Plastik şişeler kimin için toplanıyor?
“Depozitosu olan ambalaj” sistemi bir çevreyi korumaktan ziyade atığın yönetimini yeniden organize ediyor ve yeni bir sermaye birikim alanını ortaya koyuyor.
Fotoğraf: Magda Ehlers/Pexels
Revan Cavit
“Depozitosu olan ambalaj” sistemi bir çevreyi korumaktan ziyade atığın yönetimini yeniden organize ediyor ve yeni bir sermaye birikim alanını ortaya koyuyor. Patronlar kâr ederken, bedelini ise atık toplayıcıları ekmeklerinden olarak, çevre kirliliğiyle de tüm bir toplum ödüyor. Bu operasyon bizzat Türkiye Çevre Ajansı eliyle gerçekleştiriliyor.
Türkiye’de “depozitosu olan ambalaj” (DOA) sistemi büyük bir reklam kampanyası eşliğinde yürürlüğe girdi. Artık plastik şişe, cam şişe ve alüminyum kutuları kentlerin farklı bölgelerine kurulan makinelere atarak iade edenler her bir ambalaj için 1 lira alacak. “Çevreyi koruma” iddiasıyla hayata geçirilen kampanyanın ardında ise milyarlarca liralık bir sektör var. Kampanyanın dile getirilmeyen ana hedeflerinden biri de katı atık patronlarının yıllardır hedefinde olan yüz binlerce atık toplayıcısının aradan çıkarılması.
Amaç atıktan rant devşirmek
Kampanya “Daha az atık, daha fazla geri dönüşüm, daha temiz kentler!” sloganıyla hayata geçirilse de DOA sisteminin hedefinde plastik üretimini azaltmak yok. Başka bir ifadeyle sorun kökünden çözülmüyor; tek kullanımlık ambalaj ekonomisi aynı şekilde sürerken, bu atıkların geri kazanımı da yeni bir ekonomik faaliyet alanına dönüştürülüyor. Türkiye’de her yıl 220 bin tondan fazla plastik ambalaj üretiyor. Kampanya devletin organizasyonunda, üstelik de sorumluluğu yurttaşlara atarak geri dönüşüm sektörü patronlarını ihya etmeyi hedefliyor.
Depozitom ve Çevmak Geri Dönüşüm gibi Türkiye Çevre Ajansı tarafından yetkilendirilen saha operatörleri ile işletmelerden, marketlerden, otellerden, restoranlardan ve alışveriş merkezlerinden toplanan PET, cam ve alüminyum ambalajlar geri dönüşüm tesislerine yönlendiriliyor. Böylece geri dönüşüm zinciri bir ağ gibi yayılırken, ortaya çıkan ekonomik değer de kamu ve özel sektörün oluşturduğu yeni bir yapı içinde toplanıyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının verilerine göre geri dönüşümle elde edilen ekonomik büyüklük her geçen yıl artıyor. Bakanlık, 2023 yılında yaklaşık 96 milyar lira, 2024 yılında 185 milyar lira, mart 2026 itibarıyla ise yaklaşık 365 milyar liralık ekonomik değer oluştuğunu açıkladı. Bu ekonomik hareketlilik özel şirketlerle ilgili kamu kuruluşlarının ortaklığıyla yönetiliyor.
PET şişeyi at 1 lirayı al
Bir PET şişenin geri dönüşüm yolculuğu bize bu büyük pastanın nasıl paylaşıldığını da anlatıyor. Bir PET şişenin yaklaşık ağırlığı 25 gram. 1 ton PET atığı için 40 bin şişenin toplanması gerekiyor. Bu da atığı toplayıp makinelere atanlara 40 bin lira verilmesi anlamına geliyor. Aynı miktardaki atığın geri dönüştürülmesiyle yaklaşık 850-900 kilo ham madde elde ediliyor. Uluslararası piyasalarda bunun değeri 1300 dolara kadar çıkıyor. Yani ham madde maliyeti düşürülüyor.
İşleyişin görünen kısmında olan ve vatandaşa 1 lira veren geri dönüşüm makineleri, Çevre Bakanlığına bağlı Çevre Ajansı tarafından kuruluyor. 1 liralar da bakanlık tarafından karşılanıyor. Atılan PET şişeleri ajansa bağlı Depozitom ve Çevmak operatörleri tarafından toplanıyor. Atıklar daha sonra kamu özel ortaklığı ile kurulan Ecosan, İSTAÇ, Kocaeli, DOĞAPET, Apeks, SaytekPET, Liv Plastik gibi geri dönüşüm firmalarına veriliyor. Bu firmalar atıkları yeniden ham maddeye çeviriyor.
Ham madde Benoplast, ACK, Polinas gibi firmalara satılıyor ve bu firmalar yeniden PET şişe, süt kapı, soda şişeşi, poşet, oyuncak gibi ürünler üreterek satışa sunuyor. Bu ambalajları kullanan büyük içecek firmaları gibi tekellerle birlikte kâr ve sömürü sistemi daha da genişliyor.
Atık toplayıcılarının ekmeğine kan doğranıyor
DOA projesi yalnızca geri dönüşüm sistemini değil, yıllardır bu alanda çalışan yüz binlerce atık toplayıcısının da ekmeğine kan doğruyor. Resmi veriler Türkiye’de yaklaşık 4 bin atık toplayıcısı olduğunu ileri sürse de meslek örgütleri ve kitle örgütleri bu rakamın 350 ila 400 bin arasında olduğunu belirtiyor. Yıllardır ayrıştırma sistemini ayakta tutan bu emekçiler, şimdi gelir kaynaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Zira kampanya milyarlık piyasanın sermayeye teslim edilmesi için atık depolarının baskılarından, toplayıcıların araçlarına el konmasına kadar bizzat devlet eliyle yapılan baskıların bir devamı niteliğinde.
Küçükçekmece Atatürk Mahallesi’nde görüştüğümüz bir atık toplayıcısı, DOA sisteminin etkilerini daha proje tam anlamıyla hayata geçmeden hissetmeye başladığını anlatıyor. Yıllardır düzenli olarak atık aldıkları bazı büyük marketlerin artık plastik ve cam ambalajları kendilerine vermediğini söyleyen emekçi, işletmelerin bu atıkları depozito sistemi kapsamında değerlendirmeye başladığını ifade ediyor. “Daha sistem tam oturmadan ekmeğimiz küçülmeye başladı” diyen atık toplayıcısı, yıllardır kurdukları çalışma düzeninin kısa sürede değiştiğini ve bunun kendileri için ciddi bir gelir kaybı anlamına geldiğini söylüyor.
Sisteme dönmeyen ambalajlar patronlara net kâr kalıyor
Görüşüne başvurduğumuz Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Sekreteri Burak Coşkun da sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri bulunduğunu belirtiyor. Geri dönüşüm alanında oluşacak ekonomik rantın zamanla çevresel hedeflerin önüne geçebileceğini ifade ediyor.
“Örneğin; içecek sektörü bu operasyonel yükün tamamını ürünün baz fiyatına giydirir. Yani sistem başlamadan önce 10 TL olan suyun baz fiyatı, sırf sistem maliyetleri yüzünden 10.75 TL’ye çıkar. Üzerine 1 TL depozito eklenir ve kasanın son faturası 11.75 TL olur. Sen ambalajı iade edip 1 TL’ni geri alsan bile, sistemin operasyon maliyeti olan 0.75 TL cebinden kesin olarak çıkmış olur” diyerek fiyat rantına değinen Burak Coşkun, iade edilmeyen ambalajlar konusuna da açıklama getirdi: “Dünyanın en başarılı depozito sistemlerinde bile (örneğin Almanya) geri dönüşüm oranı yüzde 90-95 arasındadır. Yani her yıl piyasaya sürülen milyarlarca ambalajın en az yüzde 5 ile yüzde 10’u sisteme hiç dönmez (Çöpe atılır, kaybolur, kırılır, barkodu yıpranır veya yollarda kalır). Türkiye’de yılda 25 milyar ambalajın piyasaya sürüldüğünü düşünürsek, sadece yüzde 15’lik bir fire bile yıllık 3.75 milyar TL’lik “sahipsiz” bir sıcak para anlamına gelir. Bu para, doğrudan ambalajı iade edemeyen tüketicinin cebinden çıkıp sistem havuzuna kalan net kârdır.”
Avrupa’nın çöplüğü Türkiye
Türkiye yıllardır Avrupa’nın plastik atık ithalatında başlıca ülkelerinden biri oldu. Avrupa Birliği, kendi ülkelerinde çevresel ve siyasal maliyet yaratan milyonlarca ton plastik atığı “geri dönüşüm” adı altında Türkiye gibi ülkelere gönderdi. Böylece çevreyi tehdit eden kirli üretim ve kirli geri dönüşüm süreçleri başka ülkelere ihraç edilirken, Avrupa kendi istatistiklerinde daha “yeşil” görünür oldu.
Türkiye ise bunun bedelini hava kirliliğiyle, toprak kirliliğiyle, kayıt dışı geri dönüşüm sektörüyle ve işçi sağlığı üzerindeki ağır sonuçlarla ödedi.
Şimdi aynı ülkede yurttaşa deniliyor ki: “Şişeni getir, sana 1 lira verelim.”
Evrensel'i Takip Et