Perdenin arkasında geçim mücadelesi: Tiyatro emekçileri eşit statü talep ediyor
Devlet Tiyatroları'nda proje bazlı çalışan 400 sanat emekçisi, gelir istikrarsızlığı ve güvencesizlikle mücadele ediyor. Mezuniyet şartları aynı olmasına rağmen meslektaşlarından ayrı tutulan sanatçılar, 4B kadrosuna geçiş talep ediyor.
Fotoğraf: Kyle Head/Unsplash
Barış Salık
[email protected]
Devlet Tiyatroları bünyesinde çalışan yaklaşık 700 sanat emekçisi, proje bazlı “figüran” sözleşmeleriyle çalıştırılmanın getirdiği belirsizlik ve gelir güvencesizliğiyle mücadele ediyor. Mezuniyetleri ve yaptıkları iş aynı olmasına rağmen, kendilerinden önceki dönemde kadroya geçen meslektaşlarıyla aynı haklara sahip olamayan sanatçılar, “Sahne varsa varız, yoksa yokuz” diyerek düzenli bir 4B statüsü talep ediyor.
Devlet Tiyatroları sahnelerinde alkışlar yükselirken, perdenin arkasında büyük bir geçim mücadelesi yaşanıyor. Güzel sanatlar fakültesi ve konservatuvar mezunu olan, kurumda yıllardır profesyonel oyunculuk yapan ancak “figüran” statüsünde sözleşmeli çalışan sanat emekçileri, temel bir hak olan “düzenli gelir”e sahip olamamanın yarattığı tükenmişliği yaşıyor.
‘Sahne varsa para var, yoksa yok’
Kurumdaki çalışma sistemini “Belirsizlik üzerine kurulu” olarak tanımlayan sanatçılar, günlük yevmiye usulüyle çalıştıklarını vurguluyor. Bir ay 35 bin TL kazanabilirken, bir sonraki ay oyun sayısının azlığı nedeniyle sadece 5 bin TL alabildiklerini belirten bir sanat emekçisi, yaşadıkları durumu şu sözlerle özetliyor:
“Düzensiz bir gelir eğrisiyle düzenli bir hayat idame ettirebilmek, bir gelecek planı yapabilmek maalesef mümkün değil. Bir ay kafe de çalıştığım, bir ay pazarcılık yaptığım zamanlar oluyor. Benim gibi, ailesine destek olmaya çalışan veya artık kendi evine çıkıp bir hayat kurmak isteyen birçok arkadaşım, kirasını ödemekte bile zorlandığı için bu sarmalın içinde tükenmiş hissediyor.”
Sanatçılar, 2019 yılında benzer pozisyonlarda çalışan meslektaşlarının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 4B kadrosuna geçirilmesini ve sonrasında 657’ye tabi devlet memuru olmalarını örnek göstererek, kendilerinin de aynı kapsama alınmasını bekliyor. Aynı eğitimden geçtiklerini ve aynı sorumlulukları aldıklarını ifade eden sanatçılar, kurumsal bir ayrımcılıkla karşı karşıya olduklarını ifade ediyor:
“2019’dan sonra kuruma giriş yapan bizler, aynı mezuniyet şartlarını taşıyıp aynı işi yapmamıza rağmen bu çemberin dışında kaldık. Tek talebimiz, on iki aylık düzenli gelir alabileceğimiz 4B çalışma sistemine geçiş.”
‘İşimizi çok seviyoruz ama gelecek kaygısı bitiriyor’
Sanatlarını aşkla yaptıklarını ancak “sürekli bir anksiyete” içinde olduklarını dile getiren emekçiler, dışarıda başka bir işe girmek istediklerinde de “ani turneler ve prova programları” nedeniyle iş bulmakta zorlandıklarını belirtiyor. Bir sanat emekçisi bu çıkmazı şöyle anlatıyor:
“Sevdiğim işi yapmak, istiyorum. Ancak başka bir işte çalışsam, aniden turne olursa ya da oyun yazılırsa ben buradan nasıl çıkacağım? Sürekli bir gerginlik ve gelecek kaygısı yaratan bu güvencesizlik, bizi hareket edemez hale getiriyor.”
Siyasi partilerle iletişime geçerek sorunlarını araştırma önergeleri yoluyla Meclis gündemine taşımaya çalışan sanatçılar, asıl taleplerinin sorunun siyaset üstü bir anlayışla, Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde çözüme kavuşturulması olduğunu belirtiyor. 700 sanatçının sesi olmaya çalışan bu grup, artık bir yasa tasarısı veya düzenleme ile “güvenceli çalışma hakkı”na kavuşmayı bekliyor.
‘Dava hakkı doğmasın diye 25 günü geçirmiyorlar’
Devlet Tiyatrolarındaki sözleşmeli sanat emekçilerinin yaşadığı ekonomik çıkmaz, sadece “işin olup olmamasına” bağlı değil; aynı zamanda kurumun uyguladığı bir “gün sınırı” stratejisiyle de derinleşiyor.
Elde edilen bilgiler, kurumun sanatçıları tam ay çalışmış statüsüne sokmamak için özel bir çaba sarf ettiğini gösteriyor. Röportajda yer alan bilgilere göre, sözleşmeli sanatçılara verilen görevlendirmeler nadiren 25-26 günü aşıyor. Ayı 30 güne tamamlamama politikasının arkasındaki sebep ise oldukça düşündürücü.
Sanatçılar, çalışma sürelerinin kasıtlı olarak 30 günden az tutulduğunu, bunun amacının ise sanatçıların “düzenli personel” statüsüne geçiş talebiyle yasal yollara başvurmasını (Dava açmasını) engellemek olduğunu ifade ediyor. Konuya dair görüş bildiren bir sanat emekçisi bu durumu şu sözlerle ifşa ediyor:
“Ben hiçbir zaman çalışma süremizin 25 günü geçtiğini görmedim. Genel olarak 30 güne tamamlanmasını istemiyorlar. Çünkü 30 gün düzenli ücret alırsak, bir devlet memuru gibi hak iddia etme ve dava açabilme ihtimalimiz doğuyor. Bu yüzden süreler genellikle 25, bilemediniz 26-27 gün olarak sınırlandırılıyor. 30’a asla tamamlanmıyor.”
Sanatçılar, yasal tatil günlerinin ve prova süreçlerindeki boşlukların da bu “30 günü doldurmama” stratejisiyle birleştiğini belirtiyor. Turne süreçlerinde verilen harcırah ve yol masraflarının ise bir “gelir” değil, sadece zorunlu bir masraf karşılaması olduğunu hatırlatan emekçiler, sistemin kendilerine “yaşayabilecekleri” bir standart yerine “ayakta kalabilecekleri” minimumu reva gördüğünü söylüyor.
“Turne olduğunda zaten harcırah yatırılıyor. Ancak bu zaten yatırılması gereken, yasal bir zorunluluk. Bu rakamlar bizim geçim derdimizi çözecek bir maaş statüsünde değil; sadece oradaki konaklama ve ulaşım masrafımızı karşılayan zorunlu ödemeler.”
Karadağlı döneminde çalışma tartışmaları büyüdü
11 Ağustos 2023 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararnameyle Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü görevine getirilen Tamer Karadağlı’nın atanması, sanat camiasında liyakat tartışmalarını da beraberinde getirdi. Sanat emekçilerinin dile getirdiği güvenceli çalışma talebi, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı döneminde de kurum içindeki tartışmaların başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Karadağlı, daha önce yaptığı açıklamalarda kurumda görev almadan maaş aldığı iddia edilen sanatçılara ilişkin “Çalışmayacaksanız istifa edin” ve “Lale Devri bitti” ifadelerini kullanarak çalışma disiplinini önceleyen bir yönetim anlayışını savunmuştu. Buna karşılık sanat emekçileri ise sorunun çalışmamak değil, aynı işi yapmalarına rağmen güvencesiz ve günlük ücret esasına dayalı istihdam edilmek olduğunu belirterek, taleplerinin performans değerlendirmesi değil, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi kapsamında düzenli gelir ve sosyal hak sağlayan bir çalışma statüsüne geçiş olduğunu ifade ediyor.
Evrensel'i Takip Et