Askeri harcamalar ve toplumsal maliyeti-1
Askeri harcamalar, stokları eritip kâr oranlarının düşme eğilimini dengeler. 1960 sonrası ampirik çalışmalar, kâr hadlerindeki bu pozitif etkinin neoliberal dönemde bilhassa finansal sektör kârlarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.
Fotoğraf: AA
Adem Yavuz Elveren
Askeri harcamalar kapitalizm için hayati bir öneme sahiptir. Kapitalizmin itici gücü tüketim değil kârdır. Dolayısıyla üretimin (ve tüketimin) toplumsal yararı gözetilmez, asli koşul üretimin kârlı olmasıdır. Ancak bu sınırsız kâr arayışında sistem bir yandan da kendi açmazını yaratır çünkü sürekli olarak genişlemek zorundadır; sistemin devamlılığı yeni pazarlara, yeni ürünlere ve yeni teknolojilere bağlıdır. Rekabetin kendisi paradoksal olarak rekabetsiz bir piyasaya yol açar, rakiplerini bertaraf eden firma pazar payını artırır. Paul Baran ve Paul Sweezy’nın daha 1950-60’larda oldukça yetkin bir şekilde gösterdikleri üzere, bu kapitalist gelişmeyle sermaye az sayıdaki dev şirketin elinde giderek daha fazla yoğunlaşır ve bu şirketler daha fazla kâr edebilmek için üretimi, yatırımı ve işçilerin alım gücünü kısıtlarlar. Ancak bu durum, sistemin en temel açmazına yol açar çünkü işçilerin alım gücünün düşmesi, talep kıtlığına neden olur ve durgunluğa yol açar. Diğer bir ifadeyle, dev şirketler kârın azamileştirilmesinde o denli başarılı olurlar ki, artı değer güçlü ve sistematik bir şekilde artar. Ancak, yaratılan artığın soğurulması gerekmektedir. Bu bağlamda, askeri harcamalar, sistemin yarattığı, sistemin kendisini koruyan en temel aracı olarak devreye girer. Bu “hayati görevi” başka bir kamu harcaması üstlenemez çünkü askeri harcamalar hem bir yandan siyasi ve iktisadi hegemonyayı tahkim eder, hem hızla kullanıldıkları ya da bir kenara atıldıkları için sınırsız bir talep güvencesi sağlar. Ayrıca, bu süreç kapitalist sınıfın çıkarlarına uygundur çünkü sosyal harcamaların aksine özel sektörün pazar ve kâr olanaklarını daraltmaz. Aksine, silah sanayi tek müşterisi devlet olan, ekonomik dalgalanmalardan etkilenmeyen, savaş olsun olmasın talebin hep hazır olduğu (Daha doğrusu talebi de askeri sanayi kompleks bağlamında üreticilerin kendisinin yarattığı) muntazam kâr oranlarının olduğu nadir sektörlerden biridir.
Başını ABD’nin çektiği küresel askeri sanayi kompleks, bu merkez ülkelerin siyasi ve iktisadi hegemonyasının devam ettirilmesi için gerektiğinde sınırlı ölçüde “yerel” (buna “milli ve yerli” de diyebiliriz) askeri sanayi komplekslere de izin vererek, daha doğrusu onlarla eş güdüm içinde askeri gücü, uluslararası kapitalist sistemi dış tehditlerden ve toplumsal düzeni iç tehditlerden korumak için kullanırlar. Bu satırları yazdığım sırada NATO toplantısı öncesinde aralarında yakın bir akademisyen arkadaşımın da olduğu yüzlerce kişinin gözaltına alındığını öğrendim. Mesele sistemin idamesi ise düşman yaratmak sadece teferruattır. Komünizmden hakkını arayan özel sektörde bir öğretmene veya araştırmasını yayımlayan bir akademisyene kadar geniş bir yelpazeye yayılır.
Peki bu kapitalist sistemi sürdürmenin, yani bu “hayati görevin” maliyeti nedir? Bu maliyeti gerçek anlamda üstlenenler kimler? Asıl hayati olan bu soru. Askeri harcamaların gerçek maliyetini, kâr oranları, büyüme, gelir eşitsizliği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve çevresel tahribat gibi temel göstergelere bakarak anlayabiliriz.
Kâr Oranları
Kapitalist sistem içindeki rekabet nedeniyle şirketler üretimde makineleşmenin derecesini artırarak üretim maliyetlerini düşürmeye çalışır. Emeğin yerini makinelerin alması, sermayenin organik bileşiminde bir artışa neden olur ve artı değerde bir yükseliş yaşanmaması halinde, bu kâr oranlarında bir düşüşe yol açabilir. Bu bağlamda, askeri harcamalar ihtiyaç fazlası stokların eritilmesine yardımcı olur ve kâr oranlarının düşme eğilimini dengeler. Bu konudaki ampirik çalışmalar 1960’dan günümüze genel anlamda askeri harcamaların kâr hadleri üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu ancak bu etkinin neoliberal dönemde daha çok finansal sektördeki kâr oranları ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Yani, özellikle ABD’de finansallaşma ve militarizm, rejimin devamını sağlamada (Ya da bunu hegemonyanın bitiş sürecinde diye okumak da mümkün) birbirini besleyen iki olgu olarak göze çarpmaktadır. Bu çalışmaların bir başka çarpıcı bulgusu ise askeri harcamalar silah ihraç eden ülkelerde kâr hadlerini artırırken silah ithal eden ülkelerde negatif bir etki yaratmasıdır. Elbette, bu etkileri kazanan-kaybeden ülkeler olarak değil de kazanan-kaybeden sınıflar olarak görmek gerek çünkü askeri harcamaların ABD’de kâr hadlerini artırmasının kazananı başta dev silah firmaları ve onlarla içe içe geçmiş diğer sermaye grupları iken bunun maliyetini üstlenenler ise sağlık sigortasına her geçen yıl daha çok prim ödeyen yığınlar ya da okullarının ücretini ödeyebilmek için iki hatta üç yarı zamanlı işte çalışmak zorunda kalan öğrenciler olmaktadır. Elbette, bu maliyet, daha sınırlı kaynaklarını silah ithal etmeye ayıran çevre ülkelerin işçi sınıfı için daha da yüksek olmaktadır.
Askeri harcamaların büyüme, gelir eşitsizliği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve çevre üzerindeki etkilerini gelecek yazıda tartışacağım.
Evrensel'i Takip Et