Market reyonlarından bar tezgahlarına genç kadınların yaşam mesaisi
Üniversiteli kadınlar, yaz aylarını memleketlerinde yoğun mesaili işlerde harcıyor. Eğitim hayatını sürdürmek, artık otomatik olarak "çalışmak zorunda olmayı" bir ön kabul haline getirdi. Gençlerin tatil yapma hakkı yok ediliyor.
Fotoğraf: Mikhail Nilov/Pexels
Ezgi Tatlı
Yaz ayları, üniversite öğrencileri için uzun zamandır dinlenmek, bir dönemin yorgunluğunu atmak ya da memlekete dönüp nefes almak anlamına gelmiyor. Bugün kampüs kapılarından içeri adım atmaya hazırlanan veya bir sonraki döneme devam etmek isteyen her genç için yaz demek sadece daha fazla çalışmak, daha çok koşturmak ve bir sonraki yıl hayatta kalabilmek için çalışmak demek. İstanbul gibi büyük bir şehirde okumanın maliyeti her geçen gün artıyor. Yurt masrafları, kira zamları, en temel ihtiyaçlara dönük zamlar… Kadın öğrenciler ise bu zorlukları iki kat daha fazla yaşıyor. Eğitim hayatlarını sürdürebilmek adına ağır çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalıyor. Artık üniversiteye başlamak, otomatik olarak çalışmak zorunda olmayı bir ön kabul olarak beraberinde getiriyor.
Memleket sınırlarında "mecburi" mesailer
Yaz tatili başlar başlamaz birçok genç kadın, İstanbul’daki yüksek barınma ve yaşam maliyetlerinden kaçmak için ailesinin yanına, memleketine dönüyor. Zaten kadınların tek başlarına İstanbul’da kalmalarına da aileleri genellikle izin vermiyor. Memlekete dönüşler ise dinlenme fırsatı yaratmıyor. Ailelerin "okula giderken elinde üç beş kuruş olsun, harçlığını çıkarsın" diyerek bulduğu tanıdık işleri ya da yerel market zincirleri genç kadınların tek seçeneği haline geliyor.
Geçmiş yıllarda öğrencilerin ders aralarında veya hafta sonlarında bütçelerine katkı sağlamak için tercih ettiği part-time işler yerini tam zamanlı ve yoğun mesaili işlere bırakıyor yaz aylarında. Genç kadınlar, yaz boyunca BİM, Şok gibi marketlerin depolarında, kasalarında sabahın erken saatlerinden gecenin geç vakitlerine kadar aralıksız çalışıyor. Asgarinin biraz üstünde alabildikleri işler buralar olduğu için tercih ediliyor. Bu döngü, dinlenmekten uzak, tamamen kışın okul açıldığında elinde biraz nakit bulunması için veriliyor.
Yazın biriktirilen para kışa yetmediğinde, okul dönemi başladığında yeni bir koşturmaca başlıyor. Üniversitelerin ders dönemi boyunca açtığı İŞKUR destekli kısmi zamanlı öğrenci programları, okul sınırları içinde olduğu için görece daha “güvenli” gözükse de görev tanımının belli olmadığı, her birimin kendi doğrultuda işlettiği ve öğrenciler buralarda çalışırken derslerine giremediği bir durumla karşı karşıya kalıyorlar. Diğer yandan ödenen ücretler bir öğrencinin temel ihtiyaçlarını, hele ki büyükşehirdeki ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak kalıyor.
Öğrenciler arasında özel ders vermek her zaman yaygındı. Bugün de pek çok genç kadın ilkokul ya da ortaokul öğrencilerine ders vererek bütçesini doğrultmaya çalışıyor. Fakat son dönemde artan güvensizlik ortamı ve peş peşe gelen taciz haberleri, bu alanı da kadınlar için bir tedirginlik kaynağı haline getirdi. Tanımadığı birinin evine gitmek, kapalı kapılar ardında çalışmak zorunda kalmak ciddi bir güvenlik kaygısı yaratıyor. Genç kadınlar, ekonomik olarak ihtiyaç duysalar bile kendilerini koruyabilmek adına evlere ders vermeye gitmek gibi işlerden giderek daha fazla uzak duruyor.
Bu güvensizlik ve çaresizlik, genç kadınları okul döneminde daha yüksek kazanç getiren ancak güvencesizliğin en yoğun hissedildiği alanlara yönlendiriyor. Barlar ve eğlence mekânları, sundukları günlük ya da haftalık nakit akışıyla ilk bakışta iyi bir alternatif oluyor. Çalışma saatleri okul saatlerine denk memesi de burayı cazip kılabiliyor. Buralarda çalışan genç kadınlar, gecenin geç saatlerine uzanan mesailerde sürekli bir taciz, mobbing ve güvenlik tehdidiyle baş etmek zorunda kalıyor. Daha fazla para kazanmak bu riskleri göze almanın tek yolu haline getiriliyor.
Gelecek dönemin kaygısı bugünü tüketiyor
Yeni üniversite kazanmış, henüz kampüs havasını solunamamış genç kadınlar bile daha okula başlamadan bu ekonomik girdabın içine çekiliyor. Tercih sonuçlarının açıklanmasının ardından gelen sevinç, yerini hızla "Nasıl geçineceğim?" kaygısına bırakıyor. Genç kadınların yaz aylarını bir tatil veya kişisel gelişim süreci olarak yaşayamaması, doğrudan eğitim hakkının önündeki en büyük engellerden biridir.
Üstelik bu ağır döngü, kep fırlatıp mezuniyet belgesini eline almakla da son bulmuyor. Büyük emeklerle bitirilen okulların ardından genç kadınları bu kez de uzun, yıpratıcı ve cinsiyetçi bir işsizlik süreci karşılıyor. Mezuniyet sonrası iş bulma süreci en az 6-7 ayı bulurken, bu süreçte kadın mühendisler ve mezunlar iş görüşmelerinde açık bir ayrımcılığa maruz kalıyor. Maaşlardaki dengesizlik bir yana kendi alanlarında iş bulabilmek neredeyse imkansız hale geliyor. Kendi mesleğinde derinleşmek, yetkinleşmek ve profesyonel olarak büyümek artık bir lüks haline geliyor.
Bu mesleki ayrımcılık ve dayatılan belirsizlik karşısında genç kadınlar, hayatta kalabilmek ve kendi geçimlerini sağlayabilmek adına önlerine çıkan, ne bulurlarsa girdikleri işlere yöneliyor. Birçok yeni mezun mühendis ve lisans mezunu kadın kafelerde, restoranlarda garsonluk yapmak zorunda kalıyor. Öğrencilikte başlayan o "geçici" hayatta kalma mesaileri, mezuniyet sonrasında derinleşen bir güvencesizlik ve mesleki yabancılaşma ile kalıcı bir yaşam biçimine dönüşüyor.
Kadın öğrencilerin ve yeni mezunların hayatta kalma, okuyabilme ve var olabilme mücadelesi sadece bireysel bir fedakârlık hikayesi değil. Bu durum, eğitim hakkının, istihdam güvencesinin ve güvenli yaşam alanlarının nasıl daraldığının somut bir göstergesidir. Genç kadınlar yazın memleket marketlerinde, kışın bar tezgahlarında, mezun olunca da kafe koridorlarında ya da diplomalarının hiçe sayıldığı açık pozisyonlarda kendi geleceklerini kurmaya çalışıyor.
Evrensel'i Takip Et