Milliyetçiliği aşmak: Neye karşı, nasıl bir muhalefet?
Saray rejiminin karşısında duracak gerçek bir muhalefet, emperyalist sömürü ilişkilerinin tümünü yıkmayı hedefleyerek var olabilir. Rotamız, tüm dünya işçilerinin enternasyonal mücadelesi olmalıdır.
Fotoğraf: Heinrich Hoffmann/Krakow-Warsaw Press Publishing / Wikimedia Commons (PD-US)
Berzan BAYHAN
İstanbul
Geçtiğimiz günlerde Özgür Özel, NATO zirvesi sebebiyle Newsweek’e bir yazı yayımladı. Bu yazıda Türkiye’nin NATO’daki varlığının olumlu olduğunu savunurken, Türkiye’de yaşanan demokrasi krizinin ve artan baskıların NATO açısından nasıl bir tehlike oluşturacağından bahsetti: “Stratejik olarak vazgeçilmez bir üye olmasına rağmen artık demokrasisi işlemeyen bir ülke olacak ve milyonlarca vatandaşı, barışçıl demokratik yollarla değiştiremeyecekleri siyasi ve ekonomik düzenden giderek daha fazla memnuniyetsizlik duyacak. Bu sadece bir iç kriz olmayacak, derin bir güvenlik sorunu teşkil edecek.”
Türkiye’nin ana muhalefet partisinden bir temsilcinin, bir savaş örgütü olan NATO’nun Türkiye'ye fayda sağlayacağını savunması elbette büyük bir yanılgı. Bugün tırmanan emperyalist savaşlardan, topraklarımızın parsel parsel madene açılmasına kadar ülkedeki bağımlılığı derinleştiren sistemin ana garantörünün bizzat NATO olduğunu, Saray iktidarının saldırılarına, tutuklamalarına ve demokrasiyi tasfiye etmesine alan açtığına karşı böylesine bir körlük bizi muhalefet kavramı üzerine düşünmeye sevk ediyor. Saray iktidarına karşı güçlü bir mücadele yürütmenin koşulu, muhalif partilerin söylemlerinin hangi temelde geliştiğini saptamayı ve böylece nasıl bir mücadele rotasına ihtiyacımız olduğunu kavramayı gerektiriyor.
Milliyetçi söylem aslında ne vaadiyor?
Tam da bu noktada ana muhalefetin en çok sarıldığı ve öne çıkardığı kavramlardan biri olarak milliyetçilik karşımıza çıkıyor. Özgür Özel’in Anıtkabir ziyaretlerinde yahut mutlak butlan açıklamalarında CHP’den “kurucu parti” olarak bahsetmesi, “Atatürk milliyetçiliği”ne yaptığı atıflar; söz konusu NATO olduğunda bir anda iktidarla girilen bir sadakat yarışına dönüşüveriyor. 6 Mayıs’ta Amerikan askerlerini denize döken Deniz Gezmişlerin anmasına katılıp bağımsızlık naraları atarken, iş emperyalizmin vurucu gücü NATO’ya geldiğinde bu ikircikli tutumu takınmaları bir tesadüf ya da basit bir tutarsızlık değil.
Bu durum, doğrudan doğruya milliyetçiliğin bir ideoloji olarak özüyle ve sınıfsal karakteriyle ilgilidir. Milliyetçilik; asıl sorunları çözen değil, üstünü örten burjuva bir nitelik taşır. Günümüzde “millet, milliyet, yurtseverlik” gibi kavramların hepsi birbirine girmiş ve tahrif edilmiştir; oysa memleketini ve halkını seven birinin milliyetçi olması gerekmez. Milliyetçilik en temelde, burjuva ulus-devlet yapısı altında yaşayan halk kesimleri ile bu devlet arasında kurulan yapay bir aidiyet biçiminin ürünüdür. Ulus burjuvazisinin halka kabul ettirmesi gereken asıl sahtekârlık şudur: “Sınıfsal ayrımlar ve yaşam koşulları ikinci plandadır, hepimiz aynı gemideyiz. Benim egemenliğim, aslında halkın egemenliğidir.”
Tam da bu yüzden Saray iktidarı, gücünü kaybettiği ve krizin derinleştiği her evrede "iç cepheyi sıkılaştırmak" adına hayali bir dış düşman yaratarak milliyetçi dalgayı büyütür. Halkın gerçek sorunlarına gerçek çözümler üretemeyen burjuva muhalefetin söylemleri ise iktidarın bu hamlesini teşhir etmek bir yana dursun, zaten kendi ideolojik kodları gereği aynı milliyetçi hattı beslemeye devam eder. Milliyetçi ideolojiler, özü itibarıyla ülkenin gerçekten bağımsızlığa kavuşması için hiçbir somut söylem ya da mücadele biçimi ortaya koymazlar. Memleketin dört bir yanını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çeken 317 sayılı Maden Kanunu'na dişe dokunur bir ses çıkarmayanlar, ülkenin bağımlılığını daha da derinleştiren NATO’ya karşı olmak şöyle dursun onun savunuculuğuna soyunanlar, bu sahte muhalefetin en net kanıtıdır. Ülkenin kaynakları emperyalistlere peşkeş çekilirken, gerçek bir bağımsızlık söyleminin üretilememesi bir yetersizlik değil, tam da bu ideolojinin durduğu zeminin kaçınılmaz sonucudur.
Yükselen aşırı sağ ve yansımaları
Bugün dünya genelinde aşırı sağın, farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde de olsa hızla yükselmesi de bu tablodan bağımsız değildir. Emperyalist güçler arası rekabetin kızıştığı, savaşların tırmandığı ve halkların günden güne daha ağır bir yoksulluğa mahkûm edildiği bir dönemden geçiyoruz. Normal şartlarda buna karşı toplumsal hareketlerin büyümesi, grevlerin artması beklenirken devreye sokulan milliyetçi ideoloji; kitlelerin artan tepkisini sönümleme, mücadele rotasını şaşırtma ve asıl sorumluları gizleme amacı taşır.
Bu siyasetin kitleleri manipüle etmek için kullandığı aparatlara en çarpıcı örneklerden biri olarak, savaşların yarattığı en trajik sonuçlardan olan "göç" meselesini gösterebiliriz. Emperyalist bağımlılığın bizzat destekçisi olan partiler, göçün asıl sorumlusu olan savaşlara ve o sistemi var eden emperyalizme karşı tek kelime etmezken, artan yoksulluğun faturasını göçmenlere keserek sahte bir muhalefet hattı kurarlar. Zafer Partisi'nin ya da Almanya'da AfD'nin yükselişi bunun en açık örneğidir. Bu sahte muhalefet anlayışı, gerçek sorunları çözmek yerine kitleleri göçmen karşıtlığı gibi suni ve hedefsiz bir öfkeye hapseder ve asıl mücadeleyi böler.
Bu durumun gençlik kesimleri üzerinde bulduğu karşılık azımsanacak gibi değildir. Örneğin 19 Mart’ta üniversite gençliğini kasıp kavuran eylem furyasında kendini gösteren eğilimlerden biri yine milliyetçilik olmuştur. Milliyetçiliğin o dönemde Saray iktidarının karşısında örgütlü ve sınıf bilinciyle güçlenmiş bir gençlik hareketinin çıkmasının önünde nasıl bir engele dönüştüğünü hatırlamak önemlidir.
Aynı sözde “muhalefet” oluşumu kendini farklı alanlarda da gösterir. İstiklal Kadınları Derneği adıyla ortaya çıkan grupların 8 Mart’taki provokasyonlarını düşünelim. Kadın mücadelesini büyütmek yerine, sırtını milliyetçiliğe yaslayarak eylemi bölmeye çalışmak tam da bu burjuva ideolojisinin muhalefeti içeriden çürütme işlevinin bir sonucudur. Gençlik, geleceği için işçi sınıfının yanında kapitalizme ve Saray rejimine karşı tutarlı bir mücadele yürütmediği her an burjuvazinin ideolojisine yedeklenmekte; alınan her yenilgiyle beraber umutsuzluk ve bireycilik artmaktadır.
Enternasyonal mücadeleyi büyütmeli
Türkiye’de her geçen gün artan baskıların, derinleşen hukuksuzlukların, halkı ezen yoksulluğun ve gençlerin geleceksizliğinin temelinde doğrudan doğruya emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri yatmaktadır. Bu yüzden Saray rejiminin karşısında duracak gerçek bir muhalefet, ancak ve ancak bu emperyalist sömürü ilişkilerinin tümünü yıkmayı hedefleyerek var olabilir. Gerçek muhalefet; hakları için direnen işçi grevlerinde, toprakları çokuluslu maden şirketlerine peşkeş çekilirken doğasını savunan köylünün direnişinde ve NATO savunuculuğuna karşı tavizsiz bir anti-emperyalist mücadele sergileyebilmekle olur. Bu sebeple rotamız, tüm bu bağımlılık ilişkilerini temelinden kopartıp atacak, gençliği ve halkı burjuvazinin önümüze koyduğu yapay sorunlardan kurtarıp sorunların asıl kaynağına yönlendirecek, tüm dünya işçilerinin enternasyonal mücadelesine yaslanan, halkların iş, barış ve özgürlük talebini yükselten sosyalist bir mücadele hattıyla karakterizedir.
(Genç Hayat)
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et