12.07.2026 00:15

Bu kadar savaş aletini ne yapacağız?

NATO Zirvesi'nde savaş bütçeleri büyütülürken, milyarlarca dolarlık silahların gelecekte ne olacağı sorusu gündemde. Tarih ve doğa gösteriyor; bugünün ölüm makineleri, yarının çorba tencerelerine ve saksılarına dönüşebilir.

Bu kadar savaş aletini ne yapacağız?

Fotoğraf: Wikimedia Commons CC0

Kaan Biçici


İnsanlığın birikimi keşke sadece düşünsel, bilimsel ya da sanatsal oluyor olsaydı. Kişi başına düşen mühimmat miktarında da artış yaşanıyor. Ankara’daki NATO zirvesinden tam da tahmin ettiğimiz gibi kararlar çıktı: Savaş bütçeleri büyüyecek, silah tekellerine milyarlarca dolar akıtılacak, Ukrayna’ya 70 milyar avroluk yeni mühimmat yollanacak… Dünyanın savaş aletlerinin kullanılmasıyla koca bir cehenneme çevrilmesi gibi kullanılmadığında da koca bir cephaneye çevrilmesi demek oluyor bu. Savaş çıksa da çıkmasa da eninde sonunda elimizde kalacak ve paslanacak bu kadar savaş aletiyle, sahiden gelecekte ne yapacağız? Dünyada savaşın ortadan kalkacağı muhtemel bir gelecekte bile bunları nereye gömeceğiz? İnsan mezarlıklarını boşaltıp savaş aletleri mezarlıkları yapmak mı, işe yaramaz. Toprak kusacaktır. Ne o halde?

En distopik olana önden yol verelim ki biraz önümüz açılsın. Savaşın ve savaşa sürükleyenlerin “mutlak zaferiyle” gelen küresel kıyamet; felakete sürüklenmiş ağacın yeşiline dair hiçbir şey barındırmayan bir dünya. Mad Max’teki gibi metal yığınlarından yapılmış koca yapılar… Bir barınma ihtiyacını da çözmek üzere değil olağanlaşmış savaş halinin yapıları olabilirler. Ya da başka bir akıllı yaşam formu dünyaya gelmiş olsun; bu devasa savaş aleti hangarlarını, okyanus altındaki nükleer denizaltı çöplüklerini görse muhtemelen şöyle düşünecektir: “Bu canlı formu galiba çeliğe tapıyor.”

Savaş aletleri, insanlığın ürettiği diğer tüm nesnelerden temel bir noktada ayrılır: Onlar, daha fabrikadan çıktıkları an yok olmak ya da yok etmek üzere tasarlanmış, ömürleri kendi imhalarına endeksli araçlardır. Orta Çağ simyacıları değersiz metalleri altına dönüştürmeye nasıl çalıştıysa “savaş simyacıları” da tam tersini yapıyor; insanın emeğini, bütçesini, zamanını ve geleceğini çalıp, değersiz, paslanmaya mahkum, tek işleyişi yok etmek olan bir çeliğe dönüştürüyorlar. Ancak doğanın da tarihin de kendi simyası var.

Doğanın simyası meselesiyle ekolojik tahribat meselesini birlikte düşünmek gerek. Bir tarafıyla bugün bunlara yol açmış olan “bilimin” gelecekte sahici işleviyle bu savaş aletlerinin dönüştürülmesinin yollarını arayacağını kabul edelim. Ancak bir yandan da insanın feraseti gibi doğanın da “ferasetine” güvenelim. Doğadan isimlerini (ç)aldıkları o “Leopardlar” metal çöplüğüne döndüğünde belki de gerçek leoparların yuvası haline gelebilecekler. Falconlar belki de gökyüzünde süzülen gerçek şahinlerin pislediği birer paslı tünek haline gelecekler.

Kore DMZ bölgesi, en ağır silahlandırılmış engellerin ve dikenlerin olduğu bölgeyken 70 seneyi aşkın sürede el değmemiş vahşi yaşam koridoru haline geldi. İnsanların birbirini öldürmek için kurduğu barikatlar nesli tükenmekte olan hayvanlara ya da binlerce bitki türüne sığınak oldu. Ya da mühimmat yüklü askeri kargo gemilerinin batıkları bugün deniz altında devasa yapay resiflere dönüştü. İçindeki tanklar ve tüfekler şu an rengarenk mercanların, balıkların ve deniz canlılarının yuvası. Dün gözlük camı üreten taşeronlar nasıl bir gecede kokpit camı imalatına geçebildiyse; o kokpit camından günü geldiğinde çok güzel bir akvaryum da yapılacaktır. İnsan elinden çıkıp denizin dibine gömüldüğünde diğer canlılara “hizmet eder” hale gelebiliyorlar ancak.

Tarihten örnekler

Bir de “tarihin simyasının” görülebileceği tarihsel örnekler var tabii, onlardan da faydalanmak gerek. İkinci Dünya Savaşı sonrası çöller ve kıyılar uçak ve miğfer çöplüğüne dönmüştü. Libya ve Mısır’daki bedevilerle İtalya’da ya da Yunanistan’da insanlar terk edilmiş tank paletlerinden saban yaptılar. Uçak gövdelerinden ev çatısı, bombaların boş kovanlarından su kovası ve çiçek saksısı… Ölümün araçlarından yaşamın araçlarına çok hızlı bir geçiş; olması gereken.

Kamboçya ve Vietnam’da milyonlarca patlamamış mühimmat toplandı. Buralardaki topluluklar da bomba kalıntılarından elde ettikleri metalleri eriterek kaşık, çatal ya da hediyelik eşya yaptılar. Savaş niyetiyle yapılmış yapılar ya da mühimmat depoları da nasibini aldı bu “yaşamsallaştırma” girişiminden; nükleer füze siloları ya da sığınaklar nemli, karanlık ve sabit ısılı yapıları sayesinde mantar yetiştiriciliğinin yapıldığı ya da topraksız tarımın denendiği tesislere dönüştürüldü. Isısı bu derece bir şeyler yetiştirmeye uygun olmayanlar da kafe, dövme stüdyosu ya da depo olup hayata dahil edildi.

Daha biçimiyle bile işlevselliğe açık üretilenler de var nasılsa. 1945’te Nazilerin yenilmesiyle Almanya’da milyonlarca çelik miğferin (Stahlhelm) ne yapılacağı sorunu ortaya çıkmıştı. Savaş sonrası gelen muazzam kıtlık ve ham madde eksikliği gibi sebeplerle de birleşince fabrikalardaki bu miğferler ters çevrilip delikler açılarak mutfak süzgecine ya da çorba tenceresine dönüştürüldü. Daha da güzeli çocuklar ve savaş ilişkisine sanatsal bir müdahale gibi çocuk lazımlığı da miğferin dönüştürüldüğü malzemelerdendi.

Şu da şimdiden kulağa hoş geliyor tabii; bir yerlerde mühendisler gece gündüz çalışıp milyarlarca dolarlık bütçeyle öyle bir alaşım geliştiriyorlar ki tank mermisinin delemeyeceği zırh üretilsin. Sonra o zırh atıl kalıyor, eritilip tencere yapılıyor. O tencerede kuru fasulye pişiyor. Mühendislik dehasının, milyar dolarlık bütçelerin ulaştığı nihai zirve kuru fasulyenin lokum gibi pişmesi. Afiyet olsun.

DIY (Kendin yap) alışkanlığı ya da rüstik dekorasyon için değerlendirilmek üzere de kullanılabilir belki. Geleceğin video başlıklarını şimdiden tahmin etmek zor değil: “Eski Obüs Namlusundan Evde Pratik Rustik Kitaplık Yapımı”, “F-35 Kanadından Yemek Masası Tasarımı” ya da “Tank Paletini Nasıl Kullanabilirsiniz: 10 Harika Fikir”. Keşke renk kartelasını da biraz daha geniş tutsalardı, askeri yeşil her salona uymuyor.

Ya da bit pazarlarında yine çeşitli önerilerle satışa sunulabilirler. “Az kullanılmış, içi temizlenmiş akıllı füze başlığı (mikroçiplerinden arındırıldı), harika bir retro şemsiyelik veya salon bitkileri için saksı olur.” Ya da “İHA/SİHA kanadı, rüzgarı kesmesi için bir paravan ya da üzerine bir minder atıp uzanmalık bir divan için idealdir,” ilanı.

Roma’nın lejyonlarının zırhlarından hediyelik eşyaya

Savaş anıtları yapmak da ilk akla gelen hallerden olabilir. Ama bu sefer hamasete yer yok. Napolyon’un Austerlitz Savaşı’ndan sonra savaşı anmak için Avusturya ve Rus ordusundan ele geçirdiği bronz topları eritip Paris’in göbeğine diktirdiği Vendome Sütunu tarihteki yalnız örneklerden kalsın. Böyle “hamasi anıtsal” olmasa da turistik hale getirilecek birkaç kalıntı da işlevsel olabilir. Bir rehber eşliğinde gezilecek rotalarda denk gelinecek birkaç “eser”; “Zamanında milyarca harcanan bir savunma sistemi; şimdi ise çocukların içerisinden kayarak çıktığı bir kaydırak, aynı zamanda burada yaşayanlar da çamaşırlarını asmak için de kullanıyorlar.” Ya da uyarılar bile gösterecek ne olduklarını; “Lütfen füze rampasının üzerine tırmanıp fotoğraf çekilirken dikkat edin paslı demirler tehlikeli olabilir.” Bugün milyarlarca anlaşmalara imza atan savaş lordlarının takındığı ciddiyet fetişizmini, geleceğin hafifmeşrep turizm kültürüne teslim etmekten daha iyi bir intikam olamaz herhalde.

Roma’nın o yenilmez lejyonlarının zırhları bugün müzelerde sergilenen paslı hediyelik eşyalardan ibaret. “Zirvelerde” övünülerek pay edilmiş bütçelerle gelecek çelik yığınları böyle bir kaderi bile paylaşamayacak. Müze bile olamayacak, bitpazarlarında satılacak. Doğa da tarih de bize gösteriyor; kodamanlar ne kadar büyük ordular hayal ederse etsinler, insanlık savaş aletlerinden sonunda bir su kovası ya da saksı yapmanın yolunu bulacaktır.

 

11.07.2026 15:37 / Güncelleme: 16:50

Emeklileri ilgilendiren karar: Yargıtay maaş kesintisine 'dur' dedi

Yargıtay 10’uncu Hukuk Dairesi, fiilen çalışmadığı halde işveren tarafından SGK'ye çalışıyor olarak bildirilen emeklinin maaşından yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğuna karar verdi. Kesilen tutarların iadesine hükmedildi.

Emeklileri ilgilendiren karar: Yargıtay maaş kesintisine "dur" dedi

Fotoğraf: ANKA

11.07.2026 17:05

Zincir markette satılan ürünler için geri çağırma kararı: Susam tohumlarında pestisit şüphesi

Metro Market'te satılan "Metro Chef" markalı beyaz ve siyah susam tohumları, klorpirifos kalıntısı şüphesi nedeniyle geri çağrıldı. Yetkililer, ürünlerin tüketilmemesini istedi.

Zincir markette satılan ürünler için geri çağırma kararı: Susam tohumlarında pestisit şüphesi

Fotoğraf: Mockupo/Unsplash

11.07.2026 14:47 / Güncelleme: 16:19

'78 Can İçin Adalet Yürüyüşü' Bolu'dan Ankara'ya başladı: 'Onların yanına bırakmayacağız'

Bolu Grand Kartal Otel yangınında yakınlarını kaybeden aileler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yetkililerinin yargılanması talebiyle "78 Can İçin Adalet Yürüyüşü" Bolu'dan Ankara'ya başladı.

"78 Can İçin Adalet Yürüyüşü" Bolu'dan Ankara'ya başladı: "Onların yanına bırakmayacağız"

Fotoğraf: ANKA

11.07.2026 17:38 / Güncelleme: 17:53

Gölette boğulan liseli İsmail Aktaş defnedildi

Karaman'da serinlemek için girdiği gölette boğulan 15 yaşındaki lise öğrencisi İsmail Aktaş'ın cansız bedeni, yapılan otopsinin ardından köyünde defnedildi.

Gölette boğulan liseli İsmail Aktaş defnedildi

Fotoğraf: DHA

11.07.2026 18:08

Mersin'de TOKİ mağdurlarından protesto: 15 aydır hem kira hem de taksit ödüyoruz

Mersin'de TOKİ'nin Nisan 2025'te teslim etmesi gereken 1072 konutun hak sahiplerine verilmediğini belirten yurttaşlar, 15 aydır hem kira hem de taksit ödediklerini söyleyerek evlerinin teslim edilmesini istedi.

Mersin'de TOKİ mağdurlarından protesto: 15 aydır hem kira hem de taksit ödüyoruz

Fotoğraf: ANKA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!