Demirtaş’tan süreç için öneri, siyasete eleştiri: Kürtçe çantaya tahammülsüzlük, Kürt sorununun özüdür
Tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, QAD Barış Araştırmaları Derneği için “Az Kaldı!” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Fotoğraf: Dilan Temiz/Evrensel
Tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, QAD Barış Araştırmaları Derneği için kaleme aldığı “Az Kaldı!” başlıklı yazısında, Türkiye’deki siyasetin mevcut durumu için “niteliksiz, seviyesiz ve ahlaksız” derken, siyasette cesur ve kapsayıcı bir yeni zemin çağrısında bulundu.
Meclis’e alınmayan Kürtçe yazılı çantayı ve komisyonda ana dilini konuşamayan anneleri hatırlatan Demirtaş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye şu sözlerle seslendi: “Eminim ve isterdim ki Sayın Devlet Bahçeli’nin haberi olsaydı kendisi bizzat Meclis’in giriş kapısına giderdi ve üstünde bin yıllık kardeşlerinin ana dilinde yazı olan çantayı alır, Kürt gazetecinin de elinden tutup ‘Gel kardeşim, burası senin meclisindir. Kimse senin ana dilini engelleyemez, horlayamaz, yasaklayamaz. Çünkü sen olmadan ben var olamam’ derdi.”
Erdoğan’a fırsatçılar ve riyakârlar uyarısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresindeki kadrolara dikkat çeken Demirtaş, yeni başlangıçlar için ilkesel bir duruş sergilenmesi gerektiğini vurguladı: “Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa tüm olup bitenlere bir nokta koyup butlandan, kayyumdan, tutukluluklardan medet umanlara da prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir.”
“Siyasetçi demeye utanır hale geldim”
Türkiye’deki siyasi ortamın çürümüşlüğünden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Demirtaş, şunları ifade etti: “Memleketteki siyasetin niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız ve çürümüş hallerine katlanmak zor. Kendime siyasetçi demeye utanır hale geldim neredeyse. Sabah erken kalkanların koltuk kapmak için birbirini ezdiği bir ortamda biz halkımızın acılarıyla, sorunlarıyla yatıp kalkıyoruz, çareler üretmeye odaklanıyoruz. Boş tartışmalar, gereksiz gündemler bizim işimiz değil, olamaz.”
Demirtaş’ın kaleminden: “Az Kaldı!”
Demirtaş’ın yazısının tamamı şu şekilde:
“... Süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. Bu adımlar da öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak ve helal olan adımlardır.
Küresel düzeyde yaşanan ve kapitalizmin, emperyalizmin doğasına içkin olan krizlerle birlikte büyük bir hegemonya savaşı hem Orta Doğu’da hem Türkiye’de eskiye ait olan her şeyi yıkıyor ama Gramsci’nin deyimiyle ‘Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor, şimdi canavarlar zamanı.’ Çünkü güç dengeleri ne soğuk savaş dönemindeki iki kutuplu dünyaya benziyor ne de tek kutuplu ABD/Batı hegemonyasının borusunun öttüğü soğuk savaş sonrasına benziyor. Bu savaş halinin kesintisizliği artık önümüzdeki on yılların yeni normali olacak.
Süreç stratejik olarak ele alınmıyor
Doğal olarak Türkiye de bu değişimden doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. Yürütülen çözüm süreci de bu yaklaşımın sonucunda ortaya çıkmış ve ana stratejiye katkı sunduğu, sunacağı açıkça belli olan önemli bir taktiktir. ‘Taktiktir’ diyorum çünkü sürece yaklaşım konusunda yapılanlara, yapılmayanlara ve yapılacaklara bakınca sürecin devlet kanadında stratejik olarak ele alınmadığı rahatlıkla görülebiliyor.
Sayın Öcalan’ın inisiyatif alması da şu ana kadar büyük katkılar sağladı, sağlamaya da devam ediyor. Ama ciddi bir eksik vardır ki o da bölgesel düzeyde Kürt-Türk ilişkilerinin stratejik düzeyde yeniden ele alınmamasıdır. Özellikle Suriye ve Irak’ta, Kürtlerle ilişkiler konusunda daha kucaklayıcı, oralardaki Kürtlerin hakkını, hukukunu gözeten yeni bir yaklaşım herkese daha çok kazandıracaktır.
Süreç artık somut adımlar gerektiriyor
Nitekim sürecin Kürtlere, 90 milyon yurttaşın özgürlüklerine, demokratik yaşamına, temel insan haklarına ve bunlarla doğrudan bağlantılı olarak refahına, ekonomisine ne kazandırdığını, ne kazandıracağını bilmiyoruz. İşte sürecin en zayıf noktası, en tartışmalı kısmı burası. Türkiye Cumhuriyeti devleti, son yıllardaki savaş ve yıkım kasırgasından süreç sayesinde uzak durmayı başardı ki bu en büyük kazanımımızdır. Ama aynı süreçte mesela bir Kürt anne Meclis Komisyonunda Kürtçe konuşamadı, bir Kürt gazeteci üstünde Kürtçe yazı olan çantasıyla Meclis’e sokulmadı. İncitildiler, horlandılar.
Yani demem o ki süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. Bu adımlar da öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak ve helal olan adımlardır. İçinden geçtiğimiz radikal değişim sürecini doğru algılayıp iyi analiz edebilenler eğer ki ahlaki, cesur bir duruş sergileyerek Türkiye’de büyük bir uzlaşmanın kapısını açabilirse işte o zaman kazanımlar on değil elli olur, yüz olur.
Yeni bir siyaset zemini kurmanın zamanı
Memlekette siyasetin bu kadar niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız ve çürümüş hallerine katlanmak gerçekten çok zor artık. Kendime siyasetçi demeye utanır hale geldim neredeyse. Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bahçeli, Sayın Özel başta olmak üzere Yeni Yol Grubu dahil tüm siyasi liderlerin artık çok daha geniş, çok daha kapsayıcı, çok daha kazandırıcı bir iş birliği zeminini zorlaması herkesin yararına olacaktır. Artık olağanüstü uygulamaları ve olağan dışı gerilimleri bitirecek olumlu adımları karşılıklı atarak yeni bir siyaset zemini kurmanın zamanıdır.
Eğer ki kimse buna yanaşmıyor veya cesaret edemiyorsa da umutsuzluğa gerek yok; biz varız, çare biziz. Nasıl mı yapacağız? Cesaretle konuşarak, ezberleri bozarak birlikte yapacağız, merak etmeyin. Ona da az kaldı.”
(Politika Servisi)
Evrensel'i Takip Et