17.06.2026 13:35

Tiyatro sanatçısı Ani İpekkaya: Gençler ölümsüz tiyatro sanatını geleceğe taşıyacak

Türk tiyatrosunun yaşayan hafızalarından Ani İpekkaya, çocukluğunda tanık olduğu 6-7 Eylül olaylarından Genç Oyuncular dönemine, Şehir Tiyatroları'ndaki kırgın vedasından tiyatronun geleceğine uzanan yaşam öyküsünü ve anılarını anlattı.

Tiyatro sanatçısı Ani İpekkaya: Gençler ölümsüz tiyatro sanatını geleceğe taşıyacak

Sertaç Çelik
[email protected]


Türk tiyatrosunun belleğinde bazı isimler vardır; yalnızca oynadıkları rollerle değil, tanıklık ettikleri zamanlarla da yaşarlar. Ani İpekkaya o isimlerden biri. Çocukluğu 6-7 Eylül'ün gölgesinde geçen, konservatuvar yıllarında Ercüment Behzad Lav ve Ahmet Kutsi Tecer gibi ustaların öğrencisi olan, Genç Oyuncular topluluğunda sahneye çıkan, Lale Oraloğlu Tiyatrosu'ndan, Arena Tiyatrosu'na, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu'ndan kurucuları arasında yer aldığı Özel Kadıköy Tiyatrosu'na uzanan uzun yolculuğunda Türkiye'nin tiyatro tarihine yakından tanıklık etti. Ani İpekkaya'nın tiyatro yaşamını, anılarını ve sanat yolculuğunu kaleme aldığı "Tiyatrocu Olmak mı, Olmamak mı?" kitabı da Ange Yayınları etiketiyle okurla buluştu.

Ani İpekkaya ile çocukluğundan sanat yolculuğuna, unutamadığı anılarından günümüz Türkiye'sine uzanan uzun bir sohbet gerçekleştirdik.

“Genç Oyuncular tiyatronun özünü temsil ediyordu”

Genç Oyuncular topluluğu sizin sanat hayatınızda nasıl bir yere sahipti?

Genç Oyuncular gerçekten fenomen bir topluluktu. Bence tiyatronun özünü temsil ediyorlardı. Ben de bir anda kendimi aralarında buldum. Aram Gümüşyan, Arif Erkin, Atila Alpöge, Ayla Alpöge, Mehmet Akan, Genco Erkal, Şevket Altuğ, Çetin İpekkaya, Ergun Köknar, Oya Kaynar, Birkan Özdemir, Zeynep Tarımer, Çiğdem Selışık ve Hasan Kuruyazıcı birlikte çalıştık. Bugün onların büyük bir kısmı artık aramızda değil. Topluluğun başında Atila Alpöge vardı. İlk oyunumuz Georg Büchner'in Woyzeck oldu. O dönem için son derece farklı bir sahneleme anlayışı vardı. Türkiye’de ilk kez denenen mizansendir. Mesela dekor olarak sadece iki iskemle kullanıyorduk. O iki iskemleyi çevirip farklı biçimlerde değerlendiriyor, bütün sahneyi onunla kuruyorduk. Oyuncular da sahneden çıkınca arkada sıraya diziliyordu. Seyircinin alışık olmadığı, deneysel bir tiyatro türüydü bu. Bir oyunda Mehmet Akan kırmızı bir fular taktığı için “komünizm propagandası yapılıyor” denerek hepimiz savcılığa çağrıldık. Tabii hiçbir sonuç çıkmadı. Ama o dönem tiyatronun nasıl bir baskı altında olduğunu göstermesi açısından unutulmaz bir olaydır. Genç Oyuncular hiçbir zaman ruh olarak dağılmadı. Ancak çalışmalar uzun süre devam edemedi. Çünkü aileler çocuklarının tiyatrocu olmasını istemiyordu. Bu baskılar onları sanattan koparmadı belki ama içlerinden çok azı tiyatroyu meslek olarak sürdürebildi.

"İnsanlar mükemmel sunulan şeye inanır"

Turne yıllarınızda sahnelediğiniz oyunlar size tiyatro adına neler öğretti?

Şehir Tiyatroları’ndan rahmetli Sami Ayanoğlu’nun da bulunduğu bir yaz turnesine çıkmıştık. Tokat’taydık. İki oyun oynuyorduk: Sabahattin Kudret Aksal’ın "Kahvede Şenlik Var" adlı oyunu ve Alman piyesi "İçimizden Biri". Çetin İpekkaya’nın sahneye koyduğu "Kahvede Şenlik Var", onun şaheser rejilerinden biri oldu bence. Teknik ekiple birlikte sabaha kadar çalışır, sahneyi kendi elleriyle hazırlardı. Kendisi aynı zamanda oyunda başrol de oynuyordu. Şehir Tiyatroları turnelerinde bir gelenek vardı; komediler matinede, dramlar ise suarede oynanırdı. Bir gün "Kahvede Şenlik Var" bitti, selama çıktık. Alkış bir türlü dinmedi. Ben buna çok şaşırmıştım. Çünkü oyun oldukça deneysel bir işti; yarı absürt, şiirsel ve dans duygusuyla kurulmuş bir rejiydi. Oyun sonrası Çetin bana hiç unutmadığım şu cümleyi söyledi: “Eğer biri işi mükemmel yaptığına inanıyorsan ve öyle sunuyorsan insanlar bunu anlamasa da kabul ediyor.” Ben bu sözü hayatım boyunca unutmadım.

“Tiyatrodan kırgın ayrıldım ama…”

Şehir Tiyatroları’ndan ayrılık sizin için nasıl bir kırılmaydı?

Şehir Tiyatroları’ndaki ilk oyunum 1965 yılında oynadığım Haldun Taner’in “Eşeğin Gölgesi” olmuştu. Son oyunum ise “Ahududu” oldu. Aradan geçen yaklaşık 38 yılın ardından, 2003-2004 sezonu açılışında distribüsyon tahtasında adımı figürasyon kadrosunda gördüm. Listede Burçin Oraloğlu, Uğur Kıvılcım, Orhan Alkaya ve Başar Sabuncu gibi isimlerle birlikte yer alıyordum. Eve döndüm. Kızım itiraz etti ama kararımı vermiştim. Emeklilik dilekçemi yazdım. Tiyatroya bile gitmeden, bize yakın oturan sahne amirliği sekreterinin evine gidip dilekçemi teslim ettim ve sessizce ayrıldım. Bugün dönüp baktığımda hâlâ şunu düşünüyorum: Annesini, babasını, anneannesini toprağa verip yine de sahneye çıkan bir oyuncunun emeğine saygı gösterilmeliydi. Ben tiyatrodan kırgın ayrıldım ama yıllarımı verdiğim sahneye olan sevgim hiç eksilmedi.

Tiyatronun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Tiyatro ölümsüz bir sanattır. Doğduğu günden bugüne kadar varlığını sürdürdü ve bundan sonra da sürdürecektir. Bunu hep söylerim; tiyatro ölmez. Ölümsüz olan her şey gibi uzun yaşar. Bugün tiyatronun biraz desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Umarım ekonomik koşullar düzelir, tiyatrolar çoğalır, seyirci artar. Musahipzade Celâl gibi ustaların eserleri yeniden sahnelenir. Çünkü onlar bizim tiyatro tarihimizin önemli parçalarıdır. Ben tiyatronun geleceği konusunda umutluyum. Bayrak şimdi gençlerin elinde ve onların bu ölümsüz sanatı geleceğe taşıyacağına inanıyorum.

“Tiyatrocu Olmak mı, Olmamak mı?” kitabını yazmaya nasıl karar verdiniz?

Hiçbir anıyı biriktirmiyordum. Yalnız, çok uzun yıllar önce, yaklaşık yirmi yıl boyunca ufak tefek notlar alıyordum. Onların bir gün kitap hâline geleceğini hiç düşünmedim. Sonraları kendiliğinden oluştu. Ama notlarım çok seyrek ve çok azdı. Bu kitabı yazmak benim boynumun borcuydu. Çünkü bu kitapta hem günümüze hem de çok eski yıllara uzanan anılar var. Bunları gençler de öğrensin, bilsin istedim. Tiyatronun ne denli sağlam temeller üzerine kurulduğunu görsünler istedim. Sevgili Münir Özkul’un dediği gibi, “Tiyatro iki kalas bir heves.” Ben de buna yürekten katılıyorum.

"Bir sanatçının gözünden Türkiye "

Günümüzü ve ülke gündemini takip ediyor musunuz? Bugün yaşananlara bir sanatçı gözüyle baktığınızda neler hissediyorsunuz?

Pek çok değerin, isteyerek ya da istemeden, o değerler yeterince tanınmadan ve anlaşılmadan yok edildiğini görüyorum. Bunu biraz da politikayla özdeşleştiriyorum. Bir sanatçı gözüyle baktığımda derin bir üzüntü hissediyorum. Hatta zaman zaman büyük bir zavallılık hissi duyuyorum. Olmaması gereken pek çok şeyin yaşandığını görüyorum. Bir sanatçı olarak bunları kabul etmek kolay değil. Ama umudumu kaybetmiyorum. Daha güzel günlerin geleceğine inanmak istiyorum.

“Korku duygusunu ilk kez 6-7 Eylül’de tattım”

1- 6-7 Eylül olaylarını çocuk yaşta yaşadınız. O geceyi ve sizde bıraktığı duyguyu bugün nasıl hatırlıyorsunuz?

Balıkhane’de, denize birkaç metre uzaklıktaki küçük evlerden birinde doğmuşum. O evi çok hatırlamıyorum ama Pancar Sokak 58 numaradaki evimizi bütün ayrıntılarıyla hatırlıyorum. Beş odalı, iki büyük sofalı, ahşap tavanlı kâgir bahçeli bir evdi. Bahçemizde büyük bir incir ağacı, papaz eriği ağacı ve sarı güller vardı. O gece kız kardeşim Aznif’le üst kattaki odamızda yatıyorduk. Birden sokaktan gelen gürültülerle irkildik. Ne olduğunu anlayamadığımız, ürkütücü seslerdi bunlar. Pencereden dışarı baktığımızda bir grup gencin sokağa girdiğini gördük. “Nereden başlayalım ulan?” diye bağırıyorlardı. Birinin beyaz mintanı vardı, üzerindeki cam kırıklarını silkelerken hâlâ gözümün önünde. O sırada mahallemizde oturan Mesude abla dışarı çıktı. Onlara, “Burası Müslüman sokağı, burada Hristiyan yok. Hergelelere bak be! hadi basın gidin buradan!” diye çıkıştı. O kadar sert ve kararlı konuştu ki gençler geri çekildi. Mesude abla onların gitmesini bekleyene kadar sokakta durdu. Allah gani gani rahmet etsin ona. Ama biz çok korkmuştuk. Korku duygusunu ilk kez o gece tattım. Kız kardeşime sarılıp mutfağa indik. Benim için 6-7 Eylül’ün en büyük izi budur: korkuyu öğrenmek. Oysa bizim mahallemizde hayat çok güzeldi. İnsanların birbirini tanıdığı, bayramların birlikte kutlandığı bir yerdi. Yaz gecelerinde sokağa kilimler serilir, yıldızları seyrederek uyunurdu. Ben o gece, o güzel dünyanın bir anda değişebileceğini gördüm. Daha sonra Beyoğlu’na gittiğimizde kırılmış vitrinleri, yerlere saçılmış eşyaları gördük. Tramvay, Markiz ve Lebon’dan saçılmış çikolataların üzerinden geçiyordu. O görüntüler beni çok derinden sarstı…

17.06.2026 10:15

Schengen vizesinde ‘ticari davetiye’: Erken randevular nasıl bulunuyor?

Schengen vize randevularında yaşanan kriz sürerken, bazı aracıların turistik seyahat edecek kişilerin başvurularına ticari davetiye ekleyerek daha hızlı randevu aldığı iddiası gündeme geldi.

Schengen vizesinde ‘ticari davetiye’: Erken randevular nasıl bulunuyor?

Fotoğraf: CardMapr.nl/Unsplash

17.06.2026 14:04

Öğretmenler mücadelelerini sürdürüyor: 'Mahkemelerden sonuç çıkmadı, çareyi alanlarda buldum'

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası önünde mücadelesine devam eden öğretmenler, taleplerini iletmek için AKP ve MHP genel merkezlerine gitti. Öğretmenler haklarını alana kadar mücadele edeceklerini dile getirdi.

Öğretmenler mücadelelerini sürdürüyor: "Mahkemelerden sonuç çıkmadı, çareyi alanlarda buldum"
17.06.2026 11:32

Sedef Tersanesi’nde son dakika 'satış' sözleşmesi: İşçiler 'sendika istifa' diyerek yürüdü

Sedef Tersanesi işçileri 18 Haziran’da greve çıkmaya hazırlanırken, Dok Gemi-İş işçilere sormadan toplu sözleşmeye imza attı. İşçiler sendika istifa sloganları ile sendikayı protesto etti.

Sedef Tersanesi’nde son dakika "satış" sözleşmesi: İşçiler "sendika istifa" diyerek yürüdü

Fotoğraf: @DGDSEN/X

İçerik yükleniyor...

(İşçi Sendika Servisi)
17.06.2026 12:51 / Güncelleme: 13:49

Üyelikleri silinen CHP'li vekil sayısı 9'a çıktı: Meclisteki milletvekili sayısı 129'a düştü

Mutlak butlan kararı sonrası Kılıçdaroğlu'nun "tedbiren" yönetime getirildiği CHP'de ihraç istemiyle YDK'ye sevk edilen 9 CHP'linin parti üyelikleri silindi. Böylece CHP'nin milletvekili sayısı 129'a düştü.

Üyelikleri silinen CHP'li vekil sayısı 9'a çıktı: Meclisteki milletvekili sayısı 129'a düştü

Fotoğraf: ANKA

17.06.2026 13:54

Tez Koop-İş Sendikası Samsun Şubesi'nden 15-16 Haziran açıklaması: İşçi sınıfının teslim olmayan iradesidir

15-16 Haziran işçi direnişinin yıl dönümünde açıklama yapan Tez Koop-İş Samsun Şubesi; “emeğin örgütlü iradesinin sermayeye ve onun siyasal temsilcilerine karşı yükseldiği en büyük mücadele günlerinden biridir” dedi.

Tez Koop-İş Sendikası Samsun Şubesi'nden 15-16 Haziran açıklaması: İşçi sınıfının teslim olmayan iradesidir

Fotoğraf: Evrensel

17.06.2026 08:16

Samur Halı işçisi kölelik sözleşmesini kabul etmiyor: Serveti biz yaratıyoruz, sefaleti kabul etmiyoruz

Biz bugüne kadar hep yan yana durduk, hep birlik olduk. Bu zorlu dönemi de yine sarsılmaz birliğimizle, direnerek ve hakkımız olanı söke söke alarak geçireceğiz.

Samur Halı işçisi kölelik sözleşmesini kabul etmiyor: Serveti biz yaratıyoruz, sefaleti kabul etmiyoruz

Fotoğraf: Google maps

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!