28.06.2026 00:09

Avrupalı otomotiv tekelleri savaş ekonomisine geçiyor: Silah üretimi, sanayinin yeni altın madeni mi?

Avrupa Gündemi’nde bu hafta Fransız ve Alman otomotiv tekellerinin silah sanayi için üretime geçmesi planları, Almanya’nın öncülüğündeki NATO öncesi Avrupa zirvesi ve İngiltere’de Başbakan Keir Starmer’in istifasına dair tartışmalar var.

Avrupalı otomotiv tekelleri savaş ekonomisine geçiyor: Silah üretimi, sanayinin yeni altın madeni mi?

CGT Renault sendikası eylemi (Fotoğraf: CGT)

Fransa, geçtiğimiz hafta Avrupa’nın en büyük silah fuarına ev sahipliği yaparken, fuarda dikkatleri çeken ise otomotiv devleri oldu. Fabrikalar kapanıyor, istihdam daralıyor, otomotiv devleri çıkış yolunu savaş sanayisinde arıyor. Renault, Volkswagen ve Mercedes gibi sektörün devleri, artan askeri bütçelerin açtığı yeni kârlı alanlara yöneliyor. “Yeniden dönüşüm” adı altında hızlanan bu süreç, savunma sektörünü şirketler için milyarlarca avroluk bir kâr alanına dönüştürürken, sanayinin geleceği ve savaş ekonomisine bağımlılık tartışmalarını da büyütüyor. Humanite gazetesinden seçtiğimiz makalede de, “Savunma sektörü, sivil sanayinin yeni altın madeni mi?” soruluyor. 

32 NATO ülkesinin temsilcileri 7-8 Temmuz’da Ankara’da bir araya gelecek. Avrupalılar burada, ABD’nin askeri kapasitelerini geri çekmesiyle ittifak içinde oluşan boşlukları -Rusya’ya karşı Ukrayna’ya verilen destek de dahil olmak üzere- nasıl doldurabileceklerini ortaya koyma göreviyle karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar. Bu nedenle çarşamba günü, beş güçlü Avrupa ülkesinin devlet ve hükümet başkanları, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in (CDU) daveti üzerine Berlin’de tutumlarını koordine etmek üzere bir araya geldi. Hedeflerini NATO’yu kurtarmak olarak belirlediler, peki ama bu nasıl olacak?

İngiltere siyaseti son on yıldır derin bir liderlik krizi içinde. 2016’daki Brexit referandumundan bu yana ülke David Cameron, Theresa May, Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak ve Keir Starmer’in liderlik ve başbakanlık dönemlerinden geçti. Starmer’ın istifasıyla birlikte İngiltere, yaklaşık on yıl içindeki yedinci başbakanına hazırlanıyor. Bu tablo, İngiltere siyasetinde merkez sağ ve merkez solun uzun süredir yaşadığı temsil ve hegemonya krizinin yeni bir halkası olarak karşımızda duruyor. Morning Star’dan seçtiğimiz makalede, Starmer’ın istifasının yalnızca kişisel bir başarısızlık ya da kötü yönetim sorunu olmadığı, onun İşçi Partisini dönüştürme biçiminin ve İngiltere egemen sınıfına uyumlu bir siyaset inşa etme çabasının sonucu olduğuna vurgu yapılıyor.

Renault, Volkswagen, Mercedes: Silah sanayisine yöneliyorlar

Léa Darnay, Bruno Odent
Humanité/Fransa

Savunma sektörü, sivil sanayinin yeni altın madeni mi? Avrupa otomotiv sektörü fabrikaların kapanması, yeniden yapılanmalar ve işten çıkarmalarla derin bir kriz yaşarken, askeri harcamalardaki artış otomobil üreticilerine yeni fırsatlar sunuyor. Bu şirketlerin teknik bilgi birikimleri; artan mühimmat, dronlar ve askeri ekipman talebini karşılamak için giderek daha fazla kullanılmaya başlanıyor.

Tarihsel bir şirket olan Renault, bu dönüşümü açıkça üstlenen ilk Fransız otomobil üreticisi oldu. Uzun süre temkinli davranan şirket 1945’te kamulaştırılmış ve 1990’lı yıllarda yeniden özelleştirilmişti. Haziran ayında, Avrupa’nın en büyük silah fuarı olan Eurosatory’de savunma alanında yeni bir ortaklığını resmileştirdi.

Turgis Gaillard için üretilen Chorus dronlarının ardından Renault, Thales (Fransız silah şirketi) ile birlikte kamikaze dron olan Toutatis’i üretecek. İlk örneklerin 2027’de teslim edilmesi bekleniyor; hedef ise talebe göre artırılabilecek şekilde ayda 1000 cihaz üretmek, bu sayının 10 bine çıkarılması da mümkün. Yine Thales ile ortaklık kapsamında Renault’nun askeri amaçlarla donatılmış bir araç üretmesi de planlanıyor. Tüm bu çalışmalar, Savunma Bakanlığına bağlı Silahlanma Genel Müdürlüğünün denetimi altında gerçekleşiyor.

Chorus dronlarının üretileceği Le Mans Fabrikasında bu dönüşüm çalışanların gönüllülük esasına dayanıyor. CGT Sendikası Temsilcisi Richard Germain şöyle açıklıyor: “Bazıları bunun ek bir faaliyet olduğunu ve bunu değerlendirmek gerektiğini düşünüyor; çünkü yıllarca üretimlerin başka ülkelere taşınmasına maruz kaldılar. Ancak bazıları da etik açıdan bu projeyi kesinlikle desteklemiyor.”

Renault’nun ötesinde, Eurosatory’de çok sayıda Fransız sivil şirket artık askeri sektörde kendine yer arıyor. Örneğin itfaiyecilere yönelik ekipmanlarda uzmanlaşmış Leader grubu; PFAS içermeyen köpükleri ve termal kameraları sayesinde, ekipmanlarını yenilemekte olan orduların ilgisini çekmeyi umuyor.

KOBİ’ler ve sivil kuruluşlar silah üretimine yöneliyor

Bir başka örnek ise hassas mekanik konusunda uzmanlaşmış Normandiya merkezli Deremaux Şirketi. Şirket yöneticisi açıkça şöyle diyor: “Buraya para kazanmak için geldik.” Silah sektörünü sanayi alanında meydan okuma olarak gören yönetici, herhangi bir etik sorun görmediğini söylüyor: “Bir silah üretmek gerçek bir meydan okumadır: Standartlar en üst seviyededir, bu da mükemmeli aramaya zorlar.”

Renault’nun tedarikçileri de bu fırsattan yararlanmayı umuyor. Morbihan’daki Caudan kentinde bulunan Fonderie de Bretagne bunun bir örneği. Uzun süre Renault’ya bağımlı olan fabrika -2024 yılında cirosunun yüzde 95’i Renault’dan geliyordu- otomobil üreticisinin sipariş hacimlerini garanti etmeyi reddetmesinin ardından tasfiyenin eşiğine geldi. 350 çalışanı bulunan fabrikanın yeni sahibi Europlasma, artık burada yılda 250 bin adet top mermisi gövdesi üretmeyi planlıyor.

Otomobil üreticisinin bu yeni askeri stratejisi CGT sendikasının sert tepkisini çekiyor. Sendika bir açıklamasında şöyle belirtiyor: “Bu durum şirketin birçok çalışanını şoke ediyor. Savaşa doğru gidişten yararlanmak hiçbir zaman işçiler için faydalı olmayacak. İşçiler Renault’ya araba üretmek için girdiler, silah üretmek için değil!”

Almanya’da ise sivil üretimden askeri üretime dönüşüm çok daha ileri bir seviyede. Araç satışlarındaki gerilemeyle karşı karşıya kalan Alman otomotiv sanayisinin iki devi Mercedes-Benz ve Volkswagen, bu dönüşüm için hazır durumda. Mercedes-Benz Grubunun Başkanı Ola Källenius’a göre şirket, Avrupa’nın “Savunma profilini güçlendirme” konusunda üzerine düşen sorumlulukları almaya hazır.

2026 yılında askeri bütçenin 108.2 milyar avroya yükselmesi (yani toplam kamu harcamalarının yaklaşık yüzde 20’si) sayesinde bu operasyon oldukça kârlı görünüyor. Bu beklenmedik servetten pay almak için Mercedes-Benz, sivil araçların yerine, çeşitli son derece ölümcül mühimmat fırlatıcılarla donatılmış en gelişmiş zırhlı kamyonları üretmeye karar verdi.

Otomotiv, askeri sanayi stratejisinin kilit sektörü

Daha önce sivil üretimden askeri üretime geçiş sürecini başlatan Volkswagen’in tercihleri, Alman devletinin ve sermayesinin stratejisini daha da açık biçimde ortaya koyuyor. 2 bin 300 çalışanı bulunan büyük Osnabrück Fabrikası, şimdiye kadar T-Roc cabrio modellerinin üretildiği yerdi. Ancak artık grubun askeri üretim hedeflerinin sinir merkezi haline geliyor.

12 markaya sahip dünya devi şirketin -VW, Skoda, Audi, Bentley, Lamborghini… - yöneticisi Oliver Blume de Alman ve Avrupa savaş çabasının oluşturduğu “fırsata” dikkat çekiyor. Almanya topraklarında 2030’a kadar yaklaşık 50 bin işten çıkarma planını açıkladıktan sonra, bir tür telafi olarak, büyük askeri sanayi şirketleriyle anlaşmalar aranması gerektiğini savunuyor. (…)

Osnabrück fabrikasında çalışanlar ise — zaten kısmi işsizliğe benzer bir çalışma düzenine zorlanmışken — işlerini koruma umudundan çok öfke ve tepki gösteriyorlar. Birkaç hafta önce, Vestfalya Barışı’nın ardından barışı kutlayan ünlü bir yerel anıt, hükümet propagandasının sloganlarından birinin değiştirilmesiyle oldukça anlamlı ve siyasi açıdan “uygunsuz” bir yazıyla kaplandı: “Savaşa hazır mısınız? Biz olmadan.”

Çeviren: Eren Can 


Berlin’de E5 Buluşması: Hedef NATO’yu kurtarmak ama nasıl? 

Daniel Brössler ve Sina-Maria Schweikle
Süddeutsche Zeitung/Almanya

İki haftadan kısa bir süre içinde, NATO ülkelerinin devlet ve hükümet başkanları, ittifakın geleceğine odaklanan bir zirve için Ankara’da bir araya gelecek. ABD Başkanı Donald Trump, üyeliğin Amerika Birleşik Devletleri için hâlâ bir değer taşıyıp taşımadığı konusundaki şüphelerini defalarca kamuoyu önünde dile getirdi. Ayrıca, İran’a yönelik izinsiz saldırı girişimine destek vermeyi reddeden müttefiklerine duyduğu tepkiyi de sürdürüyor. Trump, geçen hafta Évian’da (Fransa) düzenlenen G7 zirvesinde büyük ölçüde uyumlu bir tavır sergilemiş olsa da bu olumlu havanın Ankara’daki toplantıya kadar korunup korunmayacağı konusunda soru işaretleri mevcut.

Çarşamba günü Başbakan Friedrich Merz; kendisi haricinde kilit aktörler olarak gördüğü Avrupalı ​​devlet ve hükümet başkanlarını ağırladı. Öğleden sonra başbakanlık binasında bir araya gelen isimler arasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Polonya Başbakanı Donald Tusk ve pazartesi günü istifasını açıklamış olan İngiltere Başbakanı Keir Starmer yer alıyordu. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise “E5” grubuna, ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşme öncesinde Washington’dan video bağlantısı aracılığıyla katıldı.

Berlin'de Avrupa devletleri toplantısı (Fotoğraf: AA)

Berlin'de Avrupa devletleri toplantısı (Fotoğraf: AA)

Geçen yıl Lahey’de düzenlenen NATO zirvesinde üye ülkeler -özellikle Trump’ın baskısı sonucunda- savunma harcamalarını önemli ölçüde artırma ve böylece onun taleplerinden birini karşılama konusunda mutabakata varmışlardı. 2035 yılına gelindiğinde her ülkenin ekonomik çıktısının yüzde beşini savunmaya ayırması öngörülüyor; bunun en az yüzde 3.5’i geleneksel askeri kapasitelere, geri kalan yüzde 1.5’i ise altyapı gibi güvenlikle ilgili harcamalara tahsis edilecek. Merz, çarşamba günü yaptığı açıklamada E5 ülkelerinin bu tedbirleri halihazırda uygulamaya koyduğunu belirtti.

Başbakan, görüşmelerin ardından akşam saatlerinde yaptığı konuşmada, “Beş büyük Avrupa ülkesi olarak bugün beş mesaj veriyoruz” dedi. İlk olarak, “güçlü ve birlik içinde” bir NATO için kararlılıkla hareket ediyorlar. İkinci olarak, ittifakı yenilemeyi ve “Avrupa ayağını” güçlendirmeyi hedefliyorlar. Almanya, Fransa, Büyük Britanya, İtalya ve Polonya halihazırda savunmaya büyük yatırımlar yapıyor. Bu durum, “dengeli bir transatlantik ortaklığın temelini” oluşturuyor. Üçüncü olarak, tek taraflı ulusal eylemleri reddediyorlar. Merz, “Almanya güçlendikçe komşularımız kendilerini daha güvende hissetmeli” ifadesini kullandı. Dördüncü olarak, Ankara’dan Ukrayna’ya güçlü bir destek mesajı göndermeyi amaçlıyorlar. Rusya’ya verilen mesaj şu: “Ukrayna gücünü koruyor. Avrupa’nın desteği sarsılmıyor.”

Başbakan, beşinci madde olarak İran konusuna değindi. ABD ile İran’ın bir çerçeve anlaşması üzerinde uzlaşmış olmalarını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. “Koşullar sağlandığı takdirde biz de üzerimize düşeni yapacağız” dedi. Macron, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini güvence altına almaya yönelik olası bir misyonun koşullarının “doğal olarak belirlenmesi gerektiğini” ifade etti. Macron, “Avrupalılar ve Amerikalıların yeniden birbirine yakınlaştığı bir noktadayız” vurgusunda bulundu.

Évian’daki o olumlu havanın bir kısmının korunabileceğine dair bir umut havası hakimdi. Aynı zamanda tüm katılımcılar, Avrupa’yı güçlendirme konusundaki kararlılıklarını vurguladılar. İtalya Başbakanı Meloni, “Avrupa sorumluluğunu üstlenmek istiyor” dedi. Meloni daha önce Trump ile ortak bir fotoğraf için ricacı olup olmadığı konusunda -ki kendisi bu iddiayı şiddetle reddediyor- bir sosyal medya tartışması yaşamıştı.

Berlin’e yapılan davet, özellikle Donald Tusk için büyük önem taşıyordu. Merz, Macron ve Starmer kısa süre önce Londra’da, kısmen Rusya ile yapılabilecek müzakerelere yönelik bir strateji belirlemek amacıyla daha dar kapsamlı bir “E3” formatında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelmişlerdi. Tusk bu duruma büyük tepki göstermişti. Polonya Başbakanı, ülkesinin Ukrayna’nın kilit destekçilerinden biri olarak müzakereler sırasında mutlaka masada yer alması gerektiği konusunda ısrarcı. Berlin’de yaptığı konuşmada, Rusya’nın saldırgan politikaları nedeniyle doğrudan tehdit altında olan ülkelerin “tüm formatlarda” temsil edilmesini sağlamak için Polonya’nın elinden geleni yapacağını vurguladı. “Polonya olmadan, İskandinav ülkeleri olmadan, Baltık devletleri olmadan ve Romanya olmadan burada bir sonuca ulaşmak zor olacaktır” uyarısında bulundu. Nihayetinde söz konusu olan, “doğudaki saldırgan bir komşuyla” yaşanan bir medeniyetler çatışmasıydı.

Görevden ayrılacağını açıklamasının hemen ardından gerçekleşen bu toplantı, en azından İngiltere Başbakanı Starmer açısından duygusal bir boyut kazandı. E5 katılımcılarının tamamı, katkılarından dolayı kendisine tek tek teşekkür etti. Merz, “Görevi bırakacak olmanızdan dolayı belli bir üzüntü duyuyoruz” ifadesini kullandı. Polonya Başbakanı Tusk, özel bir övgüyle Starmer’ı duygulandırdı: “Sizin çalışmalarınız sayesinde insan bir süreliğine Brexit’i unutabiliyordu.”

Çeviren: Semra Çelik 


Kendini kandırma sanatında bir ustalık dersi

Linda Pentz Gunter
Morning Star/İngiltere

Görünüşe göre, sonu gelmez gibi geçen son iki yıl boyunca hepimiz, artık neyse ki görevi bırakmakta olan Başbakan Keir Starmer’ın yaşadığı evrenden farklı bir evrende yaşıyorduk.

Bu sayfalarda Starmer’ın kendi elleriyle yarattığı bataklıkta çürüyüp gidecek mirası hakkında bolca analiz yapılacaktır. Fakat istifa konuşmasında bu kadar çarpıcı biçimde görünen şey, onun ne kadar derin bir öz aldanma içinde boğulmakta olduğuydu.

Fotoğraf: @Keir_Starmer/X

Fotoğraf: @Keir_Starmer/X

10 Numara’nın (başbakanlık ofisi) önünde “veda” için kullandığı altı buçuk dakikada, aylar önce boşaltması gereken ve zaten asla hak etmediği bir konutta, Starmer gerçekliğe körlüğü bakımından nefes kesici bir dizi mit ve suçu başkasına atma anlatısı ortaya koydu. Starmer’ı yalnızca dağılmış kağıtlarını toplamak için uygun gören ABD Başkanı Donald Trump bile, bu kadar kısa bir konuşmaya bu kadar çok yanlışlığı sığdırmamıştır. Starmer’ın dünyasına göre, o İşçi Partisini dönüştürdü -bu kadarı doğru- “hem de daha iyiye doğru”; bu kısmı doğru değil.

Kendisinden önceki Lider Jeremy Corbyn’den devraldığı İşçi Partisinin “siyasi, mali ve ahlaki olarak iflas etmiş” olduğunu iddia etti; oysa Corbyn’i mecazi anlamda sırtından bıçaklayan kişi bizzat kendisiydi. Corbyn döneminde parti üye sayıları fırlamış, 18 ay içinde 190 binden yarım milyonun oldukça üzerine çıkmıştı. Sonrasında ise bitmek bilmeyen Starmercı tasfiyeler ve İşçi Partisi sağa kaydıkça insanların gönüllü olarak ayrılmasıyla en az 200 bin kişi üyeliği bıraktı.

Starmer daha sonra “ezici çoğunluk”la seçimi kazanmanın sorumluluğunu üstlendiğini söyleyerek övündü. Oysa 2024’te İşçi Partisine oy veren kişi sayısı, Corbyn’in lider olduğu 2019’dakinden daha azdı. Keir Starmer bu rahatsız edici istatistikleri söylemeyi unuttu. Bunun yerine en ufak bir utanma belirtisi göstermeden “İşçi Partisini değiştirmek, bizi iktidara taşımak ve milyonlarca insanın hayatını iyileştirme yönündeki hayati çalışmaya başlamak için en uygun kişinin kim olduğu” sorusunun güçlü biçimde yanıtlandığını söyledi. Bu kişi oydu ve onun yetkin liderliğiydi; oysa kendi partisi haftalardır, hatta aylardır ondan bu liderliği bırakmasını istiyordu.

Starmer ayrıca İşçi Partisinden “Antisemitizm zehrini söküp attığı” için kendini tebrik etti; buna rağmen ihraç edilmek üzere orantısız biçimde hedef alınanların bizzat Yahudiler olduğu gerçeği ortadaydı.

İşçi Partisinin beyaz işçi sınıfından seçmenleri içindeki bazı kopuşlar, (aşırı sağcı) Reform Partisine yöneldi. Bu kopuşlar, Starmer’ın hükümetinin “Milyonlarca insanın hayatını iyileştirdiği” iddiasının nasıl temelden yanlış olduğunu ortaya koydu.

İktidara geldikten sadece birkaç gün sonra Starmer’ın kış yakıtı desteğini ellerinden aldığı en az 2.5 milyon emekli bundan pek emin değildi. Bu, onun daha sonra geri adım atmak zorunda kaldığı acımasız önlemlerden ilki oldu. Bu “iyileştirmelerden” bir diğeri de iki çocuk yardım sınırının kaldırılmasıydı. Starmer bu hamle için kendini şahsen tebrik etti; oysa bunu yapması bir yıldan fazla sürdü ve değişiklik ancak görev süresinin 18. ayında yürürlüğe girdi. Bu da büyük kamuoyu ve siyasi baskı sonucunda ona zorla kabul ettirilen bir başka geri adımdı. Üstelik kendi partisinden yedi milletvekilini, şimdi kendi başarısı gibi sunduğu bu değişiklik lehine oy verdikleri için daha önce askıya almıştı.

Bir başka zafer olarak sunduğu şey ise “Soğuk Savaş’tan bu yana savunma harcamalarındaki en büyük artış”tı. Oysa bu, evsizlik, zorlanan kamu sağlık sistemi, uygun fiyatlı konut eksikliği, genç işsizliği ve çocuk yoksulluğu gibi çözülmemiş sorunların devam etmesine en büyük katkılardan biri, hatta belki de en büyüğüydü.

Starmer’ın başarı listesinde yer alan diğer maddeler, Reform’a bir başka göz kırpma niteliğindeydi: “Küçük tekne geçişlerinin azalması” (İngiliz Kanalı üzerinden küçük teknelerle İngiltere’ye ulaşmaya çalışan düzensiz göçmenler için kullanılan siyasi bir ifade), sığınmacı otellerinin kapanması.”

10 Numara’daki ilk günlerinde Starmer, “defalarca partisinin bittiğinin, tarihe karışmaya mahkum edildiğinin” kendisine hatırlatıldığını söyledi. Muhtemelen bir an daha görevde kalsaydı partiyi tam da oraya, tarihin çöplüğüne gönderecekti. Hatta belki de zaten gönderdi; çünkü soldaki pek az kişi Andy Burnham (Partinin önde gelen isimlerinden, Starmer sonrası liderlik için öne çıkan siyasetçi) partiyi diriltmek için yeterince radikal bir şey yapacağına inanıyor.

“İnsanları yanılttık çünkü partimizi değiştirdik” diye ısrar etti Starmer. Tartışmalı biçimde, bu onun söylediği az sayıdaki doğru cümleden biri olabilir. Sadece partinin adını değiştirmeyi unuttu; çünkü yeniden şekillendirdiği parti, çalışan insanlara değil oligarklara ve silah üreticilerine yaranıyordu.

Bu noktayı kanıtlamak istercesine, Starmer’ın pazartesi günü istifasını açıklamadan önceki son etkinliklerinden biri, sağcı medya baronu Lachlan Murdoch’ın ev sahipliği yaptığı gösterişli bir partiye katılmaktı. (Lachlan Murdoch ve Murdoch ailesi, İngiltere ve ABD’de sağcı medya gücüyle, özellikle The Sun, The Times ve Fox News gibi yayın organlarıyla bilinir.)

Alışılagelmiş ayrıcalıklı lordlar, eski akıl hocaları ve yazarın ifadesiyle “faşist dostlar” oradaydı: Kemi Badenoch, Jacob Rees-Mogg, Piers Morgan, Morgan McSweeney ve Wes Streeting bunların arasındaydı. (Badenoch ve Rees-Mogg Muhafazakâr Partinin sağ kanadıyla özdeşleşen figürler) Şüphesiz şampanyalar akıyordu. Ama olsun, küçük tekneleri durdurduk ya.

Starmer’ın yerine geçtiği ve hâlâ “halkın başbakanı” olarak bilinen Jeremy Corbyn şöyle yazdı: “Keir Starmer bu ülkede çocuk yoksulluğunu, evsizliği ve grotesk eşitsizlik seviyelerini sona erdirebilirdi.” Corbyn, Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirerek Starmer’ı bu süreci kolaylaştırmakla suçladı: “Bunun yerine, ihtiyaç sahiplerini terk etti, sivil özgürlüklerimizi yok etti ve Gazze’deki soykırımı kolaylaştırdı. Bu başbakan işte böyle hatırlanacak geride bıraktığı ahlaki ve siyasi iflas mirası da budur.”

Starmer nihayet gittikten sonra, şirketlerin kırmızı halıyı sermesini izleyin. Onun önemsediği milyonlar İngiltere halkı değil; neredeyse kesin biçimde kendisine akacak olan milyonlarca sterlindir. Fakat Tony Blair’in (Eski İşçi Partisi Lideri ve 1997-2007 yılları arasında görev yapan, Irak Savaşı ile özdeşleşmiş İngiltere Başbakanı) ondan önce yaptığı gibi fahiş ücretlerle konuşmalar yaptığında, dinleyiciler arasında kimse “Oh, Keir Starmer!” diye şarkı söylemeyecek.

Çeviren: Dış Haberler Servisi

(Dış Haberler)
27.06.2026 20:39

Ankara'da NATO protestosu: 'Türkiye NATO'dan çıkmalı, üsler kapatılmalı'

Ankara'da bir araya gelen sendika ve meslek örgütleri ile NATO'ya Hayır Koordinasyonu, NATO Zirvesi'ne ve savaş politikalarına tepki göstererek Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını istedi.

28.06.2026 00:04

Ağaç A.Ş. işçisi kadınlar işlerini geri istiyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı iştirak şirketi Ağaç A.Ş.’de çalışan 40 işçi, “güvenlik soruşturması” gerekçesiyle işten çıkarıldı. İşten hukuksuz bir biçimde çıkartılan kadın işçiler işlerini geri istiyor.

Ağaç A.Ş. işçisi kadınlar işlerini geri istiyor
27.06.2026 13:21

Depremde 42 kişiye mezar olan Bad-ı Saba Konutları'na ilişkin 2 kamu görevlisine dava açıldı

6 Şubat depreminde 42 kişinin öldüğü Bad-ı Saba Konutları'na ilişkin yürütülen soruşturmada, Dulkadiroğlu Belediyesi'nde çalışan iki imar görevlisi hakkında "bilinçli taksirle ölüme neden olma" suçundan dava açıldı. Duruşma, 30 Haziran'da görülecek.

Depremde 42 kişiye mezar olan Bad-ı Saba Konutları'na ilişkin 2 kamu görevlisine dava açıldı
27.06.2026 13:13

Antep'te karne günü bıçaklanan 16 yaşındaki liseli Çağlar kurtarılamadı

Antep’te, karne günü parkta okul arkadaşı Halil A.(18) tarafından tarafından bıçaklanarak ağır yaralanan 16 yaşındaki Çağlar Gönülalan, hayatını kaybetti.

Antep'te karne günü bıçaklanan 16 yaşındaki liseli Çağlar kurtarılamadı

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!