01.08.2026 14:54 / Güncelleme: 14:58

'Suça sürüklenen komedyeni' nasıl kurtarırız? (!)

Batan gemiyi kurtarmaya çabalayanlara alkış tutmak neyi değiştirir, bir çivi de biz çakmadıktan sonra?

“Suça sürüklenen komedyeni” nasıl kurtarırız? (!)

Deniz Göktaş'ın Ölü Deniz isimli stand-up gösterisinden

Hasan Mert

ODTÜ

Genç Hayat’ın önceki sayılarında çıkmış olan Lvbel C5 Tayyipçi Mi?” yazısının üzerine Deniz Göktaş’ın tutuklanmasının, özellikle politik mizah üzerine bir söyleşisi yapılması planlanan 23. Gençlik Yaz Kampı için İzmir’de buluştuğumuz bu günlerde, ne yazık ki çok isabetli oldu. Yazı, medyanın egemen sınıf tarafından nasıl denetlendiği ve yönlendirildiği konusunu tartışırken, bunun karşısında kendi gerçekliğimizi üretmek çağrısıyla sonlanıyordu. İmran Deniz de aslında bu hedefle yola çıkmış bir komedyen gibi duruyor. Neticede ortaya koyduğu işin bu kadar karşılık bulması da, bu kadar hedef hâline getirilmesi de bu sebepten oluyor: Halktan birisi olarak içinde bulunduğu gerçekliği çıplak ve sivri biçimde açığa çıkarması. Kamp alanında onunla bu sene buluşamıyoruz. Ancak daha sonra bir araya gelebilmek için, serbest bırakılması talebini gerçekten sahiplenmek için açtığı yarı daha iyi anlayabilmek lazım.

İmran Deniz ne istiyor?

Pek çoğumuzun hemfikir olduğu düşünceleri bu denli filtresiz ve “korkusuz” bir şekilde dillendirmesi üzerine hâlihazırda epeyce konuşuldu. Herkesin düşünüp dillendirmediği şeyleri söylemesi, fark etmeden kabullenmiş olduğumuz absürtlükleri parlatması, seyircileri dâhil olmak üzere mizahının tüm öznelerinin geri veya tutarsız yanlarını iğnelemesi… Bu özelliklerin bu kadar öne çıkması da tesadüf değil. Aşağı yukarı tüm ana akım medyanın bir algı aracı olarak kullanıldığı bu günlerde, bir sanatçının her şeyi göze alarak "aydın" sorumluluğunu yerine getirebilmesi gerçekten etkileyici bir durum.

Ama şunu da düşünmesek olmayacak: Deniz saydığımız bu hünerlerini daha "tekin" konular seçerek, daha yuvarlak konuşarak da sergileyebilirdi ve biz onu yine severdik. E, bir siyasi hareketin öncüsü veya figürü olmak, bir kahraman olmak gibi bir niyeti de yok gibi duruyor. O zaman bu adam ne istiyor?

Deniz, gösterinin içeriğini, “En zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.” diyerek açıklıyor. Bu açıklama çok da yabancı gelmiyor olsa gerek çünkü esasında günden güne daralan sınırlar içinde yaşamak ve kendini var etmek arasındaki çelişkiyi tarif ediyor. Onun için bu çelişkinin kırılması sanatı üzerinden oluyor. Gösterisinin yayınlanmasından sonra da ne zaman gözaltına alınacağını kendi belirleyecek şekilde, net bir biçimde kendini ve sanatını var etmeyi seçiyor. Üzerine düşülmesi gereken nokta da bu gibi duruyor. Çünkü bu nokta ile onu olduğu şekliyle, bizimle az çok aynı hayatı yaşayan bir eşitimiz olarak anlayabiliyoruz.

Deniz Göktaş’ı gerçek anlamıyla nasıl sahipleniriz?

Deniz'i de senin benim gibi bir insan olarak ele alacaksak, gösterisi ilk yayınlandığında bolca gördüğümüz “İyi diyor ama yazık olacak.” tadındaki yorumlar veya tutuklu aydın mertebesine eriştikten sonra yapılan “Helal olsun, çok büyük birisi.” şeklindeki değerlendirmeler anlamsız ve tatsız kalıyor. Öyle ki sanki Deniz; tek adam Türkiye'sinin İsa'sı olarak ortaya çıkmış da bizim dile getirmekten kaçındığımız şeyleri dile getirmeyi ve bunun günahını bizim yerimize ödemeyi seçmiş gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Topluma sorumluluğunu benimsemiş bir aydının karşılaşacağı şey, dolaylı yollardan hedef gösterilme veya ötekileştiren bir takdir mi olmalı?

Gerçek şu ki, Deniz'in performansı hatırı sayılır insanın gerçekliği algılayışında bir yarık oluşturdu. Saray rejimi ve neo-liberal, emperyalist ideolojinin hem maddi koşullar hem de fikir dünyası açısından yarattığı kuşatmayı görünür kıldı. Örneğin, “İzahı olmayan şeyin mizahı olur.” avuntusuyla en yakıcı konularda dahi pasif, zararsız şakalarla yetinenler için izahın da mizahın da nasıl yapılacağını gösterdi. “Gözaltına alınmadan eleştirebilmek için divan şairine dönmüş” gençlere, korkuya rağmen bir sözün nasıl söylenebileceğini gösterdi. Saray rejimi ve ortakçılarına, tüm baskılara rağmen toplumsal muhalefetin susturulamayacağını ve inşa etmeye çalıştıkları delinmez korku duvarının aslında bir şakayı bile kaldıramayacak kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Aynı zamanda hepimize hedefli sözün sahip olabileceği etkiyi hatırlattı.

O yüzden bizler Deniz'i ötekileştirmeyecek ve onu bir eşitimiz olarak göreceksek, onu uzaktan takdir etmek yerine yaptıklarından hem bir ders hem de bir ödev çıkarmalıyız. Eğer onu destekleyeceksek, eleştirdiği ve mahkûm ettiği yollarla bunu yapamayız. Kendisini destekleme işini yalnızca Instagram'da story atarak, üstü kapalı laflar söyleyerek, kısacası onun bütünüyle isyan ettiği korku duvarının gölgesinden çıkmayacak şekilde yaptığını düşünenler; onun bir sonraki gösterisinin konuları arasında olursa şaşırmamak gerekir. Çünkü günün sonunda, baskıları her gün artan bir düzen ile mücadele eden; sanatıyla, bildirisiyle, gazetesiyle, örgütlediği kampıyla mücadele eden kişileri uzaktan takdir etmekle yetinmek olmaz. Korkular, çekinceler sebebiyle bu kişilerin mücadelesinde yan yana durmamak, aslında tam olarak onların mücadele ettiği baskı atmosferine yedeklenmek olmaz mı? Batan gemiyi kurtarmaya çabalayanlara alkış tutmak neyi değiştirir, bir çivi de biz çakmadıktan sonra? Tarih, yolcuların hangi tarafı tuttuğuyla değil, geminin batması veya çıkmasıyla şekillenir.

 

 

(Genç Hayat)

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
01.08.2026 10:54 / Güncelleme: 14:22

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

En düşük emekli aylığına yapılan zam Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe girdi. SGK'nın açıklayacağı takvime göre emekli maaş farklarının bu ay yatması bekleniyor.

Emekliye zam Resmi Gazete'de yayımlanmıştı: Maaş farkları ne zaman yatacak?

DHA

01.08.2026 13:52

Cumartesi Anneleri 1114. haftada Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu: 'Kayıplar bulunsun, failler yargılansın'

Cumartesi Anneleri, sorumluların yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 1114. haftasında Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu. Açıklamada "Etkili soruşturma ve kovuşturma yürütme yükümlülüğünüzü yerine getirin." çağrısı yapıldı.

Cumartesi Anneleri 1114. haftada Mehmet Ertak’ın akıbetini sordu: “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın”

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel

01.08.2026 12:40 / Güncelleme: 14:13

Mersin'de markette çocuğa şiddet uygulayan saldırgan tutuklandı

Mersin’de ilçesinde 11 yaşındaki M.A.D'ye bir markette çocuğa şiddet uygulayan saldırgan "kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan tutuklandı.

Mersin'de markette çocuğa şiddet uygulayan saldırgan tutuklandı

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!