Hüznün ve umudun şairi: Ahmet Telli
Ahmet Telli'nin şiirlerinde hüzün sık sık yer alır ama bu hüzün insanı hayattan uzaklaştıran bir duygu değildir. Tam tersine yaşamı yeniden kurmaya çalışan bir duraktır. Onun dizelerinde acı insanı büyüten, umutsa mücadeleyi mümkün kılan bir güçtür.
Fotoğraf: Gemalmaz/Wikimedia Commons CC BY-SA 3.0
Sıla
Aydın
Bazı şairler yalnızca yaşadıkları dönemin tanıkları değildir; o dönemin acılarını, umutlarını ve mücadelelerini geleceğe taşıyan hafızalarıdır. Ahmet Telli de tam olarak böyle bir şairdi. Onun şiirleri bireysel acının sınırlarını aşarak toplumsal belleğin sesi oldu. Yaşadığı çağın kırılmalarını, kayıplarını ve direnişlerini dizelerine taşırken umudu hiçbir zaman dışlamadı. Aksine içimizde büyütmemiz gereken bu duyguyu daha çok sahiplendirdi bizlere. Belki de bu yüzden Telli'yi okumak, yalnızca bir şiir kitabının sayfalarını çevirmek değildir. Onu okumak, insanın kendi içindeki karanlıkla yüzleşirken umuda nasıl tutunabileceğini yeniden öğrenmektir.
1946 yılında Çankırı'nın Eskipazar ilçesinde dünyaya gelen Ahmet Telli, çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Anadolu'nun farklı şehirlerinde geçirdi. Öğretmen okullarındaki eğitiminin ardından dört yıl köy öğretmenliği yaptı; daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirerek farklı illerde Türkçe ve edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı.
Şiirle ilişkisi ise oldukça erken yaşlarda başladı. İlk şiiri, henüz lise yıllarında, 1961 yılında Hız gazetesinde yayımlandı. 1970’lerden itibaren ise yalnızca şiirleriyle değil; deneme, eleştiri ve kitap tanıtım yazılarıyla da edebiyat çevrelerinde görünür olmaya başladı. Dönemin önemli dergi ve gazetelerinde düzenli olarak yazdı, bir dönem Türkiye Yazıları dergisinin yazı kurulunda da görev aldı. İlk şiir kitabı“Yangın Yılları” 1979’da yayımlandığında şiiri artık kendine özgü bir ses kazanmıştı. Bir söyleşisinde, “Şiir parmak izi gibidir. Hem insana özgü olmasıyla ortak hem de tek ve biricik olmasıyla özeldir.” derken aslında kendi şiirini de tarif ediyordu. Çünkü onun dizelerinde bireysel acıyla toplumsal yara, aşk ile direniş, hüzün ile umut birbirinden ayrılmazdı.
Tüm baskılara rağmen üretmeye devam etti
Yaşamındaki en büyük kırılmalardan biri 12 Eylül askeri darbesi oldu. Darbenin ardından yalnızca siyasal yaşam değil, Türkiye’nin kültür sanat hayatı da yoğun bir baskı altına girdi. Binlerce öğretmen, akademisyen, gazeteci ve yazar gibi Ahmet Telli de bu baskının hedefi oldu. 1981 yılında gözaltına alındı, öğretmenlik görevinden uzaklaştırıldı ve yargılandı.“Devrimci Kürt Şairi Cigerhun ve Lenin Şafağı” başlıklı yazısı nedeniyle hüküm giydi ve uzun yıllar öğretmenlik yapamadı. Hapishane süresinde şiirler kaleme almaya devam etti. 1982 senesinde yayımladığı “Su Çürüdü” kitabında yer alan Sıyrılıp Gelen şiiri en tanınmış eseridir.Sonraki senelerde bu eseri Grup Yorum tarafından bestelenmiştir.
Öğretmenlik yapamadığı dönemde geçimini yayıncılık, editörlük ve yayınevlerinde yöneticilik yaparak sağladı. Sonunda mahkeme kararıyla 1993 yılında yeniden öğretmenliğe döndü. 12 Eylül'ün bıraktığı izlerAhmet Telli'nin şiirinde yalnızca siyasal bir tema olarak değil; insanın hafızasını, kayıplarını ve direncini anlatan güçlü bir damara dönüştü. O, şiiri hiçbir zaman yalnızca estetik bir uğraş olarak görmedi. Bir söyleşisinde bunu “Şiir bir itirazdır. Şairin kendi adına değil, sözcükler aracılığıyla itirazı yeniden söylemektir.” sözleriyle ifade ediyordu. Bu nedenle onun şiirinde umut, edilgen bir bekleyiş değil; insanın ayağa kalkma iradesidir.
Gidenler onun şiirlerinde yaşamaya devam eder
Ahmet Telli'nin şiirlerinde sık sık hüzünle karşılaşırız fakat bu hüzün insanı hayattan uzaklaştıran bir duygu değildir. Tam tersine yaşamı yeniden kurmaya çalışan bir duraktır. Onun dizelerinde acı insanı büyüten, umutsa mücadeleyi mümkün kılan bir güçtür. Telli'nin şiirlerinde yalnızca bir şairin sesini değil, en zor zamanlarda bile tutunacak bir neden arayan düşünceyi de okuruz. “Belki yine gelirim...” diyen ses yalnızca bir özlemi değil, şiirin karanlığa karşı direnen gücünü de hatırlatır.
Ahmet Telli denildiğinde akla gelen imgelerden biri de karanfildir. Karanfil bazen bir sevdanın, bazen bir yasın, bazen de mücadelede yitirilen insanların sessiz tanığıdır. Her karanfil unutulmaması gereken bir yüzü, yarım bırakılmaması gereken bir düşü ve geleceğe taşınması gereken bir umudu simgeler. Gidenler onun şiirlerinde yaşamaya devam eder. Adları, anıları ve mücadeleleri dizelerin arasından filiz veren karanfiller gibi yeniden hayat bulur. Bu yüzden Telli'nin şiirlerindeki karanfiller hiçbir zaman yalnızca bir çiçek değildir, onlar en zor zamanlarda bile solmayan inancın rengidir.
Dünya bakışında silinmeyecek izler bırakmak
Telli, şiir üzerine düşünmeyi de hiç bir zaman bırakmadı. “Şiir okurun yüreğinde yeniden yazılır.” derken şiirin ancak okurla tamamlanan canlı bir sanat olduğuna inandığını ifade ediyordu. Şiir yazıldığı çağa ait olsa da o çağa mahkûm değildir; her kuşak onu kendi kalbiyle yeniden okur, kendi hayatıyla yeniden anlamlandırır. Bu nedenle dizeleri yalnızca yazıldığı döneme değil, kendinden sonraki kuşaklara da seslenmeye devam etti. Bugün hâlâ gençlerin, öğrencilerin, emekçilerin, âşıkların ve kayıplarını ananların dilinde dolaşan dizeleri yalnızca edebiyatın değil, ortak hafızamızın da bir parçasıdır. Onun için düzenlenen anma töreni de bunun en güçlü göstergelerinden biriydi. Öğrencileri, dostları, okurları; herkes aynı duyguda buluştu. Kimi sessizce elinde kitabını taşıdı, kimi hafızasına kazınmış bir dizeyi mırıldandı. O kalabalığı bir araya getiren şey yalnızca Ahmet Telli'nin yaşamı değildi, onun şiirlerinde kendine yer bulan ortak hafızaydı. Bir şairin gerçek mirası budur. Ardında yalnızca kitaplar bırakmak değil; insanların dünyaya bakışında silinmeyecek izler bırakabilmek. Ahmet Telli hem yaşamıyla hem de dizeleriyle Türkiye şiirinin vicdanı olarak hafızalarda yaşamaya devam edecek. Her okur, onun dizelerinde biraz kendi hayatını, biraz bu ülkenin hikâyesini bulmaya devam edecektir. Belki de bir şair için ölümsüzlük tam da budur.
Belki de onu anlatmanın en doğru yolu, sözü yeniden kendisine bırakmaktır. Çünkü şairler kendilerini en iyi kendi dizeleriyle anlatırlar:
“Ismarlama sözcüklere bel bağlamadım hiç mi hiç
bu yüzden kötü bulunup geri çevrildiği de oldu
uşaklaşmadı hiçbir şiirim
— onurumdur bu —
Yorgun düşse de kimi kez, kırgın olmadı.
Bir gün sorarlarsa öfkemin hesabını
derim ki yaşadım.
Ve derim ki;
emperyalizme, faşizme, şovenizme
sıkılan bir mermi olabilmişse şiirim,
geriletmişse acıyı ve zulmü,
yırtılıp atılıyorsa küçük burjuva ellerde,
şiirimin verilmiş hesabıdır bu."
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et