden bir tanesidir. Bütün Avrupa ve bütün Batı destek veriyor ama karşısında Ukrayna var. İkinci Dünya Harbi’nde karşısında kocaman savaş makinesi vardı, üstelik daha zayıftı. Yani askeri açıdan da çok başarısız, Donetsk’i bile kurtarmadan Putin içeriye ne anlatacak gibi sorular mevcut.
"Putin, Batı’nın tüm tuzaklarına düştü"
Bu nedenle mümkün olabildiğince savaşı uzatıyor. Çin’le Batı, Amerika arasındaki bu kıymetli denge pozisyonu, tabiri caizse büyük bir rahatlıkla kullanma eğiliminde Putin. Ama ben bu saldırıyı başlatırken yaptığı büyük hatayı, şimdi de barışmamak biçiminde bir büyük hata olarak sürdürdüğü kanaatindeyim.
Putin’i ekonomik anlamda Yeltsin’den sonra olağanüstü başarılı gören birisiyim, zaten bu böyle. Fakat adeta bir efsane haline gelmişken bütün Slav halkları -kardeş halklarıdır Rusların- öyle ya da böyle ayrı bir halk haline getirmeyi başardı. Yani Batı’nın ona kurduğu tuzakların hepsine düşmeyi başardı. O suçu Lenin’e atsa bile Ukrayna’yı ayrı bir ulus haline getiren Vladimir Putin’in kendisidir ve önümüzdeki yüzyıl boyunca da bu değişmeyecek. Her açıdan başarısız gidiyor bana kalırsa. Önce ne kadar başarılıysa şimdi de o kadar başarısız.
Dolayısıyla şimdi bu masada makul bir noktaya gelmeme, bana göre, esasen Zelenskiy’den çok Putin’den kaynaklı. Çünkü mevcut durum onun için yeterli değil. 4.5 yılda askeri hatta ilerlediği birkaç yüz metre onun için yeterli değil.
"Ukrayna savaşının dengeleri açısından bir dönüm noktası"
Bir yandan da baktığımızda aslında Avrupa kıtasının da daha büyük savaşa hazırlandığını görüyoruz. NATO zirvelerinde de silahlanmaya ayrılan, ayrılması tartışılan bütçeleri gördük ve bu görevin, Ukrayna savaşının daha fazla Avrupa’ya yüklendiğini de görüyoruz. Yani Putin barış istemiyor derken bütün bu hazırlıklara baktığımızda Avrupa da savaş hazırlığını arttırıyor ve barış gibi bir seçeneği değerlendirmiyor görünüyor. Ne dersiniz?
Avrupa zaten barış istemiyordu. Özellikle İngiltere, Polonya başta olmak üzere Doğu Avrupa’nın tamamı, üstüne de Alman Yeşilleri, Sosyal Demokratları diye giden ve giderek genişleyen bir liste, barışı, Rusya’nın daha fazla kayıp içinde olduğu bir anda istiyor. Çünkü daha fazlası riskli onlar açısından.
Ama hepsi Trump karşısında el pençe divan durdular. Dolayısıyla burada belirleyici olan Trump-Putin ilişkisiydi. Trump Putin’i ikna edemedi. Asıl büyük belirleyici bu. Zelenskiy’nin bir çocuk gibi azarlandığı anları hatırlayalım. Avrupa bundan hiç hoşnut değildi. Dolayısıyla Avrupa paktı savaşı daha da tırmandırarak Rusya’yı daha fazla taviz verdiği bir aşamada masada görmek istiyor, bu doğru. Rusya’dan ya yönetim değişikliği ya başka bir biçimde daha ciddi kaynak ihaleleri almak istiyor. Yani her emperyalist devletin yapacağı şey bu. Dolayısıyla Avrupa bu konuda ısrarcı.
Bu ısrarın arkasını getirecek kadar güçlü mü? Amerika olmaksızın, hayır. Ama Ankara’da Amerika’nın desteğini en azından bir dönem için daha ve daha güçlü bir şekilde aldılar. Yani Trump’ın göreve geldiği günlerdeki hava Ankara’da değişmiştir. Kesin bir tarih söylememiz gerekiyorsa 7-8 Temmuz 2026 NATO Ankara zirvesi Ukrayna, Rusya, Avrupa dengeleri açısından bir dönüm noktasıdır. Burada artık Putin’i ikna edemeyen, ortak noktaya çekememiş, dolayısıyla da Avrupalı partnerlerini de tamamen dışarıda bırakmayan; İran’daki başarısızlık sonrası onları da belli düzeyde yanında tutmak isteyen Trump bir karar değişikliğine gitti ve belli ölçüde maliyetini Avrupa’ya yansıtmak kaydıyla Avrupa’nın daha agresif politikasına en azından bir dönem daha izin verdi. Bu da belki Trump açısından Putin’i masaya daha yaklaştıracak bir taktiktir. Bunu bilemiyoruz.
Avrupa sermayesinin savaşçı eğiliminin arkasında ne var?
Öte yandan Avrupa sermayesinin savaştan çıkarı nedir? Tabii ki silah ve enerji şirketlerinin nasıl kazançlar elde ettiğini görüyoruz ama bir yandan da ekonomik olarak Rusya ile ilişkileri kesmek Avrupa’yı büyük sıkıntıya da soktu ve Amerika’ya daha bağlı hale getirdi. Giderek daha saldırgan bir politika şu anda Avrupa sermayesinin neden çıkarına?
Batı sermayesi bir bütün olarak göreli düşüş içerisinde. Yani göreli olarak küresel pastadan aldığı payı küçülen bir yerde duruyor. Dolayısıyla böyle zamanlarda bütün şirketlerin yaptığı bir yaklaşım var, o da gayrimeşru araçlara başvurmak; savaş ve benzeri araçları denemek.
Öte yandan Avrupa’daki sağın yükselişi eşittir Avrupa’nın düşüşü; Avrupa düştükçe sağ yükselecek. O yükseldikçe aşırı sol da yani sosyalistler de yükselecek. Bu neredeyse tartışmaya kapalı bir gerçeklik. Gördüğümüz tablo da bu. Parantezi kapatıp bağlayalım: Şunu söylemeye çalışıyorum, Avrupalı şirketler de daha fazla ganimet elde edebilecekleri bir konumda olmak istiyorlar. Dolayısıyla burada bir yatırım yaptılar. Özellikle Almanya için söyleyecek olursa, bir kanat savaşı istemiyordu ama isteyen kanat kazandı.
Sonunda bir kez girilmiş olan bu savaşta hem Ukrayna topraklarında hem de toprak olarak fethedilmeyecek olsa bile Rusya’nın sonsuz kaynaklarından istifade edecek bir konumda kapatmak istiyorlar bu süreci. Tabii ki isteklerle gerçekler aynı şekilde gitmez, ama bu kadar yatırım yapmışken bu aşamada geri çekilmemelerinin gerisinde, bilançolarına açıp baktıklarında gördükleri bir tablo var. Yani bu sahayı genişletme arzusundalar ve bunun için de Ukrayna, Rusya hattı kesin olarak önlerinde duruyor. Ukrayna’nın da -tırnak içinde- istikrara kavuşması lazım, onun için de Rusya’nın en az Ukrayna toprağı alarak barış masasına oturması lazım. Avrupa’nın savaşçı eğiliminin nedenini böyle formüle edebiliriz.
"Zelenskiy Ankara zirvesinde en iyi günlerini yaşadı"
Ukrayna’ya gelirsek… Son dönemde Ukrayna’nın yoğun İHA saldırıları gündeme geldi ve etkili de olmaya başladı. Rusya’nın belli bölgelerinde, belli seviyede bir akaryakıt krizine dahi neden olan bir süreç yaşanıyor. Hatta İran gemileri vuracak kadar Ukrayna’nın daha saldırganlaştığı ve etkin olduğu bir süreç görüyoruz. Bu nasıl oldu?
Ankara diyeceğim, NATO zirvesi… O çok kısa sonuç bildirgesinde Ukrayna temel bir gündem değildi. Ancak hem kaynak aktarımı anlamında hem de siyaseten destek verilmesi noktasında mutabık oldular. Beyaz Saray’daki o çocuk gibi azarlanmanın ardından Zelenskiy en kötü günlerini yaşadıysa Ankara’da da en iyi günlerini yaşadı. Dolayısıyla bunun üstüne İran gemisi de vurur, Venezuela’nın kablosunu da keser...
Trump’ın Zelenskiy’yi masaya doğru daha sert biçimde ittiği koşullarda dahi hem Doğu Avrupa ülkelerinin hem Britanya ve Almanya’nın desteğiyle el artırdılar. Rusya’nın içine yönelik son bir yılda olağanüstü güçlü, etkili saldırılar gerçekleştirdiler. Çok küçük bir metrekare olsa bile sembolik değeri önemlidir, Kursk bölgesine girdiler ve koca Rusya daha bu Rus toprağını bile kurtaramadı. Ukrayna ordusu 10 kilometrekare kadar -ki isterse 1 metrekare olsun- bir sahayı tutuyor elinde.
Ayrıca trenleri vuruyor, başkent Moskova’da hava sahası çoğu kez ihlal ediliyor, rafineriler vuruyor. Bunlar günlük hayatı her zaman etkilemiyor, geçen haziranda Moskova’daydım, birkaç kere hava sahası kapatıldı ben ordayken de örneğin...
Ancak hâlâ ekonominin Türkiye’den daha iyi olduğunu vurgulamak gerekir. Yine de günün sonunda sözleşmeli asker de olsa her hafta çok sayıda ölü asker geliyor; bacağını kolunu kaybetmiş yaralı asker geliyor. Ukrayna’dakinden daha az geliyor, doğru, ama geliyor ve bu süreç dört yılı aştı. Daha ne kadar sürdürülebilir, işte buna değecek bir kazanımla çıkması lazım Putin’in. Bu da işleri zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya dönersek, dediğim gibi bu cesaretteki adımlar Ankara’dan sonra edinilmiş siyasi cesaretle de ilgili. Bir de kolektif olarak Batı, bu geçen zaman içerisinde savaş teknolojileri anlamında yeni şeyler geliştirdi, özellikle dronlar konusunda Rusya’yı çok zorluyorlar. Yani Rusya çoklu saldırılar konusunda müthiş bir üretim kapasitesine geçti ama Ukraynalılar da etkili vuruş noktasında ve taktik-istihbari anlamda çok başarılı bir noktaya geçti. Dolayısıyla bu yenişememe hali büyük ölçüde dronlar üzerinden sürdürülüyor.
Rusya içinde neler oluyor?
Rusya’daki gözlemlerinizden bahsetmişken onu da sormak isterim. Dört yılın sonunda gelinen nokta konusunda Rusya’nın içinde, egemen sınıflar ve halk kesimleri açısından duruma dair gözlemleriniz neler?
Sosyalistlere dair konuşalım, harcıalem konuşmayalım; Rusya’da, Rusya’nın Ukrayna’daki savaş harekatını destekleyen, bunu NATO saldırganlığı karşısında bir öz savunma yanıtı olarak değerlendiren sosyalistler dahi hapishanede şu anda. Bu çok önemli bir nokta. Yani özellikle Sergey Udaltsov gibi. Yahut genel olarak savaşa eleştirel yaklaşan Boris Kagarlitsky gibi. Bu, Putin rejiminin, Rus burjuvazisi ve uluslararası burjuvazinin genel yaklaşımına uygun bir sağcı profilde olduğunu gösteriyor. Bence okurlarımız buna dikkat etmeli. Yani bir şey daha önemli, ben onun da unutulduğunu düşünüyorum: Rusya’nın sol çevrelerinde bu savaşı meşrulaştıran bir taraf vardı çünkü Ukrayna metrekareye en fazla faşistin düştüğü ülkeydi, şu anda da böyledir. Putin bu gerçekliği sanki kendisi antifaşistmiş gibi bir müddet kullandı, fakat vaftiz babasını Ukraynalı en azılı faşiste takas etti. Azov Taburu liderini Mariupol’da yakaladılar, hatırlayın. Sonra Odessa’da sendika binasında yakılan, vücutları lime lime edilen herkesi hatırlayın, o Neonazi şiddet olaylarının müsebbibi nihayet Rus ordusunun eline geçmişken onu bir yaşlı vaftiz babasıyla değişemezsiniz. Stalin oğlunu feda etmişti… Hiç pazarlığa girmemişti Nazilerle. Şimdi dolayısıyla ikinci nokta da bu. Yani birincisi savaşa karşı olmayan sosyalistler hapiste, Komünist Manifesto okuyor diye alınan 17 yaşında çocuklar dahil buna, Putin içeri atıyor. İkincisi Rusya içinde de bolca faşist ürüyor ve Ukraynalı faşistlere karşı mücadele konusu artık neredeyse konu olmaktan çıktı. Yani bana kalırsa süreç bir tek adamın akılsızlığı biçiminde ilerliyor.
Öte yandan Rus askeri başarısızlığı beni şaşırttı ama ekonomik başarısı da olumlu yönde şaşırttı. Yani beklemediğim kadar iyi bir performans sergiliyor. O anlamda da şunu eklemek isterim; hem yüksek rakamlarla sözleşmeli asker finanse edebiliyor oluşu, hem de genel olarak ülke ekonomisini iyi bir seviyede tutuyor oluşu toplumsal muhalefeti ‘Masaya otur, barışalım’ dedirtecek noktaya getirmiyor. Üçüncü nokta da budur. Bir muhalefet, bir memnuniyetsizlik var ama ekonomik durum kötü olmadığı hatta iyi sayılabileceği için büyük bir memnuniyetsizlik dalgasına dönüşmüyor. Rusya içi için söyleyebileceğim bu.
Bu arada Ukrayna’da son dönemde halk protestoları ve görünür bir koltuk kavgası da gündemde. Oradaki durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Ukrayna Rusya’yla kıyaslanamayacak kadar karışık. Ukrayna’nın içini okumak da gerçekten çok zor. Çünkü her bir oligarkın desteklediği bir siyasetçi kümesi var. Rusya’da bu tek parça, yani Rusya’da devlet bürokrasisi oligarklara hükmedebilecek seviyede. Tamamen emirlerinde değil orada bir geçişkenlik var ama Ukrayna’da oligarklar hâlâ siyasi partiler, milletvekilleri ve siyaset üzerinde çok etkili ve çok farklı Ukraynalı oligark kümeleri var. O nedenle de Ukrayna içinde herkes birbirinin paçasından aşağı çekiyor. Ve kimin nereden ne ihaleyi alacağı, dışarıdan gelen yardımların hangi fabrikaya, ne tür silaha yatırılacağından tutun da temel olarak kaynak paylaşımı konusunda kendi içlerinde bitmeyen bir harp halindeler. Zelenskiy, henüz başka bir formül bulamadıkları için ortada duran bir figür. Belli bir halk desteğini ve Batı desteğini de almış olduğu için mecburen seçimlere de gidemeyen, tuhaf, kilitlenmiş bir siyasi hayat yaşıyorlar.
Putin ve Rusya ağırlıklı konuştum daha çok ama şunu tekrar etmek isterim, Ukrayna metrekareye en yüksek sayıda faşist düşen topraktır. Ve bu faşistler halihazırda Avrupa’nın, NATO’nun desteklediği ordunun parçasıdır.
"Barış hâlâ mümkün çünkü Batı’nın ana meselesi Rusya değil, Çin"
Ukrayna savaşının, -İran’a karşı savaşın da çok bitmeyecek gibi göründüğünü de hesaba katarsak- yakın süreçte nereye gitmesini öngörüyorsunuz? Var mı öngörünüz?
En başta konuştuğumuz denklemin hâlâ geçerli olduğunu düşünüyorum. Batı’nın Rusya’ya ihtiyacı var, çünkü ana mesele Rusya değil, ana mesele Çin. Bunu herkes biliyor. Ve Çin öyle hızlı yükseliyor ki çok hızlı hareket etmeleri gerekiyor. Rusya’ya ihtiyaçları var, bu da barışı mümkün kılıyor. İkincisi, Rus burjuvazisi Çin’den çok daha Batıcı eklemlenmelere sahipti. Bu da barışı mümkün kılıyor.
Fakat 4 yıllık ölüm kalım ve mücadelesinden sonra Donetsk’i bile tam kurtaramamış, üstüne Zaporijya’yı eklese bile asıl kavgayı başlatan Novorossiya topraklarında bile tam hakimiyet sağlayamamış bir askeri denklem, Rusya’nın işini zorlaştırıyor. Ankara zirvesi sonrası yeni Ukrayna atağı eğer daha da güçlü şekilde Rus ordusunda çatırdamalara neden olursa, o zaman gerçekten taktik nükleer silahlar -stratejik değil taktik nükleer silahlar- dahil olmak üzere savaş daha da sert bir evreye geçilebilir.
Ama bundan hemen önceki an da barışa en yakın olduğumuz andır. Bunu görebiliriz. Kesin şu olacak diyemiyorum, sadece parametreleri sayabiliyorum. Çünkü savaş başladığında 2 ay, 4 ay, en uzun 2 yıl sürebilir denirken 4.5. yılda konuşuyoruz. Dolayısıyla bu çağda artık böyle bir zaman ve sonuç kestirmek gerçekten çok zor. Ama dediğim gibi dönüm noktası, yani Ankara NATO zirvesi sonrası yeni Ukrayna atakları beklenecekti, gelmeye başladı. Bunun altında Rusya ezilmeye başlarsa bu ya taktik nükleer mukabeleye döner ya da barışa vesile olur.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et